Ülkemiz Temmuz 2015’ten beri terör kıskacı içerisinde çok zor ve sıkıntılı günler yaşamaya devam ediyor. Geride bıraktığımız on sekiz ay içerisinde terör saldırılarında ne yazık ki gerek sivil vatandaşlarımızdan gerekse güvenlik güçlerimizden yüzlerce insanımızı kaybettik. Terör unsurlarının kökü ve mihrakı dışarıda olsa da ne yazık ki insan kaynakları içimizden temin edilmektedir. Her gün medya organlarında gündemin ilk sırasını alan terör mevzuunda yazar, akademisyen ve uzmanların yorumlarını izleyip dinlemekten artık gına geldik. Bir kanaldan diğerine koşarak güya kamuoyunu aydınlatmaya, bilgilendirmeye gayret eden aydın tabakasının bir türlü meselenin temeline inemediklerini, konunun içerisine girmeyip etrafında nafile dönüşler yaptıklarını esefle izlemekteyiz.

Ülkemizin niçin kalkınmış, ileri ve uygar ülkelerin gerisinde kaldığını bu aydın tabakasının durumu bize çok iyi anlatıyor. Buradan malum zevata şunları soruyorum: Bu vatanda doğup büyüyen, okullarında okuyan, Müslüman ana ve babaların çocukları niçin bu vatana, bu millete ve devletine düşman oluyor? Niçin içinden çıktığı, her şeyini borçlu olduğu bu aziz milletin fertlerine silah çekebiliyor? Niçin vatanının, devletinin ve milletinin değil de yabancı devlet ve unsurların amaçları için çalışıyor? Bunlar nasıl kandırılıyor? Bunlar kandırılırken, yanlış yollara itilirken biz neredeydik? Hangi kurum ve kişiler görevlerini yapmadılar? Kimler bile bile bu ihanete alet oldular ve olmaktalar? Niçin Almanya ve Japonya’da böyle terör örgütleri yok? Niçin onlar ileri düzeyde teknoloji üreterek tüm dünyaya pazarlıyor da biz hala onların pazarı durumundayız? Haydi! Bu soruların da cevabını verin de ülke ve dünya gerçeklerini bildiğinizi kabul edelim.

Yıllardan beri ilericilik, çağdaşlık, laiklik ve demokrasi diye milletin değerlerine saldıran, bunu bir rant kapısı yapıp milletin derdine zırnık kadar derman olamayıp sadece millete tepeden bakıp horlamasını bilen, zeka ve ilim fukaraları! Yukarıdaki soruların cevapları sizi pek ilgilendirmez değil mi? Sahibinin sesi, çarpık düzenin yılmaz savunucuları, aydın geçinen cühela zavallılar, size sesleniyorum: Yıllardan beri devam edegelen hatalar zincirini, günah kervanlarını, putlaştırılmış ideolojileri, kaşarlanmış, küflenmiş projeleri savunmaktan vaz geçin artık. Biraz gözünüzü açın, gerçekleri görün, halkı anlamaya çalışın, Hakkın yanında olun, peşinden gittiğiniz tarihin çöplüklerindeki işe yaramaz ideolojileri tekrar tekrar getirip ortalığı kirletmekten vaz geçin. Neymiş Efendim? Bütün cemaatler de ellerine fırsat geçerse aynı FETÖ gibi darbe yaparlarmış. Hadi ordan! hadi ordan! Seni gidi gâvur aşığı seni! Sen önce, kendi dinini, tarihini, medeniyetini öğren.

Dünyanın neresinde bizim ülkemizde ki gibi kendi dinine, öz değerlerine, tarihine ve milli kültürüne yabancı ve kısmen de düşmanlık yapan bir aydın tabakası vardır acaba? Biz Müslüman bir milletiz elhamdülillah. O halde mensup olduğumuz dinin ana kaynaklarını okuyup öğrenmeden nasıl olur da bu din ve mensupları hakkında yorum yapabiliriz? İşte bu olsa olsa Türkiye’de olur. Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’in bir kez dahi mealini okumadan İslam’ı nasıl anlayabiliriz? Son ve Hak din İslam’ın tebliğcisi, açıklayıcısı ve uygulayıcısı son Peygamber Hazreti Muhammed (S.A.V.)’in hayatını, öğütlerini ve davasını idrak etmeden, O’nun yolundan gidip, O’nun gibi yaşamadan nasıl iyi bir Müslüman olabiliriz? Biz ki, bin yıl bu topraklarda ve etrafındaki üç kıtada büyük devletler kurmuş, bütün dünyaya hükmetmiş, adalet ve medeniyet dağıtmış bir ecdadın torunlarıyız. Biz bu şuura, bu ruha sahip olmadan nasıl diğer devletlerle yarışacak ve bu ülkeye sahip olacağız? İşte zurnanın zırt dediği nokta burası. Eğer ülkeye hizmet konusunda samimi iseniz, bu noktaya gelin, bunları konuşun.

Bu ülkenin okullarında bu milletin evlatlarına din diye yanlış ve eksik şeyler öğretilecek. Tarih diye boş, faydasız veya bir kısmı yalan ve yanlış bilgiler verilecek. Kendi kültür ve medeniyetine yabancı, amma elinkine hayran nesiller yetiştirilecek, sonra da bunlar birilerinin güdümüne girecek, gidip dağa çıkacak, hainlerin pençesine düşecek, ondan sonra yıllarca terör konuşulacak, bedel ödenecek, çocuklar yetim, kadınlar dul kalacak, ana ve babalar yaralı olacak. Bütün bunlara rağmen hiçbir zaman meselenin temeline inilmeyecek, bu derdin gerçek teşhisi konulup tedavisine gidilmeyecek, pansuman tedbirlerle vakit kaybedilecek, sonra hastalık tüm bedene yayılınca da kalkıp samimi Müslümanlar suçlanacak, öyle mi? Sizi gidi taklitçiler sizi…

Küresel ırkçı emperyalizmin kıskacından kurtulmanın mücadelesini veren ülkemizin her alanında hala daha onların davulunu çalan, borusunu öttüren, hala daha ezberletilmiş yanlışlarının peşinden koşan, çareyi kendimizde değil yabancı adreslerde arayarak gaflet ve dalalet içerisinde bocalayan, sözüm ona aydınlar var. Yaklaşık üç asırdan beri yakalanmış olduğumuz batılılaşma hastalığının tüm mikrop ve virüsleri bünyemize önemli ölçüde zarar vermeye devam ediyor. Artık bunlardan kurtulmanın zamanı geldi, geçiyor. Elimizi çabuk tutalım, zararın neresinden dönülürse kardır kabilince yeni nesillere sahip çıkalım, onları her türlü zararlı akım ve görüşlerden koruyalım. Dinimizin saf ve düzgün akidesini onların kalplerine koyalım, onları İslam ahlakıyla yetiştirelim, onları öz kültür ve medeniyetimizin faziletleri ile şuurlandıralım. Her gencimiz bu aziz milletin bir ferdi olmanın gururu ve onuruyla hayata atılsın, ülkesini, milletini ve devletini yüceltmek için çalışsın. “Bu çok mu zor?” Hayır, çok kolay.

Âlemlerin Rabbi ve Mutlak Hüküm Sahibi Allah (C.C.) ilk insan, babamız Hazreti Âdem (A.S.)’den beri bize her iki cihanda kurtuluşu sağlayacak kuralları içeren tek kurtuluş yolu Din-i Mübin-i İslam’ı elçileri aracılığı ile bildirmiş ve insanlığı uyarmıştır. Son Elçi Hazreti Muhammed (S.A.V.)’e bu dinin en mükemmel ve son şekli Kur’an-ı Kerim ile bildirilmiş ve O da ashabı (R.Anhum) ile birlikte bu kitabı hayatlarına uygulayarak bize model olmuşlardır. Bu model Anadolu coğrafyasında ecdadımız tarafından yüz yıllarca hayata geçirilmiş ve üstün bir medeniyet kurulmuştur. Biz tarihten silinmeye çalışılan o kadim medeniyetin üzerindeki külleri temizleyerek bu coğrafyada onu yeniden inşa edeceğiz inşallah. Bu inşa çalışmasına da eğitimden başlayacağız. Devlet ve millet olarak el ele vereceğiz. Her kes üzerine düşen görevi yapacak, fedakârlıkta bulunacak. Ali İmran Suresi 104. Ayeti Kerimede Yüce Rabbimiz: “İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa eren onlardır.” Buyurmakta. İşte biz de bu emri yerine getirmenin gayretiyle çırpınıyoruz. Haydi hayırda yarışmaya, buyurun ” doğru reçeteye”. Rabbimiz (C.C.) bizleri kurtuluşa erenlerden kılsın. Amin.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz