İnsan olarak hayata üç önemli noktadan bağlıyız. Aile bağı, vatandaşlık bağı ve komşuluk bağı. Bu üç bağın kuvvetli olması durumunda insanlar mutlu olarak yaşarlar.
Ailenin birinci görevi, yavrularını en iyi şekilde koruyup kollaması, besleyip büyütmesi, onu kendi yetenekleri ve ülkenin ihtiyaçları doğrultusunda yetiştirmesi, kısaca; dini ve dünyevi görevlerinin şuurunda eğitmesidir.

Ailenin kurulması önemli olmakla birlikte, en az onun kadar önemli bir noktası da sağlıklı bir şekilde devam ettirilmesidir. Bu sonuca ulaşabilmek için aile bireylerinin eğitimli olmaları büyük önem arzeder.

Çocuk ilk günden itibaren yüksek oranda duygusal bir güce sahiptir. Çok geçmeden de bunu belirli bazı hareketleriyle açığa vurur. Ailede çocuğu ruhi yönden eğitecek olanların bu gerçeği bilmeleri gerekir. O, çocuktur, anlamaz diyerek onu yok saymak çok yanlış bir davranış olur. Çocuğun ruhi ihtiyaçları, bedeni ihtiyaçlarından önce gelir.

Ruhi eğitimde ihmal edilmemesi gereken önemli bir nokta da ailede herkesin birbirlerinin gururunu incitecek söz ve hareketlerden, özellikle başkalarının yanında iken, kaçınmaktır.
Çoğu zaman bir incir çekirdeğini bile doldurmayan ve sık sık tekrar eden karı koca kavgaları, o yuvadaki yavruları rahatsız eder, hafızalarında silinmez izler bırakır. Gül bahçesi olması gereken aile yuvası çocuklar için birer dikenli tarlaya dönüşür. Çocuklar mutluluğu aile dışında, sokaklarda aramaya çalışır, ilk fırsatta bunun yollarını bulmaya gayret ederler.

Geçimsiz bir ortamda yetişmekte olan çocuk, ailenin bir ferdi olmakla birlikte milletin de bir bireyidir. Onun kötü yetişmesi ile önce aile sonra da vatan zarar görecektir. Bu ağır yıkımın biricik sorumlusu da yine ailedir.

Evde sinirlilik havasının estiğine şahit olan çocuklarda ruh ve sinir hastalıkları baş gösterir. Geceleri uykularından korkarak uyanma, sayıklamalar, diş gıcırdatmalar, durup dururken ağlama ve gülmeler gibi rahatsızlıklarla karşılaşılabilir.

Karı-koca kavgaları, ailenin günlük yaşama düzenini bozduğu gibi, çocuğun yaşayışını da olumsuz etkiler. Yeme içme, yatma kalkma, oyun oynama, ders çalışma gibi davranışlarında ihmalkarlıklar baş gösterir.

Geçimsizlikten ötürü birbirlerine yalan söyleyen eşler çocukların güvenlerini kaybeder. Bu güven sarsılırsa ister istemez anne ve babasını rol model alan yavrular, “onlar yalan söylüyorsa ben de yalan söyleyebilirim.” düşüncesine kapılıp bu yönde olumsuz bir davranış biçimi gösterirler.

Çocuklar, ebeveynlerinin ruh hallerini hangi yaşlarda olursa olsun bir bakış veya bir dokunuşta bile hemen anlayabiliyorlar. Ona en çok bakan ebeveyninin duygularını hemen okuyabiliyorlar. Onun mutsuz olması, mutlu görünmeye çalışsa bile çocuğun gözünden kaçmıyor. Hemen etkileniyor, o da mutsuz oluyor. Çocukta özgüven eksikliğine neden oluyor.

Çocuklar, ebeveynin kendi yanlarında tartışmalarından olumsuz etkilenirler. Çocuk şiddet içerikli bir ortamda bulunuyorsa tabii ki meyli de o yönde oluyor. Yüksek tonda konuşmalarla çiftler birbirlerine olumsuz tavır takınıyorlarsa çocuk tabi ki etkilenir, çok küçük olsalar bile bunu beden dilleriyle bir şekilde belli ederler.

Fiziksel veya psikolojik şiddete şahit olan çocuklar da ilerde şiddet eğilimli tavır gösterirler. Çocuk nasıl yetiştirilirse, ne görürse öyle büyüyor. Maalesef bunun ne kadar yanlış olduğunu bilse bile büyüme sürecinin sonunda şiddet eğilimli fertler olarak toplumda yer alıyorlar. Aramızda her an patlayacak mayın gibi dolaşıyorlar.

Ailedeki tartışmalardan, anne-baba genellikle çocukların ahlaki eğitimleri üzerinde durmaya vakit bulamadıklarından, çocuklar anne-baba kurbanı olur. Bazen anneden babaya bazen de babadan anneye laf taşıyarak aralarının açılmasına, sonucunda da kötü olayların meydana gelmesine neden olabilirler.

Uzun süren geçimsizlikler, çocukların mizacı üzerinde de olumsuz derin etkiler yapar. Evde geçen kötü olaylar çocuklar üzerinde gelecek kaygısı oluşturur. Önünde başarılı bir rehber olmadığı için çocuklar başarısızlıktan başarısızlığa sürüklenmiş olurlar.

Aile ortamı, çocuğun yetişmesinde en büyük etkendir. Güzel ortamlarda güzel, iyi çocuklar yetişir. Kötü aile ortamlarında doğru, faydalı yavrular yetişmesi istisnalar dışında pek mümkün olmaz. Sevgili Peygamberimizin “çöplükte kırmızı gül bitmez.” hadisinden alacağımız dersler vardır.

Evlerde süren geçimsizlikler, çocukları uykusuz ve moralsiz bıraktığı içindir ki ertesi günü okula giden yavru dikkatini toparlayamayacağından dalgınlık ve tembellik belirtileri üzerinde görülecek, dolayısı ile başarısızlıklar peş peşe gelecektir.

Geçimsizlikler aile bütçesini de alt üst eder. Evdeki kavgadan sonra baba evi terk edip, gece yarılarına kadar dışarıda kalıp, can sıkıntısını ya meyhane veya kötü eğlence merkezlerinde vakit geçirerek gidermeye çalışacağından sınırsız para ve mal israfına duçar olur. Anne de kendisine yapılanı unutabilmek ve kocasından intikam almak uğruna gereksiz harcamalar yapacak olursa, bunun zararı çocuklara olacaktır. Böyle bir ortamda büyüyen çocuklar da anne ve babalarını taklit edeceklerinden birlikte mutsuz olacaklardır.

Aile geçimsizliklerinde temel neden, fertler arasındaki geçimsizliktir. Evde huzur, barış ve sevgiyi egemen kılmak herkesin asıl görevi olmalıdır. Sevgisiz büyüyen çocukların başkalarına da sevgi göstermeleri onlardan beklenemez. Ailede sevgiyi görmeyen çocuktan okulda arkadaşlarını sevmelerini beklemek de imkansızdır. Anne-babasını sevemeyen çocuktan öğretmenini sevmesi de beklenemez.

Geçimsiz çiftlere destek olmak adına Aile bakanlığına bağlı çok fazla aile terapisti veya aile ilişkilerini baz alan psikolojik kurumlardan taraflar yardım alabilirler.

Hz. Ali (r.a)’in “Çocuklarınızı kendi zamanınıza göre değil, gelecek zamana uygun olarak yetiştiriniz.” sözü gereği çocuklarımızı kendi yanlışlarımız doğrultusunda değil; hak olan, doğru olan örnek ve ilkeleri dikkate alarak eğitmeliyiz. Yanlıştan, kötüden, çirkinliklerden uzak, Sevgili Peygamberimizin aile hayatını örnek alıp eğitmeliyiz. Çünkü O bizim rehberimiz, saadet kaynağımızdır. Salat ve selam üzerine olsun.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz