Aile gerçekten çok mühim bir müessese… Toplumun temel taşı olan aileye yapılan saldırılar son zamanlarda sınır tanımaz bir hal aldı. İki milyon kişinin evden uzaklaştırma aldığını ve binlerce kocanın erken evlendiği için hapiste olduğunu ve gerçek tecavüzcülerin koğuşlarına atıldıklarını biliyor musunuz? Kadının beyanı, aile kurumunu dağıtmak konusunda esastır. Kadının bir telefonuyla koca, hemen uzaklaştırma alır. Bu uzaklaştırma süreciyle birlikte ailenin nasıl parçalandığını ve şiddetin nasıl arttığını hep birlikte acı acı izliyoruz. Ancak erken evlilikte kadının feryadını dinleyen yok. Eğer maksat kadını korumak ve ona değer vermek olsaydı, erken evlilik konusundaki çığlığını da duymaları gerekmez miydi? Demek ki esas olan şey kadının korunması değil aile bütünlüğünün bozulmasıdır.

Aile reisi olan koca evden uzaklaşınca, o eve bir daha huzur ve bütünlük girmez ve genellikle o aile dağılır. Çocukların huzuru ve düzeni bozulur, yetim ve öksüz gibi olurlar. Sokak çocuklarının çok büyük ekseriyeti, bu tür ailelerin çocuklarıdır. Kadının şikayetinden vazgeçmesi bile hiçbir şey değiştirmez. “Tartışmıştık fakat barıştık, aramız düzeldi.” dese bile, bu son ifadesi para etmez. Çünkü yasa böyle emrediyor. Boşanma ve ailenin dağılması gerekiyor. Ayrıca, eşler arasında baş gösteren tartışmada, ara bulucu da yasak. Aralarına kimse giremez, kanunen yasak. Neredeyse her konuda “ara buluculuk” mevzuatı yasalarımızda mevcutken ve Kurana da uygun güzel bir madde iken, ne hikmetse aile içi anlaşmazlıklarda özellikle yasaklanmıştır maalesef.

Aile çökerse toplum da çöker. Bugüne kadar en sağlam kurumumuz olan ailenin tahrip edilmesi, kanserden daha tehlikeli ve korkunç bir durumdur. 2011 yılında İstanbul Sözleşmesi imzalandı. Bu sözleşmeye dayalı olarak 2012 yılında 6284 sayılı kanunu bütün partilerin ittifakıyla çıkarıldı (AKP, MHP, HDP ve CHP). Ayrıca ETCEP (Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği) gibi projeler uygulandı okullarımızda. Bu yasayı 150 civarında feminist derneğin şiddetle savunduğunu da biliyoruz. Bunların finansmanını sorosların, Ford Vakfı’nın, ABD Büyükelçiliği ile pek çok uluslararası dış gücün desteklediği bilinmektedir. Bu sözleşmeler, yasalar ve projeler sadece birer problem değil bir felakettir, bir afettir.

Çok üzülerek belirtmeliyim ki aileler hızla yıkılıyor, boşanmalar ve şiddet hızla artıyor, evlilik dışı ilişkiler ve zina almış başını gidiyor. “Eş” veya “karı-koca” ifadelerinin yerine “Partner” ifadesinin kullanılması, ifade etmekten bile hayâ ettiğimiz ahlaksızlıklara bir mesaj ve LGBT’yi teşviktir. Yeter ki aile olmasın, herşey serbest olsun.

Aile mefkûresinin, evliliğin, fıtratın, edep ve hayanın kalmadığı bir döneme doğru hızla koşuyoruz. Allah’ın (cc) yarattığı kadın ve erkek cinsiyetiyle ve insan fıtratıyla oynanılıyor. Allah’ın yarattığı kadın ve erkeğin fonksiyonlarını benimsemeyip, arzu ettikleri misyonu yüklemeye çalışıyorlar. Allah’ın farklı yarattığı kadın ve erkeğe, yani biyolojik cinsiyet eşitliğine itirazları var. “Toplumsal cinsiyet eşitliği” ifadesini kullanarak, Allah’ın yaratma biçimine başkaldırıp; erkeğe kadın, kadına da erkeklik misyonunu zorla yüklemeye çalışıyorlar. Ucube üçüncü tip yaratıklar inşa edilmeye çalışılıyor. Kadına yüklenmiş olan misyon kabul edilmiyor, kadının ve erkeğin misyonu yeniden tanzim ediliyor. Mesela kadına bıyık takıyorlar, erkeğin kucağına bebek vererek amaçlarını açıkça sembollerle dile getiriyorlar. Aile yıkan bu yasa ve sözleşmelerle, ilahi mesajlara itiraz var. Allah (cc) ile İslam’ın aile yapısıyla büyük bir savaş, büyük bir mücadele başlatmış durumdalar.

“ Bütün kadınlar doğru ve dürüst, bütün erkekler ise yalancı ve değersiz telakki edilirse AİLE BİTER. Erkeğin de kadının da itibarı korunmalı, şiddetin her çeşidine “Dur!” denilmeli ve aile korunmalıdır.”

2011 yalında imzalanan İstanbul Sözleşmesi ve akabinde çıkarılan 6284 sayılı kanunun yürürlüğe girmesinden sonra şiddet ve boşanmalar dört kat artmıştır. Neredeyse 30-40 yaşlarından önce evlenen kimse kalmadı. Evlenmeye cesaret edilemiyor. Gençler evlenince neye uğrayacağını kestiremiyor. Ömür boyu nafaka, çocuk haczi veya başka bir kumpas… Evlenmiş çiftler ya hiç çocuk yapmıyor ya da bir ikiyi geçmiyor. Şer odaklarının bütün mücadelelerine ve engellemelerine rağmen, doğmuş olan çocukların peşini de bırakmıyorlar. O pis ellerini ailelerimizin içinden hiç çıkarmaya niyetleri yok.

Geçmişten bugüne nüfusun azaltılması için doğum kontrolünün teşvik edilmesi, kürtajın gündemden hiç düşürülmemesi, kısırlaştırıcı gıdaların özellikle üretilmesi, yerli tohum yerine ithal tohumların teşvik edilmesi gibi hain projelerini daima gündemde tutmuşlardır. Bütün bu oyunları bozucu, karşı tedbirleri mutlaka almamız gerekir.

Her şeye rağmen doğmuş olan çocuklarımız ve gençlerimizi kendilerine benzetmeye çalışmakta, kültür dayatması ve kültür emperyalizmini icra etmektedirler. Bazı aileleri, medyayı ve devletin bir kısım kurum ve kuruluşlarını, bürokratları, sivil toplum kuruluşlarını ve bazı siyasileri buna zorlamaktadırlar. Yeni neslin, çocuklarımızın batı kültürü ile yetişmesi için büyük ifsad gayretleri içine girmiş bulunmaktadırlar.

Televizyonlardaki dizilerin birçoğunun bu amaca hizmet ettiklerini söyleyebiliriz. Toplumu tamamen tefessüh edip, insanımızı; özellikle çocuklarımızı ve gençlerimizi kendi benliklerinden, dinlerinden, örf ve adetlerinden, edep ve hayadan koparmak için büyük çabaları var. Öncelikli hedefleri, yukarıda da belirttiğimiz gibi Müslüman nüfusu azaltmak ve hatta yok etmektir. Ardından doğmuş olan Müslüman çocukların ve gençlerin edepsiz, hayâsız, zani ve ahlaksız bir şekilde eğitilmelerini sağlamak ve arzu ettikleri şekilde batı hayranı olarak yetiştirilmelerini amaçlamaktadırlar. Bu konuda büyük oranda muvaffak olduklarını söyleyebiliriz.

Yukarıda kısmen değindiğim genç evlilerin durumunu biraz daha açmak istiyorum. Ülkemizde küçük yaşta zina yapana kimsenin bir şey dediği yokken, kendi rızasıyla evlendiği ve huzurlu bir yuva kurduğu halde; yaşı 18’den küçük diye tecavüzcü suçlamasıyla insanlar, hapislerde çürüyor, aileleri dağılıyor, çocukları arkadaşları arasına çıkamıyor maalesef. Evlendikten çok sonra tutuklamalar oluyor, bir çoğunun çocukları “Babam neden cezaevine girdi?” diye iç acıtıcı sorular soruyor. Büyük travmalar yaşıyor bu aileler. Aileyi dağıtma konusunda kadının beyanı esastır ancak perişan aile fertlerini kurtarmak ve aile huzurunu temin etmek konusunda kadının feryadını duyan yok.

Evlilik yaşı dünyanın pek çok yerinde bizden daha düşüktür ve evlilik yaşı 18 olan hiçbir ülkede, bizde uygulanan bu cezalar yoktur. Mesela ABD’de evlilik yaşı 14’tür ve bu yaşlarda evlenenlerin düğün masrafları bile devlet tarafından karşılanmakta ve bunlara bir miktar aylık bile bağlanmaktadır. Almanya’da her doğan çocuk İçin 3000 avro teşvik primi verilmektedir. Nikahlı nikahsız hiç fark etmez, yeterki çocuk olsun, nüfus artsın diye. Bütün bu çabalarına rağmen Allah’a şükürler olsun ki nüfusları artmıyor, tam tersine düşüyor. İşte bu durum onları çıldırtıyor ve her şeye rağmen İslam aleminde nüfus artış hızı düşse bile, artış devam etmektedir. Esas meselenin arka planı ve korkuları budur. Batıyı çıldırtan ve tuzak üstüne tuzak kurmalarını sağlayan ana gerekçe Müslüman nüfusunun artmasıdır.

“Kadını koruyalım diye çıkartılan bu kanun ve sözleşmeler, ailenin hiçbir bireyine yaramamış, en başta kadına şiddeti arttırmıştır.”

Basın, aile içi huzursuzluk ve aileyi yıkma anlamında büyük işler icra ediyor. Bu kadar çarpıklık içerisinde aile yapımız çökertiliyor, çaktırmadan dinamitleniyor aile. Bu kaos ortamı bilinçli bir şekilde oluşturulup en mühim kurumumuz olan aile paramparça ediliyor.

Bu konunun diğer bir cephesi de kadını koruyalım diye çıkarılan bu kanun ve sözleşmeler, ailenin hiçbir bireyine yaramamış, en başta kadına şiddeti arttırmıştır. Ayrıca boşanmalar, cinayetler de artmış, evlilikler azalmıştır. Gençler evlilikten korkar hale gelmişlerdir. Kadının beyanı, kocanın evinden, çocuğundan, düzeninden, huzur ve mutluluğundan uzaklaşması sonucunu doğurmuştur. Bu psikolojiye giren koca, telafisi mümkün olmayan suçlara, hatta cinayetlere kadar işi götürebilmiştir. Boşanmalar artınca ömür boyu nafaka, çocuk haczi gibi pek çok sorun kendiliğinden oluşmuştur. Birçok kadın, bu ömür boyu nafaka işini ve çocuk haczi konusunu bir sektör haline getirmiştir. Erkekler, bu durumlar karşısında aciz ve çaresiz bırakılmış, itibarı yok edilmiş, evinden kovulmuş, sığınacak bir yeri dahi olmayan gariban bir insan durumuna düşürülmüştür. Bu psikolojiyi taşıyan bir insan neler yapmaz ki? Bilerek ve düşünülerek hazırlanmış bu metinlerin, aileleri ve dolayısıyla toplumu ne hale getirdiğini ve getirmeye devam edeceğini varın siz düşünün. Çocuklar futbol topu gibi bir oraya bir buraya savrulmaktadır parçalanmış aile bireyleri arasında. Kadının beyanı esas olunca ve erkeğin ifadesine bile hacet duyulmayınca olacağı budur. Bütün kadınlar doğru ve dürüst, bütün erkekler ise yalancı ve değersiz telakki edilirse AİLE BİTER. Erkeğin de kadının da itibarı korunmalı, her iki tarafın ifadesine, hatta komşu ve şahitlerin şahitliğine hemen başvurulmalı ve iyi niyetle şiddetin her çeşidine “Dur!” denilmeli ve aile korunmalıdır.

Ayrıca evlilik dinimizin emri, Peygamber Efendimizin sünnetidir. Aile, neslin devamı için zaruri bir kurumdur. Herkesin soyu sopu, nesli, nesebi belli olmalı. Eski ifadeyle usul ve furu denilen alt ve üst nesil belli olmalıdır. Sağlam aile yapısı sağlam toplumu oluşturur. Huzurlu ailelerde bir sekinet, bir meveddet, bir muhabbet, bir düzen, bir güzellik vardır. İşte bu güzellik yok ediliyor. Bize düşen uyanık olmak, bilgili olmak, oyunları ve saldırıları görmek ve oyunlarını bozmak, dostunu düşmanını tanımak, güçlü olmak ve aileye sahip çıkmaktır. Âcizane bütün ailelere sesleniyorum: ailenize sahip çıkın ve bu oyunları bozun lütfen! Çocukların eğitimini bilimsel yapın, onları sevgisiz bırakmayın. Çocuklarınızı, eşlerinizi Allah’ın bir emri ve Resülullah’ın tavsiyesi olarak sevin-sayın ve şer odaklarına fırsat vermeyin!

Yakın geçmişte Diyanet İşleri Başkanımızın, cuma hutbesinde çok haklı olarak ifade ettiği; aile dışı ve yüce dinimizin yasakladığı, lanetlediği ilişkilerin, zinanın, lutiliğin ve her türlü fuhşiyatın zararlarını, neden yasaklandığını anlatmasını tebrik ediyoruz. En az aile düşmanı kesimlerin çabaları kadar, hem ailelerimize hem de Ali Erbaş, Yusuf Kaplan, Mücahit Gültekin gibi hocalarımıza da sahip çıkmak zorundayız. Bazı baroların, DİB Ali Erbaş’ın bu doğru ve yerinde ifadelerine nasıl saldırdıklarına; çağlar ötesi bir ses diye İslam’a, dine olan düşmanlıklarına hep birlikte şahit olduk.Bize düşen safımızı netleştirmek, aile ve din düşmanı güruhları iyi takip etmek, değerlerimizi savunan herkese sahip çıkmaktır. Duyarsızlığa son vermeli, dinimize, ailemize ve bütün değerlerimize sahip çıkmalıyız. Gayret bizden muvaffakiyet Rabbimdendir. Selam ve dualarımla…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz