Yüce Allah’ımız insana irade vererek maddi-manevi her konuda dilediğimiz gibi seçim yapma yetkisini de bizlere ihsan etmiştir. Küfrü de seçebiliriz, imanı da, yararlı olanı da seçebiliriz, zararlı olanı da. Seçim sonuçları her koşulda ve mutlaka bizim için bağlayıcıdır. Doğru seçim yap, nimetlere gark ol, yanlış seçim yap, zulmetlere gark ol. Gelelim 3 turlu seçim sistemine. Bence birinci tur Allah rızasına uygun olmalı. Her neyi seçeceksek önce Allah rızasına uygun mu, değil mi? onu tespit etmeliyiz. Uygunsa ikinci tura geçebiliriz. İkinci turda seçtiğimiz şey bize fayda mı verecek, zarar mı verecek, doğru mu olacak, yanlış mı olacak? Mutlaka bunu ayrıntılarıyla görmeliyiz. Bilgimizi, aklımızı, yeteneklerimizi, bu turda sonuna kadar kullanmalıyız. Ola ki bilgimiz, görgümüz yetmedi; mutlaka bir bilene danışmalıyız. Üçüncü turda ise yaptığımız seçimin başka insanlara, çevreye ne faydası var, ne zararı var? onu hesaplamalıyız.
Son turu da başarıyla geçtiysek seçimimiz hayırlı uğurlu olsun.
Bugünün insanının (çoğunluğun) en büyük problemi; tek turlu seçim… Neyi seviyor, neyi beğeniyor, nefsi neyi çekiyorsa onu tercih ediyor. Yanlış meslek tercihleri, yanlış evlilikler, korkunç müsriflikler hep bu tek turlu seçim sonuçlarından dolayı.
İnanan insanlar olarak siyasi tercihlerimizi de, sosyal tercihlerimizi de buna göre yapmalıyız. Yüce Allah tercihleri nefis yapsın diye insanı yaratmamış. Nefisle ilgili tercih yapılacaksa daima nefsi terbiye etme konusunda tercih yapılmalı.
İnsanı doğrudan, iyiden, hayırlıdan uzaklaştıran en önemli şey: nefis… Nefis terbiye edildiğinde şifa, terbiye edilmediğinde öldürücü bir zehir oluyor.
Günümüz insanı böle yapmaz, böyle düşünmez. Günümüzün şartları başka, ihtiyaçları başka, anlayışları başka… Bütün bunlar nefsin bir aldatmacası.
Şartlar bilimde, teknolojide, iktisatta değişiyor. Ağızda, burunda, gözde, nefiste değil.
Zamanı ve nefsi yaratan dünü de biliyor, günümüzü de, geleceğimizi de…
Nefsimize mazeret aramayalım; doğru olanı, hayırlı olanı yapmaya yol arayalım.
Seçimimiz asla tek turlu olmasın, üç turlu olsun. Görülecektir ki günümüzün şartları hayra daha fazla vesile oluyor, daha fazla doğru olan yapılıyor. Ne diyelim tercih sizin. Bizim gönlümüz üç turlu seçimden yana.
Yabani Hayvanların ve İnsanların Yönetme Sanatı
Siyasetin bin bir türlü tanımı yapılmış. Tanımların birçoğunda yönetim terimi geçiyor. Kurumları yönetmek, ülkeyi yönetmek, sorumlu olduklarımızı yönetmek, iktidar olarak yönetmek gibi…
Bazı hayvanlar üzerinden bir siyasi analiz yapmak istersek; Atların, eşeklerin, ineklerin yabanileri de var. Milyonlarca yıldır doğal ortamlarında yaşıyorlar. Kendilerini ve sürülerini mükemmel yönetiyorlar, diğer bir deyişle mükemmel bir siyaset yapıyorlar. Açlık, fakirlik, gelir dağılımı adaletsizliği gibi hiçbir dertleri yok. Sağlıkları elverdiğince yiyip içip ürüyorlar. Barınma problemleri, çevre kirliliği problemleri hiç yok. Birçok doğal düşmanları var ama sadece zayıf hasta olanlar temizleniyor, sağlıklı nesil varlığını hep sürdürüyor. Savaş yok, kölelik sorunu yok, sınıf farkı yok.
Doğal ortamlarından alınan ve evcilleştirilen, hatta siyaset terimimin de çıkış noktası olan atlara, eşeklere, ineklere gelince; yönetim hayvanlardan insanlara geçtiğinde uyuz eşekler, burnu düşmüş atlar, bol et verimi için tonlarca ağırlığa çıkartılmış obez inekler…
İnsan idaresinde olan bu hayvanların bitmeyen sağlık sorunları, sömürünün daniskası, en küçük bir itaatsizlikte belinde kırılan sopalar, büyük çevre kirliliği…
Olumsuz ne ararsanız var.
Hayvanların doğal ortamında mükemmel başardığı siyaseti acaba insan kendi ortamında niye başaramıyor?
En büyük sünnet, peygamberlerin yaptıklarını yapmaya çalışmaktır diye bas bas bağırıyoruz. Acaba o mübarek Allah elçileri ahlakı nasıl yönetmişler, aklı ve ilmi nasıl yönetmişler, merhamet sevgi ve adaletle nasıl bir siyasi örnek oluşturmuşlar?
Aileyi, okulu ve toplumu ve ülkeyi yönetmeye kalkmadan önce kendimizi, kendimizde yaratılan ahsen-i takvim özelliklerimizi öğrenip yönetsek nasıl olur acaba?
Acaba peygamberi kalbimizle, akıl ve ahlakımızla değil dilimizle okuduğumuz için mi hayvanların becerebildiği kadar bile siyaseti beceremiyoruz? İnsanoğlu büyük sünneti yerine getiremez ise Peygamberin de incineceği kesin.
Kısaca İnsan olarak özümüzde yaratılan, doğuşla getirdiğimiz “ Ahsen-i Takvim” özelliğimizi öğrenip ona bağlanmalıyız. Kurtuluş da ancak buna göredir.