Aldatmak; TDK sözlüğünde beklenmedik bir davranışla yanıltmak,  karşısındakinin dikkatsizliğinden ve ilgisizliğinden yararlanarak onun üzerinden kazanç sağlamak, yalan söylemek,  bir şeyin görünürdeki durumu ve o şeyin niteliği bakımından yanlış bir kanı vermek olarak tanımlanıyor.

Dünya siyaset tarihi aldatma ve aldanmalarla doludur. Krallar, padişahlar, vezirler, devlet adamları… Tarihin tozlu sayfaları onların aldatma ve aldanmalarını yazmaktadır. Bahsettiğimiz aldatma bir sahtekârın, dolandırıcının veya bir kadın-erkeğin aldatması değil elbette. Bahsettiğimiz siyasi ve idari aldatmadır. Gerek İslam gerekse Türk siyasi tarihinde sık sık karşılaşılan bu tür aldatma ve aldanmalar milletleri ve hatta bütün insanlığı etkileyen sonuçlar doğurmuştur. Aldatılan her siyaset adamı ve devlet lideri aynı zamanda aldanmışlığını gizlemek için çevresindekileri ve halkını aldatmak zorunda kalmıştır.

İslam tarihinde önemli yön değişikliklerine yol açan Hakem Olayı’nı hatırlayın. Hz Ali’ye kurulan kumpas ve aldatma sonucu binlerce Müslüman birbirini öldürdü. Hz. Ali hilafeti kaybetti ve Muaviye ile birlikte saltanat başladı. Osmanlının en zirve döneminde Kanuni Sultan Süleyman’ın Hürrem Sultan ve Sadrazam Rüstem Paşa tarafından kandırılması sonucu Şehzade Mustafa’nın katli de Osmanlı imparatorluğunun geleceğine yönveren bir olay olmuştur. Hakeza Sultan Abdülhamit’e karşı cephe alan Mehmet Akif, İskilipli Atıf Hoca, Elmalılı Hamdi Yazır ve Bediüzzaman Said Nursi’nin de aralarında olduğu dönemin birçok âlim ve mütefekkiri aldandıklarını ve pişmanlıklarını itiraf etmişlerdir. Zira Sultan Abdülhamit’in tahttan indirilişi Osmanlı Devleti’nin yıkılmasına ve İsrail devletinin de kurulmasına sebep olan olaylar zincirinin başıdır. İttihat Terakki Cemiyetinin iktidara getirilmesi ve meşhur üç paşalar; Enver, Talat ve Cemal Paşaların Siyonistler tarafından kandırılması sonucu Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı’na katılmıştı. Bu savaşta müttefikimiz Almanlar, Enver Paşa’yı aldatmış, Çanakkale ve Sarıkamış cephelerinde yüz binlerce vatan evladı şehit düşmüştü. Yıllar sonra Enver Paşa “ Ne yazık ki beynelmilel masonluk bizi aldattı.” itirafında bulunarak pişmanlığını dile getirmişti. Tarihimizdeki önemli aldanmalardan biri de Lozan müzakerelerinde yaşandı. BEKO markasının ortaklarından Bernard Nahum’un babası hahambaşı Haim Nahum’un danışmanlığını yaptığı İsmet Paşa’yı kandırması ve yönlendirmesiyle Lozan’da Ege adaları da dâhil, birçok toprak kaybedilmişti. Hatta Çanakkale Arıburnu’nda 1500 metrekarelik bir toprak parçası bile 129. maddeyle İngilizlere bırakılmıştı. Bütün bu kepazelikler, itilaf devletlerinin bile imzalamadığı Sevr antlaşması bahane edilerek Lozan bir zafermiş gibi gösterildi ve milletimiz yıllarca bu yalanla aldatıldı. Tarihimizin dönüm noktalarından ve aldanmalarımızdan biri de Marshall Yardımları konusunda olmuştur. Zeytin ağaçları yok edilerek zeytinyağı üretimi bitirilmiş ve ABD’den mısır özü yağı ithal edilmişti. Süt tüketimi azaltılmış, ABD’den ithal süt tozu tüketimi özendirilmişti. Üretim yapan fabrika makinaları testerelerle kesilerek yok edilmişti. Bu yardımları kutsamak için “Zeytinyağlı yiyemem basma da fistan giyemem.” türküleri uydurulmuştu. Yıllarca bu yalanlarla aldatıldık durduk.

Dünya siyaset tarihi aldatma ve aldanmalarla doludur. Krallar, padişahlar, vezirler, devlet adamları… Tarihin tozlu sayfaları onların aldatma ve aldanmalarını yazmaktadır. Bahsettiğimiz aldatma bir sahtekârın, dolandırıcının veya bir kadın-erkeğin aldatması değil elbette. Bahsettiğimiz siyasi ve idari aldatmadır.

Birinci Körfez Savaşında Özal’ın ABD’ye aldanarak Irak işgaline ve Çekiç Güç’ün Kuzey Irak’a yerleşmesine destek vermesi sonucu Kürdüstan Devleti kuruldu. Ne yazık ki milletimiz bu konuda hâlâ aldatılmaktadır. 28 Şubat sürecinde Fadime Şahin, Müslüm Gündüz ve Ali Kalkancı olayları patlatılmıştı. Bu üçünün nezdinde İslâm ve Müslümanlar yaftalandı, itibarsızlaştırıldı. Yıllar sonra olayların birer kurmaca, o üç ismin de birer kiralık oyuncu olduğu gerçeği ortaya çıkmıştı. Milletimiz bir kez daha aldatılmıştı. Bu aldatmalar sonucu 28 Şubat Darbesi gerçekleştirilmiş ve Refahyol Hükümeti yıkılmıştı.

Daha yakın zamana ve günümüze gelecek olursak benzer bir aldanmışlığı 2007 yılında başlatılan Ergenekon Terör Örgütü soruşturmalarında yaşadık. Altı yıl boyunca ETÖ ile yatıp ETÖ ile kalktık. Aralarında Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ’un da olduğu binlerce insan terör örgütü üyeliği gerekçesiyle tutuklandı. Onlarca insan bu olaylar sonucu ya intihar etti ya da hastalanarak öldü. Binlerce insanın hayatı alt üst oldu. Ve bir 17-25 Aralık sonrası sabahı kalkılarak hiç bir şey olmamış gibi, ölen öldü kalan sağlar bizimdir, tavrı takınılarak “Bizi aldattılar, hata ettik.” denilerek bu insanlara iadei itibarda bulunuldu. Tazminatlar ödendi.

Kandırılmayı alışkanlık hâline getiren devlet büyüklerimiz bir büyük aldanmayı da PKK ile çözüm sürecinde yaşattılar milletimize. Dağdan inen teröristleri davullarla, zurnalarla karşıladılar. Şehirlere, kasabalara silah sokan ve yığınak yapan teröristlere dokunulmaması yönünde en üst perdeden valilere emirler verildi. Sonuçta hâlâ devam eden şehir çatışmaları ve hendek savaşları sürecinde yüzlerce insanımız şehit düştü. Akabinde bakkala lolipop şekeri almaya gitmiş ancak şeker yerine kendisine sakız kakalanmış çocuk edasıyla “ Terör örgütü bizi kandırdı.” itirafları ve pişkinliği…

Aldanmaların sonuncusu, eğer başarılı olsaydı ülkede bir iç savaşa sebep olacak 15 Temmuz darbe girişimine kalkışan FETÖ konusunda oldu. Fetullah Gülen hakkında 1980’li yıllardan beri bir casus olduğuyla ilgili birtakım söylentiler ortadayken, kendi vaazlarında amaç ve hedefini ifşaa etmişken ve Erbakan Hoca’mızın uyarıları da ortadayken “Ne istediniz de vermedik!” denilerek devletin bütün kapıları ardına kadar FETÖ’ye açıldı. Adalet, emniyet, milli eğitim, ordu, maliye gibi bütün kurum ve kuruluşlara yerleştirildiler. Bu kurumlarda büyük güç elde eden FETÖ bütün kurum ve kuruluşlara el koyarak kanlı bir cuntaya girişti. Devlet büyüklerimiz ise, bir kez daha bir dolandırıcı sahtekâr tarafından parası elinden alınmış mağdur edasıyla “ Aldatıldık. Allah ve milletimiz bizi affetsin!” diyerek insanımızın aklıyla alay etmiştir. Söz konusu aldanma bir sahtekârın bir saf kalpliyi kandırması olmadığı gibi organize, illegal bir yapının devletin birkaç kurumuna sızması gibi bir aldanma da değildir. Kocaman bir devleti ele geçirme ve ülkeyi iç çatışma ve parçalanmaya götürme aldatma ve aldanmasıdır. 15 Temmuz cuntasından sonra FETÖ ile bağlantısı olan birçok kişi tutuklandı. FETÖ bağlantılı olduğu iddia edilen on binlerce memur iç soruşturma bile yapılmadan ihraç edildi. İhraçlarda tutarsızlıklar olmalı ki Cumhurbaşkanımız bile “At izi it izine karıştı.” diyerek tepki gösterdi. Bu ihraçlarda kripto FETÖ’cülerin parmağı olduğu iddiaları Sultan Abdülaziz dönemindeki Molla Süleyman hikâyesini hatırlattı bize.

Molla Süleyman, çok âlim ve âbid bir zattır. 40 yıl boyunca hadis ve fıkıh dersi vermiştir. Bu yüzden Bab-ı Ali’de de muteberdi. Osmanlı bu adama o kadar güveniyordu ki bölgedeki Kripto Hıristiyanları listeleme görevini ona vermişti.

Bir komisyon kurulmuştu. Komisyonun görevi, gündüz Müslüman gibi yaşayan, ancak gece olunca gerçek dinine dönen Kripto Hıristiyanları tespit etmekti. “Ben kripto Hıristiyanım” diye itiraf edenler, hiçbir ceza ve yaptırıma uğramayacaktı. Komisyonun başkanlığına da Molla Süleyman getirildi. Komisyon bir hafta çalıştı. Tam görevi bitecekken Molla Süleyman “Durun bir dakika!” dedi. “Ben Molla Süleyman, gerçek adım Hristo. Ben de bir kriptoyum.” dedi. Tabii herkes şaşkın!

Bir aldanma ve aldatma olayı da bu ihraçlarda mı yaşanıyor acaba? Zira ÖĞDER Diyarbakır Şubesi kurucusu ve Kilis eski Milli Eğitim Müdürü Abdurrahman Sevgili, 10 FETÖ dershanesini kapattırdığı halde, FETÖ suçlamasıyla tutuklu! Bir Milli Görüşçüden bir Fetocu çıkarmak!.. Hakeza FETÖ okullarına teşvik çıkarmadığından FETÖ tarafından ölümle tehdit edilen ve bu yüzden bir yıl boyunca polis korumasıyla dolaşan Yusuf Okumuş FETÖ suçlamasıyla görevinden ihraç edildi. Trajikomik bir durum değil mi? Buna benzer örnekleri çoğaltmak mümkün.

Üstü ihanet, ortası ticaret, altı ibadet olarak kategorize edilen bu yapının ihanet ve ticaret ayağındakilerin çoğu bir şekilde yurt dışına kaçınca altta ibadetle meşgul olanlar hedef seçildi. FETÖ’yü büyütüp canavarlaştıran devlet büyüklerimiz, kendileri için uygun gördükleri “kandırılma karinesini” ne yazık ki hasbelkader sendikalarına üye olan öğretmen, dershane ücretini ödemek için zorunlu olarak bankalarından kart alan öğrenci velisi veya maaşını almak için bankanın müşterisi olmuş memur, gazetelerine abone olan esnaf ve iş dünyasındaki pastadan pay almak isteyen şirketler için uygun görmemişlerdir. Oysa müşterisi olmak suç sayılan bankanın açılışını devlet büyüklerimiz Fetullah Gülen ile birlikte yapmışlardı. Sendikanın kurulmasına da ilgili kanuna uygun olarak iktidar izin vermişti. Yani ortada bir illegalite yokken bu kuruluşlarla ilişkili olan insanların “kandırılma ihtimali de” göz ardı edilerek bir süreç avına kurban edilmeleri ne kadar adil? En genç ve saraya en yakın bir bakanımız Fatih Koleji mezunuyken FETÖ’cü sayılmıyor! Ancak başka insanlar Fatih Koleji mezunu olduğu için görevlerinden ihraç ediliyor veya tutuklanıyor. Böylesine bir adalet anlayışı çadır devletlerinde bile söz konusu olmamıştır.

FETÖ okullarından mezun ve dershanelerine devam etmiş bakan, milletvekili ve üst bürokratların çocuklarını sayacak olursak sayfalar dolusu bir liste yapmak zorunda kalırız. Meselemiz o değil tabi ki. Kendileri o yapıyla ilişkili olunca “aldatılan” başkaları ilişkili olunca “suçlu” anlayışının yanlışlığını vurgulamaktır amacımız. Elbette ki NATO’nun emriyle darbeye kalkışan unsurlar ve darbeye destek veren FETÖ üyeleri en ağır şekilde cezalandırılmalıdır. Ve dahi FETÖ’yü devletin en üst kademelerine yerleştirip palazlandıran, maddi imkânlar sağlayan siyasetçisinden bürokratına bütün sorumlular da bu aldanmışlığın, kastın ve ihmalin cezasını ödemeliler. Adalet, vicdan, devlet yönetimi ve devlet adamlığı bunu gerektirir.

15 Temmuz ile ilgili birçok teori ve komplo teorisi konuşuldu. Kimine göre bir darbe teşebbüsü, kimine göre bir cunta. Kurmaca bir tiyatro diyenler de oldu, bir işgal girişimidir diyenler de. Bu toz duman ortamda at izi de it izine karışmışken birçok şey söylenebilir. Nasıl ki 28 Şubat darbesinin gerçekleri yıllar sonra ortaya çıktıysa 15 Temmuz gerçekleri de elbette ortaya çıkacaktır. Ortaya çıkana kadar da aldanmaya devam edeceğiz. Sonuç olarak siyaset çoğu zaman aldatma ve aldanmalar üzerine kurulmuştur. Birçok savaş, ölüm ve yıkım bu aldanmalar ve aldatmalar sonucunda yaşanmıştır. Bu aldanmaların bir sonucunu 15 Temmuz’da darbe ve işgal kalkışması olarak yaşadık. Tabii 15 Temmuz’la ilgili bütün bu yazdıklarım aldatılma tezi üzerine. Peki ya aldatılmayıp aldatıyorsanız?

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz