23 Ekim 2018 günü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk Bey “2023 Eğitim Vizyonu” adıyla bundan önce kendi bakanları tarafından ihmal edilip de ortaya konmamış olan, içinde bir takım “vaatler” bulunan bir vizyon belgesi açıkladılar.

Bu vizyon belgesine kendileri tarafından ne denli “muhteşem, harikulade” denmesi, bizi böylesi bir belgeden mahrum bırakmış olan önceki altı bakanın eğitim vizyonunu o nispette küçültecek ve eski bakanların kulaklarını çınlatacaktır.

Zira 16 senedir sürdürülen eğitim politikaları, aynı tek aklın direktifleriyle yönetildiği için herkes şimdi şunu düşünüyor: Peki böylesi güzel bir vizyon belgesi daha önce neden hazırlanmadı da 16 senedir “habbe” olarak görülen onca problem, bugün eğitim sistemimizde “kubbe” olarak karşımızda durmaktadır?

Ancak maalesef bundan önceki bakanların eğitim sorunlarını ele alış biçimlerinde görüldüğü gibi yeni bakan da muhteva yönüyle konuya “batıcı, materyalist” bir bakış açısı ile yaklaşmış. Yaklaşımlarında “İslami, ahlak ve maneviyat” eksenli bir bakış açısı görülmüyor. Nesillerimizi, kalbine Allah’ın (cc.) korkusu yerleşmiş nesiller olarak yetiştirmek yerine, AB normlarına uygun, vizyon ve misyon sahibi bireyler olarak yetiştirmenin gayreti içindeler. Biz bu gayreti, yürütülen Erasmus, Socrates ve Leonardo vs. gibi projelerin kapsam ve amaçlarında da görmekteyiz.

Bu belge ile alakalı olarak “dil eğitimi” konusuna şu detaylar dikkate alınmalıdır:

  1. Yabancı dil eğitimi öğrenci merkezli bir yaklaşımla, öğrencilerin bilişsel düzeylerine uygun metodolojiler kullanılarak ele alınacaktır.
    Öğretim yaklaşımları sadece öğrenci merkezli değil, öğrenci – öğretmen, öğretmen – öğrenci ve öğrenci – öğrenci arasında “multilateralinteraction / çokyönlü etkileşim” ve “feedback / dönüt alma”ya dayalı, dilin gramer yükünden arındırılarak daha çok konuşma becerisinin kazandırılmasına yönelik olarak sınıflar adeta bir “conversationclup / konuşma kulübü” ortamına dönüştürülerek yürütülmelidir. Ancak başarılı bir dil öğrenimine yönelik olarak ortaya koyduğumuz bu hedef, öğrenciler mezun olduklarında, öğrendiği gramer bilgisinin sorulduğu sayısız sınava tabi tutuldukları cendereden kurtulamadıklarından dolayı pek mümkün olmamaktadır.
  2. Disiplinler arası yaklaşımla, Matematik, Fen, Sosyal Bilgiler ve Görsel Sanatlar gibi farklı disiplinlerin İngilizce dil eğitimine entegrasyonu sağlanarak, öğrencilerin yabancı dili kullanımlarını farklı alanlara aktarmaları mümkün kılınacaktır…
    Matematik, Fen, Sosyal Bilgiler ve diğer disiplinlerin İngilizce ile entegrasyonuna çaba gösterirken bu alanda yetişmiş öğretmen kadrosuna sahip değilken ve bu maksada müteallik yazılmış kaynak eserlere sahip değilken böyle bir çabaya girmek; saydığımız ders içeriklerindeki bilimin, bilim kısmının öğrencilerde yok olmasına buna mukabil, öğrencilerce sadece yabancı dil içeriğinin kazanılmasıyla neticelenecektir.
  3. Okul ve program türlerine göre yabancı dil beceri ve ihtiyaçları yapılandırılacaktır.
    Bu tür bir yapılanma elbette çok faydalı olacaktır. Lakin böyle bir çabaya girmek, usta bir kaptan ve sağlam bir pusula olmadan okyanusta demir almaya benzer ki böyle bir yolculuk, sonu hayal kırıklığı ile sonuçlanacak bir macera olacaktır.
  4. Öğretim programlarının ülke sathında tek tip olarak uygulanmasından vazgeçilecektir.
    Ülkemiz 16 seneden de fazla süredir, okul türü ne olursa olsun, kültür İngilizcesi’ni tüm okul türlerinde eğitim alan öğrencilere dikte ederek adeta hastalığına bakılmaksızın tüm hastalara aynı perhiz verilmektedir. Turizm merkezinde bulunan bir camide imamlık yapan bir imama sadece “kültür İngilizcesi” öğretildiği hâlde imam, turistlerin irşat edilmesi için gerekli olan terminolojik alt yapı ile yetişmelidir.
  5. Ders saati sürelerine ilişkin esnekleştirilmiş, düzenlemeler yapılacaktır.
    Bu da doğru bir yaklaşım olacaktır. Zira meslek liselerinde ders saatleri 40 dakika olarak düzenlemesine sabitlenmiş bir anlayış, mesleki uygulama derslerinin verimliliğine balta vuracaktır.
  6. Zorunlu seçmeli yabancı dil dersleri ihtiyaçlar doğrultusunda tanzim edilecektir.
    İnsan fıtratının yapılması zorunlu olanı yapmamak ve yapılması yasak olanı da yapmak gibi bir temayülü vardır. Özellikle yabancı dil olarak öğrencilere sadece İngilizce, Almanca ve Fransızca vs. dikte edilmemeli, bunun yanı sıra Arapça, Çince ve Rusça gibi dillerin de dünyada konuşulduğu ve her meslek gurubunun bu dillerden en az birisini kullanmaya ihtiyaç duyacağı öğrencilere kabul ettirilmelidir.
  7. TRT ile iş birliği yapılarak çizgi film animasyon vb. konularda alt yazılı ve doğrudan yabancı dilde üretilmiş özgün prodüksiyonlar kazandırılacaktır.
    Bu yaklaşımı da doğru buluyorum. Lakin müfredat hazırlanırken verilecek hedef dilin asla batı tarzı bir hayat biçiminin özendirilmesi için araç olarak kullanılmadan İslami şuur ve ahlakın temel alındığı bir yaklaşım benimsenmelidir. Aksi hâlde evlatlarımıza yabancı bir dil öğretelim derken İslam’a ve kültürümüze yabancılaşmış, kalbine Allah korkusu yerleşmemiş, aksine tüm benlik ve ruhu materyalist dünya görüşüne teslim olmuş bir nesil ortaya çıkar ki ortaya çıkan bu nesil, asla ülkemizi ve geleceğimizi emanet edeceğimiz “Asım’ın nesli” olmayacaktır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz