Ana Sayfa Milli Şuur 57. Sayı 28 ŞUBAT’IN 24. YILI

28 ŞUBAT’IN 24. YILI

Darbecilerin hedeflediği toplumsal mühendislik projesi gerçekleşmiyordu. Tek partili dönemden beri baskıyla, zulümle, yasaklarla insanımızı dinden koparmak istedikleri hâlde başarılı olamadılar.

26
0
© Milli Şuur

28 Şubat 1997 tarihinde Milli Güvenlik Kurulu tarafından alınan kararlar üzerine başlayan süreç “Postmodern Darbe” olarak bilinmektedir. Bu darbe siyasi tarihimizde daha önce yaşanan darbelerin müdahale biçim ve aygıtlarından farklılık arz eden bir darbedir.

Gerek 1960 darbesi gerekse 12 Eylül darbesi birer askerî darbeydi ve sadece siyasete ve siyasi kimliği olanlara karşı yapılan darbelerdi. 28 Şubat darbesi ise askerin öncülüğünde ve kontrolünde toplumun laik kesiminin bütün medyasıyla, STK ve sendikalarıyla hem iktidara hem de mütedeyyin İslami camiaya karşı kışkırtıldığı ve örgütlendiği bir süreç olmuştur. Bundan dolayıdır ki 28 Şubat süreci, etkileriyle “toplumsal mühendislik projesi” olarak hâlen varlığını sürdürmektedir.

28 Şubat’a götüren nedenler dendiğinde birçok yazar 1994 yerel seçimlerini baz almış ama bitişi konusunda çok farklı görüşler ortaya konmuştur. Bin yıl süreceği söylenen sürecin; kimine göre Başbakan Necmettin Erbakan’ın başbakanlıktan istifa etmesiyle, kimine göre de Refah Partisi’nin kapatılmasıyla bittiği söylenir. Bazı yazarlar ise AKP’nin kurulması ve hükümet olmasıyla sürecin bittiğini söyler.

Olayın üzerinden 24 yıl geçmesine rağmen oluşturduğu toplumsal dejenerasyona bakılırsa esas sürecin AKP’nin iktidara gelmesiyle başladığını söylemek de mümkün. 28 Şubat’ın asıl aktörlerinin bu süreçte yapabildikleri tek şey baskıyla hükümeti istifaya zorlamak, Milli Görüş partilerini kapatmak ve özellikle başörtüsü yasaklarını yaygınlaştırmak olmuştur.
Süreç boyunca yapılan Fadime Şahin, Müslüm Gündüz, Ali Kalkancı haberleri gibi kurgusal haberler, her ne kadar laik kesimin daha da azgınlaşmasına ve tesettürlü kadınlarımıza dil uzatmalarına varmışsa da; tarikat, cemaat ve cemaat liderlerinin imajını sarsmışsa da, yapılan bütün baskı ve zulümler Müslüman camia üzerinde sonuçsuz kaldığı gibi camianın birbirine daha da kenetlenmesine ve dik durmasına sebep olmuştur. Tabi camiadan görünüp de darbecilerle ortak hareket eden Fetullahçı gurup ve marjinal birkaç gurubu hariç tutmak gerek.
28 Şubat sürecinin toplum nezdindeki en büyük aktörü medya idi. Toplumsal mühendislik görevini bir yerde medya üstlenmişti. Yukarda değindiğim Fadime Şahin, Müslüm Gündüz kurgusal haberlerinin ana amacı da bu idi: Tesettürlü, iffet timsali kadın imajını yıkarak bütün tesettürlü kadınları Fadime Şahin algısına indirgemek.

Bu algı ne yazık ki toplumun büyük kesiminde hedefine ulaşmıştı. 28 Şubat medyasının temel görevi, devlet katında alınan kararları, tıpkı kendisinin yaptığı gibi kamuoyunun da sorgulamadan benimsemesi için çaba göstermekti. (Bu açıdan günümüz iktidar medyası ile 28 Şubat medyası arasında büyük benzerlikler var.) Bütün bunlara rağmen İslami camiada bir kırılma, bir dejenerasyon meydana gelmedi.

Darbecilerin hedeflediği toplumsal mühendislik projesi gerçekleşmiyordu. Tek partili dönemden beri baskıyla, zulümle, yasaklarla insanımızı dinden koparmak istedikleri hâlde başarılı olamadılar. İslami kesimin sistemin dışına atılması çözüm olmayınca sistemin içinde hatta sistemin başında ama sistemin bir dişlisi hâline getirilmesi yoluna gidildi. 2002 yılında Ak Parti macerası da böylece başladı.

CHP’nin ve diğer laik kesimin yapacağı her toplumsal mühendisliğe karşı dik duruş sergileyecek, mitingler düzenleyecek İslami camia böylece manipüle edildi. Müslümanlar iktidardaydı. İslami camia gözünü kapatıp rahat bir uyku çekebilirdi artık. Bu öyle derin bir uyku oldu ki bir türlü uyanmadık, uyanmıyoruz.

28 Şubat sürecinde Dinç Bilgin’in sahibi olduğu ATV’nin Fadime Şahin kurguları tesettürlü kadınlarımızı ve kızlarımızı yozlaştırmadı ama sayın Cumhurbaşkanımızın hısımı Sadık Albayrak’ın sahibi olduğu ATV’nin Müge Anlı’lı, Esra Erol’lu programları kadınlarımızın tesettürünü de ahlakını da iffetini de bozdu.

LGBTİ destekçisi, İstanbul Sözleşmesi’ni savunan başı örtülü, İslamcı (!) kadın ve kızlar özellikle iktidar cenahında arz-ı endam etmekte. Dinç Bilgin’in sahibi olduğu Sabah ve Takvim gazetelerine çıplak kadın resmi var diye düşman olan mücahitler, bugün siyasetin kontrolündeki Sabah ve Takvim gazetelerini baş tacı eden İslamcı (!) Kemalistlere dönüştüler.

Başta İstanbul Sözleşmesi olmak üzere aileyi, kadınları ve çocukları ifsat etmeyi hedefleyen bütün projeleri bugün iktidarda bulunanlar değil de darbeciler yapmaya çalışsalardı başaramazlardı. Zinayı suç olmaktan çıkaramazlardı. Domuz etini kasaplık et olarak reyonlara koyduramazlardı. Çünkü İslami camia anında tepki koyardı.

Oysa bütün bunlar, darbecilerin yok etmek istediği İslami camianın büyük desteğiyle iktidara gelen hükümet tarafından hayata geçirildi. Sonuç olarak yapana değil yapılana bakmak gerekir. 28 Şubat aktörleri iktidarda olmasa da zihniyetinin iktidarda olduğunu görmek gerekir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz