Ana Sayfa Milli Şuur 57. Sayı ADALET

ADALET

Adaleti gözetmek toplumların huzuru ve devamı için zaruridir. Bir toplumda hak, sahibine verilmezse dirlik ve düzen bozulur.

28
0

“Halikın namütehani adı var en başı Hakk
Ne büyük şey kul için Hakk’ı tutup kaldırmak”
Mehmet Akif Ersoy

El –Adl: Çok adil olan, asla zulüm etmeyen, hak ile hükmeden, adalet sahibi manalarına gelmektedir.

“Adalet” kelimesinin sözlük anlamı ise; Hak ve hukuka uygunluk; hak ve hukuku gözetme ve yerine getirme, doğruluk; herkese kendine uygun düşeni, kendi hakkı olanı verme, adil olma durumudur. Terim olarak ise adalet, insanların sahip oldukları hakların belirlenmesini ve bu hakların sahiplerine teslim edilmesini sağlayan temel değerdir.

Adaletli kimse, hak sahibine hakkını verir. Güçlü de olsa haksıza karşı durur, işi ehline verir. Ölçüyü ve tartıyı dosdoğru yapar.

Adaleti gözetmek toplumların huzuru ve devamı için zaruridir. Bir toplumda hak, sahibine verilmezse dirlik ve düzen bozulur.

İslam’ın en önemli iki kaynağı Kur’an-Kerim ve Peygamber Efendimizin sünnetidir. Kur’an’ın birçok ayetinde ve Peygamberimizin hadislerinde adaletten bahsedilmektedir. Bunlardan bazılarına kısaca bir göz atalım:

“… Şüphesiz ki Allah, adil davrananları sever.” (Hucurat – 9)

“Muhakkak ki Allah; adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder. Çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl – 90)

“Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin sizi adil davranmamaya itmesin. Adaletli olun; bu Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış)dır…”(Maide – 8)

“Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor.”(Nisa – 58)

“Kim doğru yola gelirse ancak kendi lehine gelmiş ve kim de saparsa ancak kendi aleyhine sapmıştır. Kimse kimsenin günahını çekmez. Biz peygamber göndermedikçe kimseye azap etmeyiz.” (İsra – 15)

“Ey iman edenler! Kendiniz, anne babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) Zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik ederken gerçeği) çarpıtırsanız veya (şahitlikten) çekinirseniz (bilin ki) şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Nisa – 135) buyrulmaktadır.

Adaletli kimse, hak sahibine hakkını verir. Güçlü de olsa haksıza karşı durur, işi ehline verir. Ölçüyü ve tartıyı dosdoğru yapar.

Peygamber Efendimiz de: “Sizden önceki insanların (bazı rivayetlerde israiloğullarının) helâk olmalarının sebebi, aralarında ileri gelen (zengin) kimseler hırsızlık yapınca suçun cezasını vermeyip zayıf (ve fakir) kimseler hırsızlık yapınca ceza uygulamalarıdır. Bu canı bu tende tutan (Allah)a yemin ederim ki Muhammed”in kızı Fâtıma hırsızlık yapsa, onun da elini keserdim!” buyurmaktadır.

Hz. Ömer’in Adaleti

Adaletten bahsedip de Hazreti Ömer’i anmamak olmaz. O’nun adaletini yansıtan birçok olay anlatıla gelmiştir. Bunlardan biri şöyle gerçekleşmiştir: Hz. Ömer, ashaptan Übey b. Ka’b ile bir konuda anlaşmazlığa düşer. Bu sorunu çözmek için birlikte, hukuki davalara bakan sahabelerden Zeyd b. Sabit’e giderler. Zeyd, misafirler gelir gelmez özellikle Halife Ömer’e hürmet edip oturması için yer açar. Bu durum Halife Ömer’in hoşuna gitmez ve hemen karşı çıkar. “Vereceğin kararda ilk adaletsizliği yaptın. Ben Üvey ile aynı yerde oturacağım”der. Üvey b. Ka’b davasını ileri sürünce Hz. Ömer onun iddiasını kabul etmez. Bu durumda Hz. Ömer’in yemin etmesi gerekmektedir. Zeyd, Übey’e hitaben, ”Halifeye yemin ettirme. Davacı olduğun kişi bir başkası olsaydı sana böyle bir teklifte bulunmazdım” der. Hz. Ömer bunu da ayrıcalık kabul ederek hemen yemin eder. Ardından da Zeyd hakkında şöyle der: “Ömer ile herhangi bir Müslüman onun yanında aynı konumda olmadıkça Zeyd b. Sabit hakimlik görevini hakkıyla yerine getirmiş olmaz.” Hz. Ömer ilk etapta kendi lehinde görülen durumu kabul etmeyerek adaletten yana tavır sergilemiştir.

Adaletle alakalı Fatih Sultan Mehmet Han’ın başından geçen bir olay ise şöyledir: Hızır Bey, İstanbul kadısı iken, bir Hristiyan mimar geldi. Fatih Sultan Mehmet Han’dan şikayetçi olduğunu söyledi. Hızır Bey, mimarı dinledi. Fatih, bugünkü Ayasofya Camii’nden daha yüksek kubbeye ve daha üstün mimari hususiyetlere sahip bir cami yaptırmak istemiş ve o mimar bu işe talip olmuş ama Müslümanların, Ayasofya’dan daha üstün bir esere sahip olmalarına gönlü razı olmamıştı. Mısır’dan bin bir zahmetle getirilmiş olan sütunların yüksekliklerini kısa tutmuş ve kubbenin yüksekliği de Ayasofya’dan alçak olmuştu. Sultan, sütunların kasıtlı olarak küçültüldüğünü anlayıp çok hiddetlendi. Mahkeme edilmeden mimarın eli kesildi.

Hızır Bey, konuyu araştırdı. Şahitlerle beraber padişahı da mahkemeye çağırdı. Fatih, mahkeme salonuna girince başköşeye oturmak istedi. Kadı, hiç çekinmeden; “Oturma begüm, hasmınla yüzleşmek üzere, mahkeme huzurunda ayakta dur!” dedi. Sultan derhal söylenen yere geçti. Fatih Sultan Mehmet, Kadı Hızır Bey’in şahsında, İslamiyet’in adil hükümleri karşısında bulunmaktaydı. Kadı: “Sen bu zimmînin elini kestirdin mi?” deyip söze başladı. Mahkeme neticesinde; “Sen, Murat oğlu Mehmet! Mahkeme edilmeden bu zimminin elini kestirdiğin için kısas olacaksın! Senin elin de onunki gibi kesilecek. Eğer Hıristiyan mimarı razı edebilirsen, ölünceye kadar onun ve ailesinin geçimini temin etmek karşılığında elini kesilmekten kurtarabilirsin!” dedi. Herkesle birlikte padişah da tam bir sükunet içerisinde kararı dinledi. Hristiyan mimar, bu ulvi karar karşısında daha fazla dayanamadı. Ağlayarak padişahın ellerine kapandı. Mimar, ailesiyle birlikte Müslüman olmakla şereflendi.

Mahkeme yeri boşaldıktan sonra Kadı Hızır Bey ve Sultan Fatih yalnız kaldığında Sultan: “Eğer padişahlığımdan korkup haksız bir karar verseydin billahi kılıcımla kelleni kesecektim” der. Hızır Bey de kürsünün altında sakladığı topuzu çıkarır: “Hünkârım siz de padişahlığınızdan gururlanıp şeriat mahkemesinin kararını dinlemeseydiniz, billahi bu topuzla başınızı ezerdim” diye karşılık verir.

Yine milli şairimizle bitirelim:

Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu.
İrticanın şu sizin lehçede manası bu mu?
Mehmet Akif Ersoy

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz