Ana Sayfa Milli Şuur 47. Sayı AİLE-OKUL İKİLEMİNDE ÖĞRENCİ VE EĞİTİM ÖĞRETİM

AİLE-OKUL İKİLEMİNDE ÖĞRENCİ VE EĞİTİM ÖĞRETİM

Aile çocuğunun eğitimi için işi tamamen okullara bırakırken eğitim öğretim kadrosu da ailelerden yana ciddi anlamda bir beklenti içerisindedir.

108
0

Etkinliği ve yetkinliğiyle birlikte prestiji de günbegün eriyen öğretmenlik mesleği sıradan bir memuriyetin de ötesinde artık fazla rağbet görmemeye başlayan bir meslek hâline geldi ne yazık ki. Diğer bir ifadeyle, başka herhangi bir fakülteye gidemeyecek olanların tercih ettiği alan oldu artık.
Bunu bir kenara bırakıp okullara baktığımızda dışı seni yakar, içi beni yakar cinsten. Öğrenci öğretmenden, öğretmen öğrenciden şikayetçi; ruhsuz, omurgasız ve karmaşık bir durumla karşılaşıyoruz.

Devletin iyi niyetlerle bedava dağıttığı kitapları, başta ayaklarımızın altında olmak üzere her yerde görebiliyorsunuz. Ya da öğrenci sınavda sorumlu olduğu yerleri maalesef kesip kopararak sınavında kullanabilmektedir.
Aile çocuğunun eğitimi için işi tamamen okullara bırakırken eğitim öğretim kadrosu da ailelerden yana ciddi anlamda bir beklenti içerisindedir.
Bu durum lateşbih şuna benziyor: Yaya, gelen aracı gördüğü hâlde adımını yola atarak, nasıl olsa şoför beni görür, frene basar diye düşünürken şoför de yaya beni ve hızımı görüyor, yola madem girdi nasıl olsa hızlı geçer karşıya, kurtarırız diye düşünerek frene basmaya gerek duymayarak yoluna devam ediyor… Sonuç, elbette ki sürpriz değil.
Evde çocuğuyla başa çıkamayan ebeveynler, okula göndereyim de kafamı biraz dinleyeyim derken; öğretmenler de bu ders dinlemeyen sınıftan bir an önce sağ-salim çıkabilseydim düşüncesiyle hareket ediyorsa vay hâlimize!

Öğretmenin elinde var yok bir notu var, ona bile müdahale edilebilmektedir. Zaten sınıfta kalma yok; öğrenciyi geçirmek için farklı isimlerle sınav üstüne sınav yapılmaktadır. Bunlar bir tarafa, öğrencileri başarısız olan öğretmen de başarısız sayıldığından olay gurur meselesine kadar gitmektedir.
Alt yapısı henüz tamamlanmamış velâkin çok ciddi ve eşsiz bir proje olan FATİH PROJESİ çerçevesinde öğrencilere dağıtılan tabletler dersten ziyade oyun oynamak ve resim çekmek için kullanılmaktadır ve bunları öğrencilerin elinden alamıyorsunuz, çünkü devlet ellerine vermiş.
Ağzında sakızıyla ayak ayak üstüne atarak öğretmeninin karşısında oturan öğrencisini uyarması hâlinde yine olan öğretmene olmaktadır. Zira öğrencinin, serbest, özgür ve rahat hareket ederek özgüvenini kazanması gerekir(miş)! Öğrenci dinlese de dinlemese de öğretmen dersini vermekle yükümlüdür filan…

“Şayet bir öğretmen öğrencisinden ŞİKAYETÇİ olursa öğrenciye ceza vermemek için ilgili yönetmenlik elinden geleni yapmış ya da PDR’ciler olayı örtbas etmek için gereken çalışmayı yapmaktadırlar. Ancak bir öğrenci, öğretmeni ŞİKAYET edecek olsa olay, önü alınamaz mecralara gidebilmektedir.”

Şayet bir öğretmen öğrencisinden şikayetçi olursa öğrenciye ceza vermemek için ilgili yönetmenlik elinden geleni yapmış ya da PDR’ciler olayı örtbas etmek için gereken çalışmayı yapmaktadırlar. Ancak bir öğrenci, öğretmeni şikayet edecek olsa olay, önü alınamaz mecralara gidebilmektedir.
Denilebilir ki öğrenci hata yapar ama öğretmen yapamaz veya yapma lüksü yoktur. Velev ki yapacak olsa sonuçlarına da katlanır. Eyvallah, amenna velâkin öğretmen öyle pasifize edilmiştir ki, haklı da olsa haksız düşebilmektedir. Elbette ki, yanlış yapanlar da yok değildir. Bunların da usulünce ayıklanması gerekir.
Eğitimin neredeyse tamamen ıskalandığı ve öğretim yoluyla beyinlerin bilgi çöplüğüne döndürüldüğü robotik yapıda bir öğrenci profiliyle karşı karşıyayız.
Oysaki eğitime hükmedenler, insanlara hükmedebilirler. Değerler eğitiminin sembolik olarak verilmesi yeterli değildir. En temel insani değerlerimizi mevcut sistemle tedricen yitiriyoruz.

Yeni uygulanacağı söylenen müfredat değişikliği ne derece olumlu etki yapacak, bunu zaman gösterecektir. Fakat bu konu asla ihmale gelmemesi gereken bir konudur.
Anne-babalar evde küçüklüğünden itibaren ahlaki erdemleri çocuklarına aşılamalı ve her şeyi okullardan beklememelidir. Buna mukabil, eğitimciler de çocukların temel eğitimi ailelerinden muntazaman aldığını zannederek değerler eğitimi konusunda temkinli davranmayı elden bırakmamalıdırlar.
Öteden beri hedef gösterilen batı ve batının eğitim politikasıyla kültürel yapısının medeniyet seviyesi ve çağdaşlık olarak değerlendirilme kompleksinden vazgeçip de ‘besmeleyle eğitimi başlayan, önce ahlak ve maneviyat diyen ve öz değerleriyle barışık’ bir eğitim-öğretim sistemine geçmediğimiz müddetçe sürekli pansuman tedbirlerle bu en önemli meseleyi yeterince ciddiye almadığımız ortaya çıkar ki, bu da birçok neslin heba olması demektir.
Mesele insan yetiştirmek olunca, çok zor, girift ve önemli bir konudan bahsediyoruz demektir. Onun için şu bilişim çağında okul ve aileden daha etkili olan medya organlarını göz ardı etmeden yarının gençlerini yetiştirebilmek ciddi emek ve özveri ile “Millî Şuûr” ister. Allah velilerin ve öğretmenlerin yardımcısı olsun.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz