Bismillahirrahmanirrahim. Hamd Alemlerin Rabbi Allah Azze ve Celle’ye, Salatu Selam Fahri Kainat Efendimiz Muhammed Mustafa Sallallahualeyhi Vesellem üzerine olsun.
Günümüz insanı yorgun… Günümüz insanı aceleci… Günümüz insanı her an başarı paniğinde… Günümüz insanı hep en iyi olma derdinde… Günümüz insanı “an” içinde her an kendi ile… Kalmadı elinde asası ile mağrur dolaşan dervişler. Kalmadı bahçesinde bohçasını komşu kızına gösterirken yanağı hafif kızaran gelinler. Kalmadı pantolonuna üçüncü yamayı attırırken “İyi dikesin usta hemen eskimesin.” diyecek kanaat sahibi yiğitler.

Geçmişini harcayan toplumdan geleceğini ipotek ettiren bir topluma farkında olmadan bir geçiş yaptık. Yaşamadığımız yarınları bankalara borçlandık. Yiğide borç kamçısı veren yakınlar, uzak oldu. Yarınlar artık bizim değil. Biz kendimizi bilmedikten sonra, yaşadığımız “an” değil, girmişiz bir hayal dünyasına… Sanal dünyalar hediye ettik çocuklarımıza. Ne çocuklarımız bizden biri, ne biz onlardan sorumlu bir aileyiz. Bedenini besleyip, zihnine en iyi başarı tohumları ekmekteyiz. Kalbi acıkınca; sevgi isteyen, ilgi isteyen, ilim isteyen kalplerini teknolojik tıpalarla kapatıp sessiz çığlıklar içine gömmekteyiz. Çocuklarımızı diri iken teknoloji bataklığına defnedip, çürümeyen bedenini okşayarak teselli bulmaktayız. Kalbi çürüyor çocuğun, kim farkında! Anne mağrur ve edalı çalışan iş sahibi… Baba dünyalar kuruyor her gün; iş takibi derdinde… Ezan ve namaz bizden çok uzakta.

Ezanlar doldursa da kulağı, kalbe gitmiyor o mübarek ses,
Secdelerde zikrin fısıltıları sadece bir alımlık nefes…
İlim ehli olmak için ayet ve hadis ile dilimizi süsledik, kalbimizde dünya sevgisi ölümü sevdirmeyi başkaları için zannettik. Rol model olamadık çocuklarımıza ve bizde rol model alamadık Aleyhissalatuvesselam Efendimiz Muhammedi!…
“Andolsun ki Allah’ın Rasulü’nde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için, güzel bir örnek vardır.” (Ahzab 21.) Oysa ne biz bu ilahi emrin şuuruna vardık, ne de çocuklarımıza bu şuurda örnek olabildik. Bizim en büyük çelişkimiz tam da burada kendini açık ediyor: Şuurun farkında olamayacak kadar şuursuz dünya hayatına girmişken, çocuklarımıza nasıl etki bırakacağını sorgulamadan onları, teknolojinin kucağına teslim ediverdik. Öğrenci ve Yaşam Koçluğu programımda bana gelen her iki öğrenciden birinde teknolojik bağımlılık, tamamında teknoloji ile ailesinden daha çok bütünleşme ve sahiplenme gözlemledim. Teknoloji, çocuklarımızı büyüten mekanik bir uyuşturucu olarak, onları yürüyen ölüler haline getiriyor. Geleceğin nesli diyeli on dört yıl geçti aradan. Şimdi o neslin içindeyiz. Sayılar az da olsa aralarında çok güzel Kur’an okuyanlar var. İmamlık bile yaparlar ama kalbi Allah diyen kaç tane çıkar? Artan İmam Hatip okullarının çokluğu ile övünen kesimlere anlatamadığımızda tam olarak budur.

Bir kez Allah dese aşk ile lisan,
Dökülür cümle günah misli Hazan,
İsm-i pâkin pâk olur zikr eyleyen,
Her murada erişir Allah diyen. (Süleyman Çelebi)
Kalp ile Allah demek… Sonra tefekkür ile susmak…
Ağzını açınca dilinde çifte “L” vurur
Gerisi hu ile gırtlağında durur.
Kalbin kapısı çalınadurur,
Hu ile kalpler rahmet bulur…

Kalbi Allah Azze ve Celle’nin rızasını davet etmek şuurunda bir toplum. Bu öyle bir davet ki daveti kabul eden için, ev sahibinin misafire her şeyini teslim edecek memnuniyette bir davet. Bu davetten önce Kur’an ahlakı ile temizlik yapmayan toplumlar ne toplumsal rahmete, ne ferdi mağfirete duçar olurlar. Kuru yaprakların rüzgarda savrulduğu gibi, şuurları boyalı medya tezgahında savrulur durur. Şuurlanmanın ölçüsü Kur’an ve Sünnettir. Kur’an ve Sünnet şuuru dilinde süs olan toplumlar savruldukça savrulur, savrulma sarhoşluğu içinde kendilerini Mübarek Kabe etrafında tavaf ediyor zannederek, “Ne de güzel çeviriyor bizi mübarek” diyerek boyalı medyayı elinde tutan otoriteye övgüler sıralayacak şuur acizliğine düşer.
Bu durum toplumsal değerlerle öyle haince oynayan bir basın ahlaksızlığıdır ki; şehit haberleri ile en iğrenç ahlaksız kadın resimlerini yan yana verip şuurun şuursuzluğa dönüşümünü” sağlar. Şehit haberlerine üzülme riyasından sonra kadına on defa(!) terbiyesiz demek için bakar da bakar. Bir yanda toplum, bir yanda aile, bir yanda çocuk… Ne bekleyecek sabırları var, ne yoklukla terbiye olmuş kalpleri. Oysa Allah Azze ve Celle nimet olarak yaratmış mahrumiyeti. Bir de çocuklarımızın nefislerine bakalım; her istediklerine ulaşıyor, canı sıkılınca tablet telefon yoldaşı oluyor, annelerin en büyük yardımcıları görsel yayınlardaki çizgi film, garibe şarkı klipleri… Bu nedenle çocuklarımız otizmin pençesinde kıvranıyor ya da direkten dönüyor.

Azgınlaşması sinsice ve kalıcı ilerleyen bir neslin sahibiyiz. Yozlaşmanın ötesinde teknolojik bir yobazlık var artık önüne geçilemeyen. On yaş ve yukarı her gencin elinde akıllı telefonlar derslerde oyun paylaşımları, hocalarla geçilen dalgalar. Davranışın ölçüsü kaçtıkça kaçtı, hocalar öğrencilere değil, öğrenciler hocalara taktı. Hocasını görünce yol değiştiren öğrenci modelinden, öğrencisini görünce görünmez hale gelen hoca modeline geçtik. Dünyada hangi millet olursa olsun bize benzemez ve bizim adına “MİLLİ” mührünü vurduğumuz eğitim sistemimiz Amerikan filmi “Batı Yakası Hikayesi” ne dönemez. Dönmemeli. Okulda hocalar, evde ebeveynler çocuklara teslim. Bir dünya kurduk hayalimizde, yönetimi çocuklara teslim ettik. Daha onlar söylemeden biz onların neyi sevip sevmediğini, neyi yapıp yapmayacağını söyleyip, zihinlerinde kendi boşluklarından oluşan bir çorak sistem kurguladık. Onlara kendi yaşam ve kişiliklerinin bir parçası olmayan sahte maskeli duyguların doyumsuz hazzını yaşattık.
Şehvette sınırsızlık
Öfkede sınırsızlık
Düşünme gücünün eksikliğinde sınırsızlık…
Milli Gazete ve dergimiz yazarlarından İbrahim Halil Er Hoca’nın 5 Şubat 2017 Milli Gazete yazısında tasavvuf kitaplarını kaynak göstererek verdiği “İnsan Nefsinin Üç Gücü” yazısının ilgili kısmını sizinle paylaşmayı uygun gördüm.
“İnsan nefsinin üç gücü klasik tasavvuf kitaplarında insan nefsinin üç gücünden bahsedilir. Bunlar: 

  1. Arzu –şehvet (İffet) gücü: İnsanın bu dünyada yaşama ve soyunun devamını sağlayan güçtür. 
  2. Öfke/gazap  (Cesaret) gücü: Kişiliğimiz, karakterimiz ve kutsal bildiğimiz her şeyi korumaya yönelik olan manevi güçtür. Bunun çokluğu cesaret, azlığı korkaklığı oluşturur.
     3. Düşünme gücü (Hikmet) : Akli yeteneğidir. Diğer iki gücü kontrol altında tutan güçtür. Mutedil olması hikmeti, yokluğu cehaleti doğurur.”
    Şimdi gelelim İbrahim Halil Hoca’nın bu bilgi aktarımından varacağımız sonuca: Aslında geldiğimiz yerin adını söylemeye dilim varmıyor ama;
  3. İffetli şehvetin yerini, sapkınlık
  4. Cesaret öfkesinin yerini, isyan
  5. Düşüncede hikmetin yerini, elektronik öğretiler aldı…
    Çocuklarda; karın doyurmayı ayaküstü yemek işletmelerine, eğitimi bakkal mantığında özel okullara, kural koymayı danışmanlara, sosyalleşmeyi bilgisayarda sosyal medya hesaplarına bıraktık. Yahu biz koskoca bir gençliği Siyonist hedeflerinin bile hayal edemediği zirvede, debelendikçe batan koskoca bir bataklığın ortasına bıraktık. Bu öyle bir bataklık ki mecburuz: Çünkü anne çalıştığı için anne sevgisini, baba iş takibinde olduğu için baba güvenini veremiyor. Ana babalı çocuklara yetim duygular yaşatıyoruz şuursuzca. Vicdanımız dile gelip kendimiz suçladıkça yediriyoruz, giydiriyoruz, oyun için tablet, sosyalleşmesi için telefon alıp ders takip alışkanlığını bilgisayarlara teslim ediyoruz. Çocuklar ilgisizlik deryasında mekanik bataklığa battıkça uzaktan el sallıyorlar bize. Bu öyle bir el sallayıştır ki, denizde boğulmak üzere olan bir kişinin imdat isterken salladığı eli çevreden görenlerin “selam” zannetmesi gibi bir durum sanki. Ve umudunu kesince çocuk son bir hamle daha yapıyor ve bağırıyor; “Anne, Baba!” Anlaşılmadığından emin olduğunda kendini daha fazla yormaya gerek görmüyor. Teslim ediveriyor mekanik teknoloji bataklığının acımasız kollarına.
    Cinsel sapmalara tanık olup, kişilik sapkınlığına varacak alışkanlıklar geliştiriyor. Kalbi rol model alacak bir ebeveyn sevgisi tatmadığı için, sadece kan pompalıyor. Zihin dünyası karmakarışık olunca imdadına en hafifi sigara olmak üzere bağımlılığın her türlüsü gelişiyor. Ve anne baba… Hala benim çocuğum var zannediyor. Onu sadece okuldan kendilerine “Çocuğunuzda dikkat dağınıklığı var.” ya da “Derslere karşı ilgisi son derece zayıf.” veya “Çocuğunuzun bir profesyonel yardıma ihtiyacı olabilir. Çünkü, ait olduğu cinsel kimliğe uygun davranış göstermiyor.” uyarıları aldıklarında fark ediyorlar. Çocuklarının kalplerine dokunmadan ona yardım edecek profesyonel buluyorlar. Bilinçaltında çocuğa yardımdan ziyade kendilerini suçluluk duygusundan kurtarma çabası hakim. Ahşaba vernik atıp cilalayan boyacıdan bir farkı olmalı ebeveynin. Allah ve Resulü’ne itaat eden mücahit yetiştirme şuurunda olmak gibi. Hakkı hak bilip, batılı zail etme davasına ortak olmak gibi.
    Hz. Ali Kerremallahü vecheh, “Çocuklarınızı yaşayacakları çağa göre yetiştirin.” derken, onlara geleceğin süreklilik arz eden gelişim bilinci verilmesini ifade eder. Bizim çelişkimiz ise; teknolojinin gelişmesini bekleyip, çocuğumuzu yüksek teknoloji ile bugün içine hapsetmektir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz