1- Yaratan Rabbinin adıyla oku!
2- O insanı bir alakadan (embriyodan) yarattı.
3- Oku! Rabbin en büyük kerem sahibidir.
4- O, kalemle (insana yazmayı) öğretendir.
5- İnsana bilmediklerini de ancak O öğretti. (Alak suresi, 1-5)

Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e nazil olan bu ilk beş ayette gözümüze çarpan belli başlı kavramlar: Kıraat, isim, Rabb, hilkat, insan, alak (embriyo), ikram, talim ve kalem.
Kur’an-ı Kerimde “okumak” anlamında kıraatin dışında “tertil ve tilavet” kavramları da kullanılmaktadır. Ancak aralarında elbette ki vurgu farkı vardır. Bunu kısaca şöyle ifade etmek mümkündür:
Kuran; lafzı, manası ve maksadı ile mükemmeldir. Lafzı kıraat, manası tertil, maksadı ise tilavettir.”
Kıraat: Toplamak manasına gelmesi hasebiyle sadece bir harfi seslendirmek, kıraat değil telaffuzdur. Telaffuz veya lafız; ağızdan çıkan manalı veya manasız tüm şeylere denir. Fakat kıraat ise en azı kelime, en fazlası kelam olan bir lafızdır. Dolayısıyla okumanın ilk aşamasına kıraat diyebiliriz ki, Kur’an’ın harflerini bir araya toplayarak okumak demektir.
İkra: Oku emrinin ümmî bir Peygamber için üç kere Cibril (a.s.) tarafından ısrarla tekrarı, biz ümmet-i Muhammed’e bu sure de iki kere karşımıza çıkmaktadır ki, bu da okuma eyleminin önemine binaendir. Biz kullar açısından bu iki defa “oku!” emrinin tekrarı bizlere okunası iki temel kitaptan söz ediyor adeta. Biri yazılı olmayan kâinat kitabıdır ki, bunun için okur-yazar olmak gerekmez. Varlıkları, cisimleri, nesneleri ve kısaca var olan her şeyi arka planlarıyla birlikte okuyarak yüce yaratıcının esmasının yansımalarını görebilmek esastır. Bu bağlamda Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kâinatı harf harf, kelime kelime, cümle cümle ve paragraf paragraf okuyabilen biri olarak sadece ümmiydi ama hâşâ cahil değildi. Diğeri yazılı kitabı okumaktır ki, o da kelime olarak “okunası kitap” anlamına gelen en büyük mucize Kur’an-ı Kerimdir. Her birey Kur’an’ın nüzulünden sonra ondan sorumludur.Zira O, tabiri caizse; “hayatın kullanma kılavuzudur.”
Alak suresinin bu ilk beş ayetinde Rabbimiz nasıl bir okuma yapmamız gerektiğini çok veciz bir şekilde Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in şahsında biz kullarına emredip bildirmiştir.
İsim: Canlı, cansız bütün varlıkları ve kavramları karşılayan, onları ifade etmemizi sağlayan kelimelerdir. Her varlık ismiyle müsemmadır. Ancak en güzel isimler Allah’ın (c.c.) isimleridir.
“En güzel isimler Allah’ındır. O’na o isimleri ile dua edin. O’nun isimleri konusunda sapanları bırakın. Onlar yaptıklarının cezasını göreceklerdir.” (Araf suresi, 180)
Birinci ayette bir incelik vardır ki o da şudur: Burada “Allah” lafzı yerine “Rabb” ismi ve sıfatının kullanılması oldukça manidardır. Çünkü Allah ismi anlam ve muhteva olarak diğer bütün isimleri içerdiği halde, eğitim ve öğretimle birebir irtibatlı olması hasebiyle “Rabb”isminin özel kullanılmasını beraberinde getirmiştir. “R-b-b” kökünden türeyen bu kelime sözlük anlamı olarak; terbiye eden (eğiten), ıslah eden (düzelten), mutlak otorite olan, efendi, malik ve sahip olan, üstünlüğü kabul edilen, sözü dinlenip itaat edilen gibi anlamları içermektedir.
İslami terim olarak Rabb; yaratan, var eden olmak ile birlikte; yarattıklarını düzene koyan ve üzerlerine söz söyleme, emretme, yönlendirme, yasaklar ve serbestler belirleme gibi yetkisi de olandır. Bu kelime Allah’ın (c.c.) sıfatlarındandır ve bu kelimenin hangi anlamlara geldiğini, Rab’lik vasıflarının neler olduğunu bilmeyen bir kişinin ister istemez Allah’tan başka Rabb edinmesi olası bir durumdur.
Dilimizde kullandığımız “terbiye” kelimesi, Türkçemizde “eğitim” demektir. Bilindiği gibi eğitim, öğretimden çok daha kapsamlı ve genel bir kavramdır. Yani verilecek veya alınacak olan eğitimin Rabb ile bir bağlantısının olması kaçınılmazdır. Onun için “Rabbinin adıyla oku!” denilmiştir. “Allah’ın adıyla (yani BESMELE ile) başlanmayan bir okumadan (ve eğitimden) hayır gelmez, çünkü maksat hâsıl olmaz.” Besmelesiz dünyevi başarılar elde edilse de bunların hepsi mezara kadar sürer ve ondan sonra asla işlemez!
Peki, neden Rabbin adıyla başlanmalı diye sorulacak olursa. Buna şöyle cevap verilebilir: Çünkü yaratan O, yaşatan O, hesaba çekecek olan O, cenneti ve cehennemi olan O, O’nun dünyasında O’na rağmen bir eğitim ve öğretimin sonu fiyaskodur. Rabb kelimesinden sonra Rabbimizin yaratmasının gündeme getirilmesinin sebebi işte budur. Hatta meselenin ciddiyetine binaen eğitim ve öğretim işinin akıllı ve duyu organlarına sahip insan tarafından yapılması gerektiğini hatırlatarak “Rabb, insanı bir alakadan yarattı” buyrularak ‘yaratma” kavramı iki kere tekrarlanıp vurgulanmış oldu.
H-l-k: doğru dürüst planlamak anlamındaki “hilkat”, bir şeyi herhangi bir aslı ve örneği olmaksızın yaratmak demektir. Bu kavram aynı zamanda “ahlak” ile aynı kökten gelmesi hasebiyle de karakter, mizaç ve huy anlamını da işin içine katacak olursak bunun fıtrata işaret ettiğini ve fıtrata uygun bir eğitim ve öğretimin gerektiğini söyleyebiliriz. Ancak ikinci yaratma kavramı alak ile irtibatlı düşünüldüğünde hammaddesi ebeveynden gelen suların (meninin) ana rahminde birleşip zigota ve rahim duvarına asılıp yapışarak duran embriyoya dönüşmesinden bahsedilirken de insanın aslını yani hammaddesiniunutmaması ve işin aslını öğrenmek için eğitim-öğretim görmesini de salık vermektedir.
“Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir.” Bu üçüncü ayette okuma emri ile Rabb ismi veya sıfatı tekrar edilerek “ekrem” (en cömert, ikramı ve ihsanı bol) kavramının kullanılması da, Allah’ın emri doğrultusunda ve Rabbin ismiyle başlanarak verilecek veya alınacak olan eğitim-öğretime mukabil, kulun Yüce Allah’ın ikram ve lütfüne mazhar olacağı müjdesi verilmektedir. Öyle ki, kerem sahibi olan Rabbimiz “kalem”i devreye sokarak onunla öğrettiğini, öğreteceğini ifade etmektedir.
“O, kalemle (insana yazmayı) öğretendir.” Ayetinde kalemle öğretmek diye tercüme edilen “alleme” fiilinin mastarı olan “ta’lim”: Öğrenim ve öğretim demektir. Aynı anlamı veren başka ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:
“Sınırsız rahmetiyle varlık âlemindeki her şeye merhamet eden (Allah, Resulü’ne) Kur’an’ı öğretti (insanın anlamasını sağladı).” (Rahman Suresi, 1, 2)
Buradan da anlaşılacağı gibi Rabb olması sebebiyle tıpkı “Allah, Âdem’e bütün varlıkların isimlerini öğretti.” (Bakara suresi, 31) ayetinde olduğu gibi biz yaratılmış olan kullar, yine “Onlar O’nun ilminden, kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar.” (Bakara suresi, 255) ayetinden anlaşılacağı üzere, her ne biliyorsak Rabbimizin bildirdikleri kadardır.
Kalem: Kendisiyle yazı yazılan alet demektir. Yüce Allah burada kalemi zikrederek insana birçok açıdan fayda veren yazma nimetine dikkat çekmiştir. Ayrıca Kur’an’da “Kalem Suresi” diye bir surenin olması ve Rabbimizin “Nûn”, diye dikkatimizi çektikten sonra : “Kaleme ve yazdıklarına and olsun” (Kalem suresi, 1) buyurması belki de kalemin kılıçtan daha keskin olduğuna işaret etmiştir.
Oku emri ile kalemi birlikte düşündüğümüzde, Yüce Yaratıcımız biz kullarından okur-yazar olmamızı istediği aşikârdır.
Eğer biz kullar Rabbimizin istediği şekilde okur-yazar olursak, başka bir ifadeyle ilmimizle amil bir hayat sürersek O, bize bilmediklerimizi de öğreteceğini bildirip bir nevi vaat etmektedir:
“(Böylece) İnsana bilmediği (hayat ve şeriat gerçekleri)ni talim (ve terbiye)edip (öğrenme ve eğitilme imkânı sağlayandır.)” (Alak suresi, 5)
Dünyevileşmenin alabildiğine arttığı günümüzde yapılan eğitim ve öğretimin millî ve manevi değerlerimizden yoksun, tarih ve kültürümüzle örtüşmeyen bir seyir sürdüğü hepimizin malumudur. Gerekli önlemler ivedilikle alınmadığı takdirde birkaç neslimizin daha heba olacağı açıktır.
Çocuklarımızın akademik başarılarına odaklandığımız kadar; duyguları ve duyu organları yitik robotik bir yapıyla karşılaşmak istemiyorsak,yarınlarımızı güvenle teslim edebileceğimiz bir nesli yetiştirmemiz için vermemiz gereken eğitim-öğretimle onların kalplerini ve gönül dünyalarını; maneviyat, ahlak, adap ve imanla güçlendirip zenginleştirmeliyiz. Bunun için kaybedecek hiçbir vaktimiz yoktur; çünkü zaman çok hızlı bir şekilde akıp gitmektedir.