Ana Sayfa Milli Şuur 58. Sayı AHMET KAYNAK

AHMET KAYNAK

Kendisini hiç unutamadığım Ahmet Kaynak hocanın şahsında tüm hocalarımızın kıymetli ellerinden öpüyor, dualarını talep ediyorum.

5
0

1970’li yılların başı…
Ankara İmam Hatip Lisesi’nde
“Çanakkale Geçilmez” coşkusu…
Çok amaçlı salon hınca hınç dolu…
Sahne arka fonunda Çanakkale Destanının sembolik bir resmi…
Seyit Çavuş…
Batan gemiler…
Ve bir heyecan…
O Destanı Mehmet Akif’in dili ile salona pompalayan…
Güzel anlar, güzel anılar…

Salonun yan tarafındaki koridorda bir hareketlilik…
Önde Ahmet Kaynak Hocamız
Ve arkasında eşi hanımefendi ve kerimeleri…
Müslüman hanımefendi ölçülülüğü, kıyafeti ve zarafeti içinde…
İşte o dalgalanma ile daha bir gelişti…
Öğrenci kızlarımızın kıyafeti ve zarafeti…
Rabbim ecrini bolca ihsan etsin, diyorum…
Okuldan mezun olalı nerdeyse 40 yıl olmuş…
Arkadaşlarımızın çoğunun isimlerini unutmuşuz…
Zorlanıyoruz, hatırlamak için resimlerini arıyoruz…

Ahmet Kaynak hocam öyle mi…
Kendisiyle yıllar sonra karşılaşıyoruz…
Sanki araya yıllar hiç girmemişçesine…
Hemen, “985 Yılmaz BÖLÜKBAŞI nasılsın?” deyiveriyor…
Bunu sadece bir kişiye değil…
Tüm arkadaşlarımıza, karşılaştıklarında söyleyiveriyor…

Sadece adını, soyadını, numarasını değil…
Babasını hatırlıyor, bir takım incelikleri hatırlatıyor…
Peki, bu yaptığı bilgiçlik taslamak mı…
Hayır… Elbette hayır…
Her zamanki hassasiyeti ile…
Kendisinde bir izimiz olduğunu…
Bizleri unutmadığını…
Birer incelik olarak ifade ediveriyor…
Okul yıllarımız gözümüzün önüne geliyor…
Her bir arkadaşımızı ayrı ayrı defterine ve beynine nakşetmiş…
Ayrı ayrı her biri için ne yapacağının planı ve hassasiyetiyle derse gelmiş…
Her birine ayrı ödev, ayrı görev, ayrı soru, ayrı ilgi…
Her biri için çıtanın yüksekliği ayrı…
Aynı sınıfta olsalar bile…
Kimseyi atlayamayacağı çıta önünde imtihan etmiyor…
Yine kimseyi de tembelliğe terk etmiyor…
Hatırlatıyor ve örneğimizin vurgusunu yapıyor:
“İki günü eşit olan ziyandadır!”

Bir hafta önce bana hangi soruyu sormuş ve hangi cevabı almış…
Şimdi, hangi görevi vermiş ve ne istemiş…
Hepsi defterinde ve dipdiri beyninde…
Kendisini vakfetmiş ve öğrencilerini hep ileri hedeflere kilitlemiş hali ile…
Dikkatimi çeken Ahmet Kaynak hocam,
Eğer öğretmen olursam…
Örneğim olacak hocam, demiştim…

Öğretmen oldum…
Öyle yapmaya çalıştım….
Ama ne mümkün…
Sınıftaki her bir zeka için…
Ayrı ayrı senaryo…
Ayrı ayrı soru, görev, proje…
Her birisini ayrı bir dünya…
Ayrı bir şaheser olarak şekillendirme çabası…
Kolay değilmiş be hocam…
Her gün kendini yenilemek…
İki saatlik ders için…
Nerde ise beş saat ön hazırlık yapmak…
Böyle bir öğretmen olmak…
Ve böyle bir öğretmenlik zormuş vesselam…

Bize kolaymış gibi gelirdi…
Verdiği görevleri nasıl verdi ise aynen isterken…
Ne zeki adam…
Hiç unutmuyor…
Hepimizi adımızla biliyor… Diyorduk…
Hepsini zekiliğine yüklüyor…
Kolay diyorduk…
Ama…
Kolay değilmiş…

Ahmet Kaynak hocamızı…
Bunca yıl sonra hatırlatan…
Kolayı değil zoru seçmesi…
Örnek olması…
Ve hepsinden önemlisi…
Bu dava uğruna koşması…

Kendisini hatırlarken…
Allah nice uzun ömürler versin…
Diye hatırlıyoruz…
Çünkü…
Yaşı 70’leri geçmesine rağmen…
Halen hayırda yarışta…
Dava uğruna taş taşımada…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz