Aile; bir erkek ve bir kadının rızalarına dayalı, şahitler huzurunda akdedilen nikâh ile bir araya gelmesiyle kurulur. Nisa 1: “Ey insanlar! Sizleri bir tek nefisten (Âdem’den) yaratan, ondanda eşini (Havva’yı) yaratan, ikisinden birçok erkek ve kadın (üretip) yayan Rabbinizden sakının…” Kur’an; eşler arasında yapılan nikâhı, “sağlam bir teminat” olarak nitelemektedir. Bu nedenle nikâh akdi, herhangi bir akit gibi rasgele sona erdirilecek bir bağ değildir. Sona erdirilecek olsa bile eşlerin birbirleri üzerinde birtakım hakları devam etmektedir. Allah’a, O’nun huzurunda hesap vereceğine inanmak, hayatın her alanında olduğu gibi aile hayatında da olumlu katkıları olan bir esastır. Aile reisi, aile fertlerinin dünya saadetlerini sağlamakla görevli olduğu gibi, ahiret saadetleri için de çalışması, temel görevlerindendir. Toplumlar nasıl bir hiyerarşi içerisinde yönetiliyorsa, toplumun en küçük birimi olan aile için de Kur’an, bir yönetim şekli belirlemektedir. Buna göre aile reisi erkektir. İnsan olma yönüyle kadın ile erkek arasında hiçbir üstünlük söz konusu değildir. Allah katında yani ahirette mükâfat yönüyle kadın ile erkek arasında herhangi bir eşitsizlik bulunmamaktadır. Hatta toplumdaki sosyal dayanışma konularında da aralarında bir fark yoktur. Tevbe 71: “Mümin erkeklerle mümin kadınlar da birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyar, namazı kılar, zekâtı verir, Allah’a ve Peygamberine itaat ederler. İşte bunlara Allah rahmet edecektir…” Buna göre erkek toplumsal meselelerden ne kadar sorumlu ise, kadın da o kadar sorumludur. Ancak dünya hayatıyla ilgili bazı meselelerde kadın ile erkek arasında birtakım farklar öngörülmüştür. Erkeğin aile reisi olmasının sebebi, ailenin geçiminin sağlanması ve güvenliğinin temin edilmesidir. Bu bakımdan aile ile ilgili meselelerde son sözün aile reisinin olmasında büyük hayırlar vardır. Aile reisinin, idare ettiği ailenin bel kemiği eşinin haklarına riayet etmesi, ona iyi davranması, zulmetmemesi gerekir. Asıl olan, erkekle kadının istişare ederek işi görmeleridir. Kur’an sorumluluklarla yetkiler arasında bir dengeden yanadır: Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi, kadınların da erkekler üzerinde birtakım iyi davranışa dayalı hakları vardır. Kur’an, aile içerisinde eşlerin birbirlerine iyi davranmalarını; birbirlerinin haklarını gözetmelerini emrettiği gibi, hem çocukların ana babaları, hem de ana babanın çocukları üzerindeki haklarından da bahsetmektedir.

AİLE İÇİ HAKLAR

Gerek erkeğe, gerek kadına, kendilerine uygun bir eş seçmelerinin tavsiye edilmesinde, doğacak çocuklara uygun bir ortamın hazırlanması hikmeti vardır.

Çocuğun ebeveyn üzerindeki önemli haklarından birisi de, eğitimdir.Bu eğitimden maksat, İslam’ın temel esaslarının çocuklara öğretilmesidir. Bunlar; İslam’ın itikat, ibadet, ahlak ve muamelat esaslarıdır. Bunların hepsine ilmihal denir. İman edenlerin, aile fertlerini cehennem azabından korumaları, bu eğitim ile olur. Bunun yanında ileride geçimlerini sağlayacak bir meslek sahibi olmaları, evlendirilmeleri gibi hususlar da bu kapsamda bir haktır. Anne ve babanın, çocukları arasında adil olması gerekir. Ana babanın çocuklarına hizmet ve emekleri, çocuk henüz dünya hayatına gelmezden önce başlamaktadır. Kur’an insana, anasının kendisini zorluklara katlanarak karnında taşıdığını, zorluklara katlanarak kendisini doğurduğunu ve yine birtakım güçlüklerle kendisini emzirerek büyüttüğünü hatırlatır. İnsanın Allah’a ait sorumlulukları yanında,ana babasına iyi davranması emredilmektedir. Sosyal hayatın değişmesiyle nesiller arasında birtakım konularda farklı anlayışların ortaya çıktığı bir gerçektir. Haliyle ana baba ile çocukları arasında da bazı konularda anlayış farkları ortaya çıkacaktır. Gücü kuvveti olan insan, fazla konuşma ihtiyacı duymaz. Yapılmasını istediği şeyleri kendisi yapar. Bir zamanlar güçlü kuvvetli olan ana babalar, yaşlanınca birçok işi kendileri yapamaz hale gelirler. Ellerinde bir imkânları kalmıştır, nasihat etmek… Bu sebeple, çocuklarına öğütler verirler, onların tahammül derecelerini zorlayabilirler. Bu durumda ana baba ile çocukları arasında olması gereken edebi Kur’an bize şöyle açıklar: İsra 23-24: “Rabbin kendinden başkasına kulluk etmemenizi ve ana babaya iyilik etmenizi emretti. Biri ya da ikisi senin yanında yaşlılığa ererse onlara “öf” bile deme, onları azarlama ve onlara güzel söz söyle. Onlara acıyarak alçakgönüllülük kanadını ger ve de ki: ‘Rabbim, onlar beni küçükken nasıl terbiye ettilerse Sen de onları esirge.” Ayette kişiye küçüklüğü hatırlatılmaktadır. O da çocukken olur olmaz konularda konuşmuş, ana babası buna tahammül etmiş, merhamet kanatlarını kendisine germişlerdi. Ana babaya iyi davranılmasının istendiği bu ayette, insana çocukluk döneminin hatırlatılması bir diğer yönden de önemlidir. Çünkü insan yaşlandıkça çocukça davranışları çoğalır. Kişinin çocukluk döneminde ana babası buna katlanmışlarsa, ana babasının bir bakıma çocukluk dönemine girdikleri bu dönemlerinde, tıpkı çocukluğunda kendisine davrandıkları gibi onlara davranmalıdır.

İnsana, birçok ayette ana babasına iyi davranması ve itaat etmesi istenmektedir. Çocukların buna dikkate etmesi gerekir.

EĞİTİM

Kur’an’ı inceleyen, onun bir eğitim kitabı olduğunu görür. İnanç, ibadet, ahlak, hukuk, yönetim ve ekonomi gibi konularda bilgi verirken bile eğitici bir üslup kullandığına şahit olacaktır. Peygamberler hakkında Kur’an’da müjdeleyen ve uyaran sıfatlarının yanında rehberlik eden ve yol gösteren anlamına gelen “hadin” sıfatıyla da nitelenmişlerdir. Bu sıfatların tamamının eğitimle yakından ilgileri vardır. Peygamberimizin kendisini “muallim” olarak tanımlaması İslam dininin eğitime verdiği önemi göstermesi bakımından önemlidir.
Cuma 2: “O, ümmilere, içlerinden, kendilerine ayetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderendir. Hâlbuki onlar, bundan önce apaçık bir sapıklık içinde idiler.” Bu ayetten anlaşıldığı gibi eğitimde temel amaç, insanın temizlenmesi; iyi insan yetiştirilmesidir. Bu ise, ancak tevhit inancı ile gerçekleşir. Bugün Müslüman toplulukların, her bir problemle karşılaştıklarında olağanüstü bir kurtarıcı beklentisi içerisine girmelerinin nedenlerinden birisi, eğitimde olağanüstülüklerin abartılmasıdır. Hâlbuki problemleri aşmanın yolu, herkesin, kendisine düşen kulluk görevini yapmasıdır. Gerek siyasi ve gerek diğer alanlarda liderlerin fazlaca yüceltilmeleri ve bir kurtarıcı şeklinde görülmeleri de, eğitimde olağanüstülüklere fazlaca yer verilmesinin bir sonucudur. Eğitimde hedef, insanın kendisini temizlemesi yani, iyi insan yetiştirilmesidir. İyi insan; ahlakı Kur’an olan, bütün insanların saadet bulması için yapacağı cihadı her şeyin üstünde tutan kişidir. Günümüz materyalist eğitim sistemlerinde hedef, yeni dünya düzenine uyum gösteren uysal köleler yetiştirmektir.

ÖRNEK

İslam’ca eğitimde örnek insan Peygamberimizdir. Hz. Aişe’ye Peygamberimizin ahlakı sorulduğunda: “Onun ahlakı Kur’an’dır” cevabını vermiştir. Kur’an O’nu, örnek olarak göstermektedir. Kur’an’da iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak bir emirdir. Ancak kişinin iyiliği emredip kötülükten sakındırabilmesi için öncelikle kendisini eğitmiş ve temizlemiş olması gerekir. Nefsini kötülüklerden arındıran kurtulur, kötülüklere meyleden de kaybeder.
Eğitim işi, ümmetin tamamını ilgilendiren bir husustur. İnsan eğitimi, çocukluktan ölüme kadar devam eden bir süreçtir. Her ana baba çocuklarını belli bir seviyeye kadar eğitebilirler.

Hak, adalet, ehliyet ve liyakatin yerleşmesi, buna karşın kötülük, zulüm, dayatma ve ihtirasın ortadan kalkması, adalet sahibi idarecilerin yönetime gelmesi, dayatmacı zalim yöneticilerin işbaşına gelmemeleri için çalışmak da iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmanın kapsamına girmektedir. Bu dahi eğitim ile gerçekleşir. Fert olarak hayatının bütün yönleri ve davranışlarıyla sadece peygamberler örnek olarak gösterilmektedir. Bu bağlamda geçmiş peygamberlerle ilgili pek çok kıssa Kur’an’da yer almaktadır. Kur’an, bilenlerle bilmeyenlerin bir olamayacağını belirtir. İnsanların yararına olan bilgileri gizlemek suçtur.

Peygamberimiz bir hadisinde: “Öğretmen ve öğrenci ecirde ortaktırlar. Diğer insanlarda ise hayır yoktur” buyurmaktadır. Kur’an; eğitimi dünya ve ahiret saadetini birlikte ele alarak yürütür. Bir saadet düzeni olarak İslam, inançla birlikte insanın sosyal, siyasi ve iktisadi hayatının tamamını kapsamaktadır. Bu nedenle eğitim, hayatın tamamını kapsar. Barış ve huzur içinde yaşamak için Kur’an’ı öğrenme şuuru, manevi haz ve ilim kapılarını açar. Aslında toplumlar bazında olmasa bile fertler bazında Kur’an’ın bu etkinliğini günümüzde de müşahede etmemiz mümkündür. Bugün O’nun ne hâkim bir devleti, ne de onu dünyaya tanıtacak güçlü bir teşkilatı yoktur. Bunun için Kur’an’a inanan ya da inandıklarını iddia eden Müslüman toplumlarına baktığımızda yüz ağartacak bir durumda olmadıkları ortadadır. Müslümanların bu durumlarına bakarak, İslam’ın başkaları tarafından seçilmesi zordur. Bütün bunlara rağmen Kur’an yine de etkisini göstermekte ve Kur’an’ı okuyarak İslam’ı seçenler olmaktadır.

Sahabeler, geçmiş gelenek ve göreneklerine kapıları kapattılar ve gönüllerinin kapılarını bütünüyle Kur’an’a açtıkları için insanlığa örnek oldular. Eğer bugün uygulanmakta olan Kur’an eğitimi aynı neticeyi vermiyorsa, bu eğitimin yeniden gözden geçirilmesi gerekir. Günümüzün uyanış ve diriliş hareketi olan Milli Görüşün üzerinde önemle durduğu konulardan birisi de budur. Selam hidayete tabi olanlara…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz