Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah (c.c)’a hamd ederim. Salât ve selâm, peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’ya, âline ve sahabelerine olsun.

Allah Teâlâ, âlemlerin RABBİDİR. Rab, terbiye eden ve yetki sahibi olandır. Rab, varlıklar âlemini yaratan, terbiye ederek geliştiren, onları maddi ve manevi olgunluğa götüren, terbiyenin bütün gereklerine malik ve her şeye sahip olan Allah’tır. Allah’tan başkasının hükmünü reddetmek, O’nun kullarına ikram ettiği İslam’ı, din ve düzen olarak bütün batıl din ve düzenlerden üstün tutmak, bütün mahlûkatı O’nun mutlak hâkimiyetine teslim olmuş bilmek, Allah’ı gerçek rab olarak tanımak demektir. Allah Teâlâ İslam’ı, bütün insanların dünya ve ahiret saadetlerinin tek çaresi olarak göndermiştir. İslâm, insanları kulların zulmünden, Allah’ın adaletine götürür. Biz Müslüman bir toplumuz. Müslümanlık, İslam’ın her konudaki emirlerini yerine getirmektir. Terbiye, her varlığın kendi sınırları içinde tekâmül etmesi demektir. Her varlık bizzat Allah tarafından terbiye edilmektedir. Eğitim kelimesinin karşılığı olarak kullanılan “terbiye” mefhumu “rab” kelimesinin bir türevidir. Biz okuyacağız, ancak bu okuma soyut bir okuma olmayacaktır. Biz okumalarımızı ALAK 1: “Yaratan Rabbinin adıyla oku” ayetinde emredildiği gibi yapmak zorundayız. Yani yaratan Rabbimizin adıyla okuyacağız. Başkalarının adına okuma yapmayacağız.

Bir ülkenin en önemli meselesi eğitimdir. Evlatlarını doğru yetiştiren ülkeler ve topluluklar geleceklerinden emin olurlar. Müslüman bir toplum olarak eğitimde temel tercihimiz Kur’an, Sünnet ve salim fıkıh olmalıdır. Çünkü yardım etmek, yol göstermek, yön vermek, değiştirmek, tasarruf etmek, korumak, hâkim ve egemen olmak, sakındırmak, yasaklamak ve emretmek gibi eğitimle ilgili tüm alanlarda yetki ve gücü tümüyle elinde bulunduran yalnız Allah’tır. Rab ve ilah olarak Allah Teâlâ’yı telkin etmeyen bir talim ve terbiyeden hayır gelmez.

Bir ülkenin en önemli meselesi eğitimdir. Evlatlarını doğru yetiştiren ülkeler ve topluluklar geleceklerinden emin olurlar.

AVRUPA BİRLİĞİ

Bir gerçeği görmek zorundayız. Türkiye bugün, diğer alanlarda olduğu gibi eğitim konusunda da batının materyalist değerlerini “din ve düzen” olarak esas kabul etmiştir. Bu tercih İslam’dan kopmak anlamına gelmektedir. Bu gerçek görülmeden, eğitimde yaşadıklarımıza doğru yerden bakmak mümkün olmaz. Türkiye’de eğitim nizamına, muhteva olarak Yahudilik, Hıristiyanlık ve inkârcı felsefe hâkimdir. Yani Türk eğitiminin patronu Avrupa Birliğidir. Bunun en sıcak delillerinden birisi, 16-17 Kasım 2016 tarihlerinde Ankara’da MEB Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü’nün “Türkiye ve AB Ortak Değerleri: Eğitim Sistemine Yansımaları-2” adıyla düzenlediği konferanstır. Konferansın açılışında konuşan MEB Müsteşarı Yusuf Tekin özetle şunları söylemiştir: “Öğrenciler AB’yi Öğreniyor Projesi’nin temel çıkış noktası, Türkiye’nin AB üyeliği sürecinde, kamuoyu desteğinin azalmaya başladığı bir dönemde, bu desteği artırmak ve bu sürecin daha sağlıklı yürümesi için öğrencilere okullarda AB’yi ve AB değerlerini öğretmekti. Bunun için de bir tane temel parametremiz vardı; Türkiye’de öğrencilerin Avrupa Birliği’ni hem kurumsal yapı itibarıyla hem de değerler itibarıyla öğrenip özümsemelerini arzu ettik…” Bu beyanlarıyla Sayın Yusuf Tekin, AB değerlerinin öğrencilere öğretilmesi hedefinden söz ediyor. Yani Bakanlık, Müslüman milletin evlatlarına İslam’ın ulvi değerlerini öğretmiyor da AB’nin şirke, ırkçılığa ve inkâra dayanan değerlerini öğretiyor ve bunu kendisi için önemli bir görev sayıyor. Konferansta konuşma yapan AB Türkiye Delegasyonu Başkan Yardımcısı Büyükelçi Gabriel Munuera Vinals ise: “Türkiye, AB’nin bir parçasıdır. AB çok farklı geleneklere sahip devletleri bir araya getiriyor. Biz ortak değerleri paylaştıkça AB başarılı olacak. Türkiye AB’ye giderek yakınlaşmaktadır.” diye konuşmuş. Türkiye’nin giderek AB’ye yakınlaşması, o da biliyor ki, İslam’dan uzaklaştırılarak oluyor. Burada “Türkiye ve AB Ortak Değerleri” ifadesine dikkat çekmek isterim. Bu ortak değerlerin Demokrasi, insan hakları, hukuk devleti gibi şeyler olduğu söylenmektedir. Burada ifade edilen ile eylem arasında büyük zıtlıkların olduğunu bilmemiz ve görmemiz gerekir. Avrupa Birliği, ortak eğitim politikası oluşturmak için bir “AB Eğitim Komisyonu” oluşturmuştur. Bu komisyon, birliğin eğitim politikaları ve hedefleri konusundaki kararlılığını göstermektedir. Avrupa Birliğinin eğitim politikalarının özünde İslam düşmanlığı vardır. Onlar bu düşmanlıklarını da hiçbir zaman gizlemiyorlar.

AB’NİN EĞİTİM HEDEFİ

AB’nin en önemli eğitim hedefi müşrik, ırkçı ve inkârcı nesiller yetiştirmektedir. Böyle bir nesli yetiştirmek ancak İslam düşmanlığı ile mümkündür. Böyle bir nesli yetiştirmek için eğitimde işbirliği içinde olmak AB hareketinin önemli bir parçası sayılmıştır. Bu işbirliği ile Avrupa’nın gelecekteki yöneticileri olacak gençlerin Avrupalı bir eğitim ve şuuruyla yetiştirilmesi esas alınmıştır. Bunun temel amacı ise nesillere Avrupalılık bilincini aşılamaktır. Avrupalılık bilinci ise Haçlı ve Siyonist şuura sahip olmaktır.

Avrupa Birliğinin eğitim politikalarının özünde İslam düşmanlığı vardır. Onlar bu düşmanlıklarını da hiçbir zaman gizlemiyorlar.

AB EĞİTİM PROĞRAMLARI

AB hedeflediği Avrupalılık bilincinin oluşması için bir dizi programlar hazırlayıp yürürlüğe koymuştur. Bu eğitim programları; SOCRATES (Genel Eğitim Programları), LEONARDO DA VINCI (Mesleki-Teknik Eğitim Programı) ve YOUTH (Gençlik Programı) olmak üzere üç alt programdan oluşmaktadır. Türkiye de SOCRATES Programının eylem alanları içerisinde yer almaktadır ve olabildiğince işbirliği yapmaya çalışmaktadır. Genel olarak amacı, aktif bir Avrupa vatandaşı olmaları yolunda gerekli olan temel yaşam becerilerini elde etmeleri için yardım etmek, okullar ve öğretmen yetiştiren kurumlar arasında uluslararası işbirliği şeklinde ifade edilmektedir. SOCRATES programının; 1- Erasmus: Yükseköğretim, 2- Comenius: Üniversite öncesi örgün eğitim, 3- Grundtvig: Yetişkin eğitimi ve hayat boyu eğitim, 4- Minerva: Uzaktan eğitim ve eğitimde bilgi ve iletişim teknolojileri gibi önemli alt unsurları bulunmaktadır. LEONARDO DA VINCI programı ile mesleki eğitim düzeyinin yükseltilerek teknoloji ve sanayideki gelişmelerden yararlanmayı sağlamak, mesleki eğitim ve öğretimin her seviyesindeki kişilerin Avrupa çapındaki hareketliliğini artırmaktır.

Türkiye’de eğitimde AB ne derse o oluyor. İşin özeti budur. Üzüleceğimiz şey, eğitim yöneticilerimizin, Müslüman insanlar olmasına rağmen, İslam düşmanı bir anlayışın kuyruğuna takılmış olmalarıdır.

YOUTH, AB Eğitim ve Gençlik Programlarının üçüncü ayağını oluşturur ve 15-25 yaş arası gençlerin projelerini hayata geçirmesini destekler. Genel olarak amacı; genç insanların Avrupa’yı keşfetmeleri için önlerindeki uygun seçenekleri artırmak, etkin ve sorumlu vatandaşlar olarak yapılandırılmasında rol almalarını sağlamaktır. Bütün bu AB Eğitim Programlarının tek hedefi, iyi eğitim ve ortak kültür ile donatılmış, katı İslam düşmanı bir “Avrupalı” kimliği oluşturmaktır. Bu bilgiler ışığında net olarak denilebilir ki, iktidar mensuplarının bir medeniyet hedefi olarak benimsedikleri AB, Türkiye’de eğitimin tek patronudur. Yöneticilerin zaman zaman AB aleyhine yaptıkları konuşmalar sadece milletin gazını almaya yönelik anlamsız beyanlardır. Türkiye’de eğitimde AB ne derse o oluyor. İşin özeti budur. Üzüleceğimiz şey, eğitim yöneticilerimizin, Müslüman insanlar olmasına rağmen, İslam düşmanı bir anlayışın kuyruğuna takılmış olmalarıdır. Milyonlarca memleket evladının maneviyatını karartan bir eğitim anlayışını topluma dayatıyorlar ve bundan da hiçbir kaygı duymuyorlar. Bu böyle gitmez! Müslüman bir ülkenin evlatlarının eğitimi, İslam’a düşman bir birliğin insafına terkedilemez. Bu olumsuz hal, Milli Görüşün yani Saadet Partisinin güçlü bir şekilde iktidara gelmesine kadar da böylece devam eder. Bu tespit, siyasi bir karşıtlık adına olmayıp, ilmin ve hakikatin rehberliğinde yapılmıştır.

TÜRKİYE İLE AB’NİN HİÇBİR ORTAK EĞİTİM DEĞERİ YOKTUR 

Türkiye ile AB ülkeleri arasında hiçbir ortak eğitim değeri yoktur. Her şeyden evvel AB, bir Hıristiyan ve Yahudi birliğidir. Batı medeniyeti dediğimiz zaman bu iki dinin müştereken oluşturduğu değerlerden söz etmiş oluyoruz. Bunların ürettiği bu değerler, insanlığın ortak değeri olarak pazarlansa da aslında sadece kendilerine ait olan değerlerdir. Kendileri için yararlı olan bu değerler, diğer insanlar için zulümdür ve zillettir. Batı medeniyeti bir şirk, inkâr ve zulüm medeniyetidir. Bu medeniyetin insanlığa teklif ettiği ne varsa hepsi şer şeylerdir.

Düşünün, tekraren düşünün, peşinden gittiğimiz batılılar nasıl bir ilaha inanıyorlar? Her şeyden önce onlar, bizim inandığımız Allah’a bizim gibi inanmıyorlar. Müslümanlar olarak bizler, “Kelime-i Tevhid” yani tevhit kelimesi ile ifade edilen bir Allah inanışına sahipken, onlar zannettikleri bir varlığa ilah olarak inanmaktadırlar. Bu konuda şu ayetlerin meallerini dikkatlice okuyalım. TEVBE 30- 31: “Yahudiler, Üzeyir Allah’ın oğludur, dediler. Hıristiyanlar da, Mesih (İsa) Allah’ın oğludur dediler. Bu onların ağızlarıyla geveledikleri sözlerdir. (Sözlerini) daha önce kâfir olmuş kimselerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin. Nasıl da (haktan bâtıla) döndürülüyorlar. (Yahudiler) Allah’ı bırakıp bilginlerini (hahamlarını); (Hıristiyanlar) da rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i (İsa’yı) rabler edindiler. Hâlbuki onlara ancak tek ilâha kulluk etmeleri emredildi. O’ndan başka ilah yoktur. O, bunların ortak koştukları şeylerden uzaktır.” Bu ayet, Yahudi ve Hıristiyanların sahip oldukları ilah anlayışlarını reddediyor ve kınıyor ve onların da tek bir ilaha inanıp kullukta bulunmalarının emredildiğini bildiriyor.  MÂİDE 73: “Yemin olsun ki «Allah, üçün üçüncüsüdür» diyenler de kâfir olmuşlardır. Hâlbuki bir tek Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. Eğer, diye geldiklerinden vazgeçmezlerse, içlerinden kâfir olanlara acı bir azap isabet edecektir.” Bu ayet, Allah’a isnat edilen “üçün üçüncüsüdür” inanışını küfür olarak ilan etmektedir. Allah’tan başka ilah yoktur. Özellikle Yahudiler, Allah’a bir takım yakıştırmalarda bulunmayı adet haline getirmişlerdir. MAİDE 64: “Yahudiler, Allah’ın eli bağlıdır (sıkıdır), dediler. Hay dedikleri yüzünden elleri bağlanası ve lânet olasılar. Bilakis, Allah’ın elleri açıktır, dilediği gibi verir…” Allah onları, zatı hakkında ileri geri konuşmalarını, O’na batıl isnatta bulunmalarını yasaklamıştır. NİSA 171: Ey Kitap Ehli, dininiz konusunda haddi aşmayın. Allah’a karşı gerçek olandan başkasını söylemeyin. Meryem oğlu İsa Mesih, ancak Allah’ın peygamberi, Meryem’e ulaştırdığı (emriyle onda var ettiği) kelimesi ve o, Allah tarafından gelen bir ruhtur. Öyleyse Allah’a ve peygamberlerine iman edin, “(Allah) üçtür” demeyin. Kendi iyiliğiniz için bu inanışa son verin. Allah, ancak bir tek ilahtır. O, çocuk sahibi olmaktan uzaktır. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O’nundur. Vekil olarak Allah yeter.”

AB’yi talim ve terbiyede esas kabul etmek, onları rab edinmek anlamı taşır. Bu ise bu yola gireni helak olmaya götürür. Türkiye, talim ve terbiyesini AB’nin insafına terk etmekten vazgeçmelidir.

Bu ayet mealleri gösteriyor ki, bugün batı medeniyetini birlikte inşa eden Yahudi ve Hıristiyanlar ile bizim aramızda hiçbir ortak değer yoktur. Bu ayetlerin de ortaya koyduğu gibi biz niçin onlar için vaat edilen cehenneme girmek için onlarla birlikte olmanın yolunda bulunuyoruz? AB’yi talim ve terbiyede esas kabul etmek, onları rab edinmek anlamı taşır. Bu ise bu yola gireni helak olmaya götürür. Türkiye, talim ve terbiyesini AB’nin insafına terk etmekten vazgeçmelidir. Zira Allah’ı rab kabul etmenin zorunlu gereklerinden biri de eğitim prensipleri konusunda Allah’ın koyduğu hükümlere ters düşmemektir. AB’nin eğitimle ilgili ilkelerini Allah’ın hükümlerine tercih etmek derin bir cehaletin ürünü sayılmalıdır. Bizim eğitimdeki şiarımız “Önce Ahlak ve Maneviyat” olmalıdır. Milli Görüş dediğimiz şey de budur. Allah, hepimizi hidayetine tabi olanlardan eylesin. Selam hidayete tabi olanlara…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz