Eğitim sistemimiz Batı bilim ve anlayışını merkez alan, kutsayan, İslam’ı görmezden gelen sakat bir anlayışla yoluna devam ediyor. Sürekli yamalar yapılsa da temel yanlış olunca netice alınamıyor.

Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren tepeden inmeci bir anlayışla, milletimiz ruh köklerinden koparılmaya çalışılmış ve “on yılda on beş milyon genç yarattık” söylemleri ile taklitçi ne doğu ne batı olabilen, arada kalmış pozitivist, materyalist bir nesil yetiştirilmiştir. O döneme bakarsak Merhum Akif’in

“Asımın nesli diyordum ya nesilmiş gerçek
Çiğnetmedi namusunu asla çiğnetmeyecek”

diyerek özlemini çektiği nesil ile Batılılaşma sevdasındaki Tevfik Fikret’in oğlu Haluk’un şahsında özlediği seküler ,İslam’dan uzak bir nesil arzusu göze çarpmaktadır. Ancak baktığımızda Haluk Batılılaşma sevdasına kurban olmuş ve Hristiyan olup bir kilisede zangoç olmuştur. Nesillerimiz Haluk mu olacak Asım mı bunun kararını vermeliyiz.

Günümüzde bu taklitçi, millilikten uzak anlayışın acı meyveleri olarak bireysel mutluluğu kutsayan, kendi aklını beğenen, sadece tüketen, menfaat odaklı bir insan tipi ortaya çıkmıştır.

Ders kitaplarında müfredatta hala batı değerlerin kutsanıyor sanırsınız ki Batı bütün medeniyetin kaynağı. Bu şekilde Akif’in ifadesiyle “medeniyet denilen tek dişi kalmış canavar” denilen “’mim’siz medeniyet” Batının değer yargılarına göre şekillenen beyinler kendi medeniyet değerlerine, özüne yabancılaşıyor ve bu toprakların asıl manası olan İslam’a islami değerlere tepeden bakan bir sakat anlayışa bürünüyor.

Bu da teknik anlamda istediğimiz kadar güzel binalar, okullar inşa edelim, elektronik malzemelerle donatalım eğer içinde bulunan öğrencilerimizin kalbine bizi biz yapan değerlerimizi koyamıyorsak muhteva konusunu yeniden ele almak gerekliliğini ortaya koymaktadır. Rahmetli Erbakan Hocamızın ifade ettiği gibi Helal 2’nin haram 3’ten büyük olduğunu anlatmak “şuur ”dur. Çocuğun kalbine ne koyduğumuz önemlidir.

Müfredatta yamalarla değil sil baştan bir yenilenmeye bir inkılaba ihtiyaç vardır. Okul ile cami arasında bağı koparmayacak madde ve mana, dünya ve ahiret saadetine götüren bir eğitim modeli üzerinde yoğunlaşılmalıdır.

Yıllardır uygulanana çarpık eğitim sistemi manevi tahribat yapmıştır ve bu sancı devam etmektedir. Ülkemizde alkol, uyuşturucu, sigara kullanım yaşları 10-11 yaşlarına kadar düşmüş ve bu durum gelecek nesillerimiz adına dertlenmemiz gerektiğini gösteren bir durumdur. Gençlerimizdeki manevi boşluk artmakta ve o boşluklar İslam ile doldurulmadığında kişisel hazlar, flört aşılayan diziler, madde bağımlılığı…gibi haramlar ile dolmaktadır.

Oniki yaşındayken gece yarıları sabahlayıp Konstantiniyye’yi İslambol yapmak, fethetmek için planlar yapan ve 21 yaşında İstanbul’u fetheden çağ açıp çağ kapayan Fatih’lerin torunları, Çanakkale’de 250 kiloluk mermiyi “Ya Allah !” diye kaldıran Seyit Çavuş’ların, Namusu için, örtüsüne kirli eller uzanmasın diye sırtına mermisini yüklenen Nene Hatun’ların torunları böyle mi olmalıydı?

Eğitim sisteminin tamamen “eritim” öğretimin de “öğütüm” haline gelmesi kimliksiz ,idealsiz topluluklar haline getiriyor. Veli toplantılarında öğrenci velileri okulun kaç puanla aldığını, öğrencisinin kaç soru çözmesi gerektiğini vs soruyor. Ne zaman “benim evladım arkadaşıyla nasıl geçiniyor? İyi bir ahlak sahibi mi ? Verdiği sözü tutuyor mu? Emaneti gözetiyor mu?” soruları sorulursa bilin ki o zaman maddi şeylerden önce manayı öncelemiş oluruz.

Biz gerçekten nesillerimizi bu cendereden kurtarmak istiyorsak bütün sahalarda Batının tasallutundan kurtulmalı milli ve yerli bir eğitim sistemini sağlama çabasına girmeliyiz. İslami bir eğitim modelinde oku ile cami çatışmaz, madde ve mana bütünleşir. İşte o zaman deriz ki:

“Şimdi siz taşıyorsunuz müjdenin kurşun yükünü
Çatlayacak yalanın çelik kabuğu
Sizin bahçenizde büyüyecek imanın güneş yüzlü çocuğu. “

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz