Su, ateş ve ahlak dostluk kurmuşlar; dolaşırlarken birbirlerini merak etmeye başlamışlar.
Suya sormuşlar: “Kaybolursan seni nasıl bulacağız?”
Cevap: “Nerede bir şırıltı, çağıltı duyarsanız ben oradayım.”
Ateşe: “Seni yitirirsek ne yapalım?”
Ateş: “Bir duman gördüğünüz yerde ben varım.”
Sıra ahlaka gelince, cevap şu olmuş:
“Beni kaybederseniz, bir daha bulamazsınız!”

Yukarıdaki hikaye bendenizin kaleme aldığı ve geçen ay Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık tarafından neşredilen, “Hayatı Güzelleştiren Hikayeler” kitabından alıntıdır.
Tarihle bilgi, belge ve bulgularla sabittir ki; ahlakı kaybeden toplumlar adaleti de kaybetmiş ve de toplum hızlı bir şekilde çökmüştür. Sosyolojide, “anomi” diye tabir edilen olgu, işte tam olarak toplumun adalete ve ahlakını kaybettiğinde belirsizliğe, çürümeye ve hatta çökmeye işaret eden bir kavramdır. Anomi toplumun bireylerine az kültürel ve ahlaki rehberlik durumudur. Toplumun bireyle olan sosyal bağının kopması tanımıdır. Örnek olarak; haksız yönetim sonucunda, sosyal kimliğin bireysel düzeye inerek ufak parçalara indirgenmesi ve bireyin toplum değerlerine karşı olması verilebilir.

Adalet Mülkün Temelidir
Adaleti dünyada herkese adilane dağıtan Hz. Ömer ve torunu Ömer ibn-i Abdülaziz, adeta devletin dininin “adalet” üzere bina edildiğine işaret etmişlerdir. Çünkü adalet olmazsa, bir nevi din de olmaz. Çünkü ülkeler küfür ile idare olunur ama zulüm ile yani adaletsizlik üzerine asla yönetilemezler. Hz. Ömer’den mülhem, Türkiye dahil birçok devletin meclis kürsülerinin hemen başında: “Adalet Mülkün Temelidir” sözü, duvarlara yazılmasından öte zihin ve gönüllere de işlenmesi gereken çok önemli bir terazidir. Hz. Ömer, Kur’an’dan ve Hz. Peygamberimizin uygulamalarından öğrendiği yönetim biçimini adalet üzerine bina etmiştir.

“Adalet Mülkün Temelidir”

Hazreti Ömer (r.a)

“Kenar-ı Diclede bir kurt kapsa koyunu, gelir de adl-i ilâhi Ömer’den sorar onu!” şeklindeki ifadeyi, Hz. Ömer’e izafe eden Mehmet Akif Ersoy, bu ifadeye Safahat’ındaki “Koca Karı ile Ömer” şiirinde yer vermiştir. Dicle’de bir koyun sahipsiz kalırsa, onun hesabını Ömer’den sorar derken adaleti kastetmektedir. Akif referansını Asr-ı Saadet’ten almıştır.

Adalet teorisi!
“Ne güneşin doğuşu, ne de güneşin batışı adaletin tecellisi kadar hayranlık vericidir.” der Aristoteles. İnsanlığın, ahlak ve adaletin dili ortaktır. Bu ortak dil, insani ve hukuki değerler olmadan, medeniyetleri inşa etmenin mümkün olmayacağını bildirmektedir. Medeniyeti etkin kılmanın yolu ahlak ve adalet eğitimiyle olabileceği, ahlak ve adaletin olmadığı yerde medeniyetten söz etmenin mümkün olamayacağı bilinmelidir.

Adalet kavramı eşitlik kavramıyla yakından ilişkilidir. Eşitlik kavramının iki farklı boyutu bulunmaktadır. Bunlar; hukuki-siyasal eşitlik ve ekonomik eşitliktir. Hukuki-siyasi eşitlik yasalar önünde herkesin eşit muamele görmesi, eşit siyasal haklara sahip olması, insan hak ve özgürlüklerinin yasalar önünde korunmasıdır. Aslında bir adalet teorisi geliştirmek demek, bir toplum teorisi geliştirmek demektir. Bütün düşünce tarihi boyunca adalet konusunda söyleyecek bir şeyleri olan hemen hemen her düşünürün, aynı zamanda adalet anlayışına dayanan veya onun etrafında biçimlenen bir toplum teorisi de geliştirdiği görülmektedir.

Ahlak ve adalet!
Ahlak, Arapça “hulk” kelimesinin çoğuludur. Bu kelime de; seciye, huy, tabiat, din, insanın iç ve dış dünyalarını ifade eder. Arapça “Ahlak-ı hasene” iyi ahlak, “ahlak-ı zemime” ve “ahlak-ı seyyie” kötü ahlak anlamına gelmektedir. Ahlak kavramı batı dillerinde de şöyle kullanılmıştır: Yunanca “ethos” ve Latince “mos” kelimelerine dayandığı etimolojik olarak kabul edilmektedir. İngilizcede ahlak kelimesinin karşılığı olarak kullanılan “ethics” kelimesinin kökeni ise Yunanca “ethos”tan gelmektedir. İngilizcede ahlak kavramını ifade temek için kullanılın “morality” kelimesi, Latince “mos” kelimesinden türetilmiştir.

Ahlak, belli bir yer ve zamana özgü olarak, iyi davranışlarla kötü davranışların tanımlarını yapan ve kurallarını koyabilen bilimdir. Din dışı ahlak altında, ferdiyetçi ahlaklar (mutluluk ahlakı, vazife ahlakı, varoluşculuk ahlakı) immoralism (ahlaksızlık ahlakı), sosyolojik ahlak, psikolojik ahlak, biyolojik ahlak gelmektedir. Dini ahlaka, ilahiyatçı ahlak da denilmektedir. Dini ahlak, gücünü doğaüstü bir güçten alır. Ahlakın ilahi bir emirden doğduğunu kabul eder. Dini ahlak olarak; İslamiyet, Hristiyanlık ve Yahudilik ahlakı söylenebilir.

Bilimler ahlaktan beslenir!
Ahlak, oldukça geniş kapsamlı bir konudur. Bilimlerin tümü ondan beslenirler. Ahlak, hiçbir bilime dayanmamasına karşılık, bütün bilimler, hayatın hizmetinde örgütlenmek için ona dayanırlar. O bütün bilginin “en üstün iyi”sidir. Ahlak, bilimlere insan varlığını anlamaları için ışık tutar. Bilimler onu kendi açılarından yorumlarlar. Ahlak, dört farklı alana denk düşen anlamlarla karşılık bulmaktadır. Bunlardan birincisi; toplum tarafından ortaya konmuş ve benimsenmiş davranışların bütünü anlamını karşılamaktadır. İkincisi; belirli normlara bağlı olarak sergilenen davranışlardır. Üçüncüsü; pek nadir kullanılan, törebilim anlamına gelmektedir. Dördüncüsü; ahlak felsefesi, yani etiktir.

Aslında, ahlak bir taleptir, bir neden değil ve bizim ahlaki hayatımız benliklerimiz arasındaki ve içindeki bir çatışmadan ibarettir. Bu durum bütüncül ahlak anlayışını modern dünyada yetirmektedir. Ödev biçimine bürünmüştür ahlak. Bizi anlamlı bir hayata götüren seçimlerimize rehberlik etmeye değil, bu seçimlerimizi kısıtlamaya çalışmaktadır.

Ahlak bir toplumun hayat biçimi ve sesidir. Tamamıyla toplumun üyelerine seslenmektedir. Bireyin toplumsal hayat biçimiyle uyumlu olabilecek davranışlara rehberlik etmektedir.

Bilimlerin tümü ondan beslenirler. Ahlak, hiçbir bilime dayanmamasına karşılık, bütün bilimler, hayatın hizmetinde örgütlenmek için ona dayanırlar.

Sevgi ahlakı!
Doğru anlamıyla adalet, sevgiden doğar.

Sevgi Hukuku ve Sevgi Ahlâkı’nın davranış kuralları biribirini tamamlarlar.

Hukuk’un temel kavramı, yaptırımlar (müeyyide) getirebilen “adalet”dir.

Adalet, “zorunlu ahlâklılık” demektir. Ahlâk daha yüceyi hedefler: nifak ve riya üzerine Hukuk Devleti bina edilmez.

“Adalet” asgarî ahlâklılıktır. Bir kimsede, yöneticilerde, bu da olmazsa neye yarar?

Medeniyet ve Siyaset…
Aristo insanı “zoon-politikon” (siyasal canlı) olarak nitelemişti. İslâm düşünce literatüründe bu nitelendirme, tabiatı itibariyle insanın medenî bir varlık olduğu (medeniyyün bit’-tab’) şeklinde karşılık buldu.

İnsan, tek başına bütün ihtiyaçlarını karşılamaktan acizdir. İhtiyaçlarını karşılayabilmesi için diğer insanlarla dayanışma ve yardımlaşma mecburiyetindedir. Bunun için toplumda iş bölümü yapılmalı, her insan özel işte maharet kazanmalı ve sonra da herkes; ihtiyaç duyduğu şeyleri, kendi ürettiklerine karşılık olarak vermek suretiyle elde etmeye çalışmalıdır. Bu da toplumun çok iyi organize olmasını ve iyi idare edilmesini gerektirir. İşte bu; “Medeniyet Siyaseti”dir.
Toplum ne denli iyi idare edilirse, o denli huzurlu ve mutlu olur ve böyle bir toplum sonraki nesiller için de örnek teşkil eder.

Gelişmemiş toplumlarda fertlerin kabiliyet, bilgi ve becerileri de heder olur.
Medeniyetin cansız unsuru binalar, canlı unsuru ise insanlardır. Ancak insanları gelişi güzel cansız binaların içine soktuğumuzda bir medeniyet ortaya çıkmaz.

Gelişmemiş toplumlarda fertlerin kabiliyet, bilgi ve becerileri de heder olur.

Toplumsal bilinç!
Toplu halde yaşayan insanların, en yüksek toplumsal hayat düzeyine ulaşması için adaletli bir yönetim biçimine ihtiyaçları vardır.

Medeniyetler şehirlerde kurulmuş, medeniyetleri şehirliler kurmuştur.
Bilim ve teknolojinin bu kadar geliştiği zamanımızda dahi, bina denilen gelişi güzel barınaklarda, sözüm ona şehir denilen yerlerde, kalabalıklar halinde yaşayan insan toplulukları vardır.

Bir medeniyet için en önemli unsur toplumsal bilinçtir. Öyleyse herkes, fert olarak şahsî ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştığı gibi, toplumun ihtiyaçlarını da karşılamaya çalışmalıdır.
Herkes bilmelidir ki; insanların şahsî ihtiyaçlarının en yüksek düzeyle karşılanması, herkesin en yüksek düzeyde toplumun ihtiyaçlarını da karşılamaya çalışmasına bağlıdır.

Ferdin mutluluğu toplumun mutluluğunda, toplumun mutluluğu da ferdin mutluluğundadır.
Fert ve toplum arasındaki ilişkinin sağlam temellere oturtulabilmesi için de adaletli bir yönetim biçiminin oluşturulması gerekir.

Medeniyet, toplumun adalet ve ahlak ilkeleri doğrultusunda organize edilmesi ve yönetilmesi demektir.

Medeniyet, siyasetsiz olmaz. Bu anlamda siyaset ve yönetim, medeniyetin temel unsurları arasında yer almaktadır. Ancak siyaseti, öyle; bir kişinin veya bir zümrenin, toplum adına kural koyup, ona kendi istekleri doğrultusunda şekil vermek anlamında bir yönetim tarzı olarak düşünmek büyük hatadır.

Eğitim

Bir toplumda eğitimin nasıl olması gerektiğine ilişkin cevabı, o toplumun benimsemiş olduğu veya ağırlıklı olarak uyguladığı eğitim felsefesi verir.

Bireylerin, psiko-sosyal açıdan sağlıklı bir şekilde gelişmeleri ve yaşadıkları çevreye uyum sağlayabilmeleri için onlarla olan olumlu sosyal etkileşim oldukça önemlidir.

Fert ve toplum arasındaki ilişkinin sağlam temellere oturtulabilmesi için de adaletli bir yönetim biçiminin oluşturulması gerekir.

Sosyal bir varlık olan insanın diğer insanlarla ilişkilerinde iletişim becerileri önemli rol oynar. Etkili bir iletişim becerisine sahip olan birey hem kendisine hem de çevresine kolay bir şekilde uyum sağlayabilir. Bu sayede kendini ayarlayabilmenin yolunu öğrenir ve nerede nasıl davranacağına dikkat eder. Böylece olaylara, durumlara ve geleceğe iyimser bir bakış açısı geliştirir.

İnsanın ilişki sahası, merkezden çevreye doğru gittikçe genişleyen daireler şeklinde ortaya çıkar. Bu dairenin odak noktasında aile bulunur.

Çok önemli toplumsal kurum: Aile
Aile çevresinde dünyaya gelen insan, doğumdan bir süre sonra; anlamak, konuşmak, hareketlere tepki vermek gibi ruhi ve fiziki nitelikte davranışlar kazanır.

Aile, özellikle yaşamın ilk yıllarında çocuğun gelişimini destekleyen en önemli kurumdur. İnsanın kişiliğini kazanmasına, hayata hazırlanmasına en çok tesir eden çevrelerin başında aile ocağı gelir. İnsanın ömrü boyunca en çok etkisi altında kaldığı bu aile çevresi, insani ilişkilerin başladığı ilk iletişim alanıdır.

Aile ocağında ilişkiler uyum içersinde sürdürülüyorsa orada çocuklar huzurlu ve mutludur. Aile, insan ilişkilerinin sergilendiği bir sahne gibidir. Çocuk, bu sahnede insan ilişkilerini bütün yönleriyle gözlemler ve yaşar.

Çocuk dünyaya sadece kendi istekleri açısından bakan bir canlıdır. Eğitimin amaçlarından birisi de çocuğun dünyaya, insanlara ve olaylara sadece kendi istekleri açısından değil de birçok açıdan ve boyuttan bakabilme yeteneğinin geliştirilmesi olmalıdır.

Sonuç
İnsanlığın, ahlak ve adaletin dili ortaktır. İnsanlık için olmazsa olmaz; ahlak ve adalettir. Bu iki kavram düzgün işlemediği ve toplumda yerini bulmadığı zaman kargaşa ve zulüm olur. Ahlak ve adaletten yoksun toplum ve devletler yok olmuşlardır. Bunların örneklerini tarihin her döneminde bulmak mümkündür. Ahlak ve adalet gibi bu ortak dil, insani ve hukuki değerler olmadan, medeniyetleri inşa etmenin mümkün olmayacağı bilinmektedir. Medeniyeti etkin kılmanın yolu ahlak ve adalet eğitimiyle olabileceği, ahlak ve adaletin olmadığı yerde medeniyetten söz etmenin mümkün olamayacağı bilinmelidir.

Ahlak ve adaletin ilk verileceği yer hiç şüphesiz başlangıçta aile ocağı ve daha sonra okullardır. Bu iki kavram ferdin benliğinde belirgin bir şekilde yer etmelidir. Ahlak ve adalet eğitimi hayatın her safhasında verilmelidir. Özellikle ortaöğretimde, “Adalet ve Ahlak” veya “Ahlak ve Adalet” isminde bir ders müfredata konulurak okullarda okutulmalıdır.

Medeniyeti etkin kılmanın yolu ahlak ve adalet eğitimiyle olabileceği, ahlak ve adaletin olmadığı yerde medeniyetten söz etmenin mümkün olamayacağı bilinmelidir.

İstikbale hazırlanan gençlere kültür, edebiyat ve geçmişimizi tanıtmak üzerimize düşen vecibedir. Milletler kendi öz değerlerini iyi anlayıp öğrenirlerse istikbal için geçmişteki hatalara düşmezler.

Eğitim ve öğretimde ahlak ve adalet kavramları doğru ve düzgün bir şekilde öğrencilere öğretilirse, gelecek nesil oluşturacağı dünyaya düzgün bir yerden bakmış olur.
Unutulmamalıdır ki; devletin dini adalet ve dahi ahlaktır. Adalet ve ahlak ise milletin birlik ve beraberliğinden geçer. Vesselam…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz