Batı kültürünün kafalarımızı ve hayat tarzımızı fiilen işgal ettiği, aile kurumunun büyük sarsıntılar geçirdiği günümüzde ailede sorumluluk sahibi herkesin, Allah’ın emri peygamberin kavli çerçevesinde, uyması gereken bazı prensipleri hatırlatmanın üzerimizde bir vazife olduğu kanaatindeyim.

Bizim örfümüzde ailenin temeli “Allah’ın emri Peygamber (s.a.v)’in kavliyle” kurulur. Bu öyle sadece kız istemeye gidilince söylenip sonra hiç aklından geçirilmeyecek alelade bir söz değildir. Bu harika söz; izdivaç için attığımız her adımda, katettiğimiz her merhalede asla şaşmamamız gereken bir prensip olmalıdır. Çünkü aile saadetimizin gerçekleşmesi bu prensiplere sadık kalmakla mümkündür. Evlenme çağına gelmiş Müslümanlar, yapacakları evliliğin ilk planlaması ve hazırlık aşamasından düğüne, düğünden ölüme kadar harfiyen Allah’ın emri, Peygamberin kavli ilkesine uymak zorundadırlar. Hayatın hangi noktasında bu prensiplere muhalefet edilirse Allah ve Resulü aradan çıkartılmış, devreye şeytan girmiş olur ki şeytanın girdiği yerde huzur ve saadet olmaz.

Bugün İslami hassasiyete sahip olduğunu iddia eden çoğu ailelerin oğulları-kızları dahi, evliliğe karar vermeden önce birbirlerini tanıma gerekçesiyle, maalesef bir flört dönemi yaşar hale gelmiş, bu esnada cinsel ilişki dışında her türlü yakınlaşmadan kaçınılmaz olmuştur. Hatta bazen cinsel yakınlaşma dahi vuku bulup kızın hamileliği aşikâr olmadan, apar topar düğün telaşına girildiğine de şahit olunabilmektedir. Genç kız ve erkeklerin henüz evlenmeye karar verme aşamasına gelmeden önce kaç tane kız ya da erkek arkadaş değiştirdiğini de hesaba katarsak ahlaki bozulmanın ne kadar ileri gittiğini daha net görürüz.

Evliliğe karar vermeden önceki süreçteki ilişkinin -birbirini hem hukuki, hem de sosyal yönlerden bağlayıcı olmaması için- nikâhsız olarak sürdürülmesindeki ana felsefe; “Bakalım! Kafama uygunsa evleniriz, değilse dünyada başka kimse mi yok! Başkasını bulup başımın çaresine bakarım.” düşüncesidir. Bu süreçte kız ya da erkeğin gelecekte kendisiyle evlenilecek kişi olarak baktığı insanda gördüğü -kendince önemli aslında basit- kusurlar sebebiyle kolayca terk edilebilir görmesi sadakat duygusunu yok etmektedir.

Geçmişte karşı cinsle güzellik, yakışıklılık, kariyer, karizma, servet vb. etkenlerle; fiillerinde “İslam’a ve ahlaki değerlere uygunluk” kaygısı taşımaksızın son derece yakın duygusal ilişki yaşamış birisinin, evlendikten sonra da kendisinden daha güzel, daha yakışıklı, daha yüksek kariyer sahibi, daha karizmatik, daha zengin biriyle yolları kesiştiğinde aynı duygusallığın akıntısına kapılmayacağına nasıl güvenebilirsiniz? Dolayısıyla çoğu ailelerdeki iç çatışmanın başlama noktası sadakat ve güven duygusunun ya yıpranmış ya da yıkılmış olmasıdır. Binaenaleyh aile; eşlerin birbirine sadakatiyle ve güven duymasıyla güçlü olur.

“En büyük özgürlüğün Allah’a kulluk olduğu şuuruna ulaşmadıkça; toplum hayatımızda, aile yaşantımızda, ticaretimizde, siyasetimizde, ülkemizde, huzur ve saadete ulaşamayacağımızı idrak etmek zorundayız”

Başlangıçta nefsine ve hevasına uyup her türlü yanlışı yaptıktan sonra evliliğe karar verip sıra kızı ailesinden istemeye gelince, “Allah’ın emri, Peygamberin kavliyle kızınızı oğlumuza istemeye geldik” denilmesi bunu bir prensip olmaktan çıkartıp sadece formaliteden ibaret bir seremoniye dönüştürmüş, daha işin başında “Allah’ın emri Peygamberin kavli”nden sapmaya başlamışsınız demektir.

Bu arada “âşık olmak haram mı?” diye bir soru hemen akla gelebilir. Birine duyulan derûni sevgi anlamına gelen aşk, şehevî arzulardan daha farklı bir ruh halidir. Çünkü aşk, şehevi duygusallıktan ziyade kalbe ait olan aşırı sevginin adıdır. İnsanın kalbini kemiren, iradesine hâkim olmasının en zor olduğu aşk olgusu bir imtihan çeşidi olarak karşısına çıkabilir.
Böyle bir imtihanla karşılaşan insanın Allah’ın emri, Peygamber Efendimiz (sav)’in kavline göre uyması gereken ölçüler elbette vardır. Bunlardan birincisi; âşığın maşuku uğruna mukaddes prensipleri terk etmemesi, yani ona olan sevgisini tapınma derecesine götürmemeye dikkat etme mecburiyetidir. İkincisi; âşık olan kişi hevâ ve hevesinin esiri olmamaya, günaha sürüklenmemeye; iffetini, hayâsını korumaya dikkat etmek zorundadır.

Hadisi Şerifte; “Kim âşık olup iffetini muhafaza ederek ölürse şehid olarak ölmüş olur.” buyurulmaktadır. (İmam Suyutî; el-Câmiu’s-Sağir, c. 2, s. 534)

Bu hadisi şerif bize gösteriyor ki aşkın insanın kalbini kemirdiği, sevginin insanı kör ettiği, iradesine hâkim olmanın en zor olduğu şartlarda iffeti muhafaza etmek ve günah işlemekten nefsini alıkoymak, sabretmek çok zordur ama zoru başarmanın mükâfatı da çok büyüktür.
Allah’ın emri Peygamberin kavline göre; düğünlerimizde Rasûlullah (s.a.v)’ın mübarek kerimeleri Hz. Zeyneb, Rukiye, Ümmü Gülsüm ve Fatıma validelerimizin düğünlerinin sadeliği yegâne ölçü kabul edilmeli; israf ve şatafattan, ziynet ve takı yarışından kaçınılmalı; konfor, olmazsa olmazımız olmamalı; kapitalizmin emri paranın kavliyle yapılmamalıdır.

“Ömründe bir defa olacak” gerekçesine sığınarak İslam âdabına ve ahlakına uymayan eğlencelere dalarak ailesinin temelini kuranlar unutmamalı ki, can da ömürde bir defa verilir. Bu canı Allah’ın rızası uğrunda verene şehid denir ki, bunun bir kulun ulaşabileceği en büyük makam olduğunu herkes bilir. Ömründe bir defa olan işleri Allah’ın emirlerine uygun yapanların ne büyük derecelere ereceği ve saadetlere nail olacağı, emirlere uymayıp İlahî rızayı kaybedecek tarzda yapanların da ne büyük bir mükâfatı ziyan ettikleri, sadece dünyada değil ahirette de nasıl hüsrana uğrayacakları iyi düşünülmelidir.

Allah’ın emri Peygamberin kavline göre; düğünde veya başka yerde erkek karısını insanların önünde kaldırıp dans edemez, oynatamaz. Aile fertleri tesettür ve mahremiyet kurallarına her zaman ve ortamda mutlaka riayet etmelidir. Tesettür kadının cazibesini, güzelliğini kocasına ait ve özel kılmasıdır. Kadın kocasının özeli, koca karısının özelidir. Bu özeli başkasına açmak gereksiz kıskançlıklara ve şüphelere yol açar. Karı-kocanın birbirinden gizlisi saklısı da olmamalı. Zira gizli iş çevirmeler güveni yıkar. Birbirine güvenemeyen insanlar da iyi geçinemezler.

Allah’ın emri peygamberin kavline göre; evde, yolda, çarşıda, alışverişte, piknikte ve insanlar arasında her yerde hayâlı olunmalıdır. Elbette karı-koca birbirinin helalidir. Ancak bu, haremi dâhilinde helal olan her şeyi herkesin arasında da yapabilecekleri anlamına gelmez. Yani daha açık ifadeyle evde de olsa yanlarında çocukları veya başka yakınları varsa yarı veya tüm çıplak dolaşma, öpüşme, cilveleşme vb. davranışlar doğru değildir. Sokakta, çarşıda, toplu ulaşım vasıtalarında sarmaş dolaş olmak, öpüşmek, cilveleşmek ar damarı çatlamamış, hayâ sahibi insanların yapabileceği şeyler değildir.

Allah’ın emri Peygamberin kavline göre; kadın, kocasını kadınlığıyla haramlardan koruyan bir kalkan, gözü dışarı kaymaması için bir perde olmalıdır. Koca da sevgisi ve ilgisiyle, münasebetlerinde hanımın zevkini tatminiyle aynı görevi ifa etmelidir. Rabbimiz ayeti celilesinde; “Onlar (Kadınlar) sizin için bir örtü, siz de onlar için bir örtü durumundasınız.” (Bakara Sûresi, 187) buyurmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.v) de; “Bir koca karısına ihtiyaç duyup da onu yanına çağırdığında, kadın ocak başında bile olsa, hemen kocasının yanına gelsin.” (Tirmizî, Radâ 10; Nesâî, İşretü’n-nisâ bâbı.) buyurarak konunun önemini vurgulamaktadır.

Allah’ın emri Peygamberin kavline göre; haramın her çeşidinden şiddetle sakınılmalı, aile gelirine hiçbir şekilde haram karıştırılmamalı, düğünler kredi çekilerek haram parayla yapılmamalı; evler, arabalar krediyle alınmamalıdır. Zira haram girdiği yerden huzuru çıkarır, stres yapar. Kalpte katılık, duyarsızlık, ibadetlerde gevşeklik baş gösterir. Haramla beslenen bir vücut ibadetlere değil, şehvete meyleder. Haramla beslenenler şehvet tüccarlarına dönüşür. Haram ölüm korkusunu artırır, hanelerde bereketsizlik meydana getirir; hasedi, kıskançlığı artırır, yardımlaşma ve dayanışma ruhunu zayıflatır. Allah’ın yasakladığını yemek hayâsızlığı, açık-saçıklığı artırır, Rabbimizin cennetinden kovulmaya sebep olur (Bkz. A’raf; 27). Belki de en önemlisi duaların kabul olmamasına sebep olur.

Allah’ın emri Peygamberin kavline göre; infak eden, insanların sıkıntılarına yardımcı olan, infak kültürünü özümsemiş cömert bir aile olmalıyız ki mazlum ve mağdurların mutluluğu bizim ailemize de yansısın, asıl imar edilmesi gerekenin ahiret yurdu olduğu şuuru kaybedilmesin.
Ailemizle bir arada oturduğumuzda dedikodudan şiddetle sakınılmalı; bunun yerine kaliteli, seviyeli, dini, ilmi, kültürel sohbetler yapılmalı. Günahlardan tövbe etmeli ki günahların kalplerde oluşturduğu stres bertaraf edilmeli.

Allah’ın emri Peygamberin kavline göre; ailenin reisi babadır. Herkes ona saygı duymalıdır. Aile dışında nerede olursa olsun yönetici yoksa ya da saygı gösterilmeyen bir yönetici varsa orada başıbozukluk var, hiçbir iş yolunda gitmiyor demektir. Dolayısıyla babanın saygınlığı olmayan evde de düzen ve huzur bozulur.

Allah’ın emri Peygamberin kavline göre; koca hanımının mürşidi olmalı, hanım da kocasını irşad etmeli. Ailede babanın riyaset görevinin en başında; evlerini kıble yapmak (Yûnus; 87), yani aile fertlerine namazı emretmek (Tâhâ; 132), onları cehennem ateşinden korumak (Tahrim; 6) gelir. Hanımlar cihetine gelince; Osmanlı kadını diye muttasıf nice kadınlar tanırım ki istikametini şaşırmış kocalarını, büyük bir sabır ve güzel bir mücadele ile yola getirmişlerdir.

Allah’ın emri Peygamberin kavline göre; ailede karı-koca birbirinin maddi ve manevi hak ve hukukuna saygılı olmalı ve korumalıdır. Çeşitli bahanelerle altınlar, bilezikler gelinin elinden gönül rızası olmadan çekilip alınamaz. Kadına söz verilen mihri de tam olarak kendisine ödenmelidir. Kadın da aynı şekilde kocasının malını korumakta, çarçur etmemekte titiz davranmalıdır. Karı-kocanın birbirinin malını rızasız almasının helal olmadığı asla unutulmamalıdır.

Aile içerisindeki her basit sürtüşme ya da sorunlar büyüklere anlatılmamalı. Ola ki siz aranızdaki sevgi bağının gücüyle bunları unutursunuz gider ama onlar unutamayabilir. Bu sebeple ileride yeniden problem olarak karşı karşıya kalabilirsiniz. Aile büyükleri de çocuklarının küçük ve basit ailevi sorunları arasına girmemeye gayret etmeli. Çünkü çoğu zaman büyüklerin araya girmesi küçük sorunların büyümesine, işlerin daha da berbat hale gelmesine yol açabilir. Şayet girmek zorunda kalmışlarsa kışkırtıcı olarak değil yapıcı olarak, hâkim olarak değil hakem olarak, yani yargılamadan arabulucu olarak girmeye özen gösterilmelidir (Nisa; 35).

Allah’ın emri Peygamberin kavline göre; Evde herkes birbirine güzel sözlerle hitap etmelidir. Ailede huzur ve saadetin temeli ülfettir. Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Mümin kendisiyle ülfet edilendir (iyi geçinilendir). İnsanlarla ülfet etmeyen ve kendisiyle ülfet edilmeyende hayır yoktur.” (Ahmed b. Hanbel, II, 400)

Eşler birbirine imalı sözler söylemekten, laf vurmaktan, geçmişte yapılan iyilikleri başa kakmaktan, birbirinin damarına basmaktan şiddetle sakınmalıdır. Rabbimiz ayeti kerimesinde; “Mümin kullarıma söyle; en güzel olan sözü söylesinler. Çünkü şeytan aralarına fesat sokar. Şüphesiz şeytan, insan için apaçık bir düşmandır” buyurmaktadır (İsrâ; 53). Aile içi şiddetin temelinde büyük çoğunlukla kızgınlık anında öfkesini kontrol edemeyen koca ve kocası bu durumdayken çenesini tutmayan kadın vardır. Her ikisinin ilacı da sabır, metanet, sükûnet, tevekkül ve duadır.

“Mümin kendisiyle ülfet edilendir (iyi geçinilendir). İnsanlarla ülfet etmeyen ve kendisiyle ülfet edilmeyende hayır yoktur.”

Hz. Muhammed (sav)

Allah’ın emri Peygamberin kavline göre; dediğim dedik kafalı insan olmaktan şiddetle sakınılmalı, istişareye daima önem verilmelidir. Bir sıkıntı, bir sürtüşme yaşandığında karşısındakini suçlamak yerine herkes kendini sorgulamalıdır. Rabbimiz bu konuda bize Âdem babamızı (a.s) ve Havva annemizi örnek göstermiştir. Hakikatte onları şeytan aldatıp hataya düşürdüğü halde onlar; “Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize rahmetinle muamele etmezsen muhakkak ziyana uğrayacaklardan oluruz!” (A’raf; 23) diyerek şeytanı suçlamadılar. Kendi nefislerini sorguladılar, ayıpladılar ve tövbe ettiler.
Allah’ın emri Peygamberin kavline göre; ailemizde, her yerde ve ortamda tevazuu elden bırakmamalıyız. Birbirimize yaptığımız-yapacağımız hizmet ve fedakârlıkları kendimizi ezdirmek olarak görmemeliyiz.

Allah’ın emri Peygamberin kavline göre; ailede çocukların eğitiminde birinci planda dünya ikbali değil İslam ahlakı, ahiret inancı olmalıdır. Aksi takdirde dünyası için ahiretini, menfaati için vatanını satan hainler yetiştirmiş oluruz.

Allah’ın emri Peygamberin kavline göre; muska yaptırarak, okutarak, üfleterek, türbelerde dilek tutarak ailevi problemler asla ve asla çözülmez.

Kültür emperyalizmi yoluyla insanımızın zihinleri işgal edilip Allah’ın emri, Peygamberin kavlinden uzaklaştırılmış, yalan dünyanın yalan konforuyla aldatılmış, heva ve hevesin peşine sürüklenerek nefislere esir edilmiş, aile ve diğer sıkıntılarımızın çözümünü Allah’ın emirlerinde, Peygamberinin sünnetinde arayacağına Batının uyduruk yasalarında arayacak kadar mankurtlaştırılmış, “Özgürlük” safsatasıyla Allah’ın en şerefli kulları olan Peygamberlerin dahi en üstün vasıflarının “kulluk” vasfı olduğu unutturulmuştur. Yediden yetmişe tüm Müslümanlar olarak özgür olmadığımızı, kul olduğumuzu kavramadıkça; en büyük özgürlüğün Allah’a kulluk olduğu şuuruna ulaşmadıkça; toplum hayatımızda, aile yaşantımızda, ticaretimizde, siyasetimizde, ülkemizde, şehrimizde ve mahallemizde huzur ve saadete ulaşamayacağımızı idrak etmek zorunda olduğumuzu artık anlamalıyız.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz