Türkiye’de batılılaşma hareketinin başlaması, 18. Yüzyılın başlarında, Osmanlı Devleti güç kaybettiği yıllara dayanır. Ancak Avrupalılaşmanın ya da Batılılaşmanın gerçek etkisi 19. Yüzyılda Tanzimat fermanıyla hissedilmiştir. Tanzimat İngiltere ve Fransa gibi bir takım batılı ülkelere Osmanlı Devletinin içişlerine, özellikle de anayasal kurumlara müdahale etme imkanı verdi. Bu dönemdeki müdahalenin kapsamında Medreseler yoktu, çünkü medrese sistemi güçlü bir kurumsal teşkilata sahipti.
Osmanlı eğitim sistemi, tıpkı diğer kuruluşlar gibi kendi içerisinde eşsizdi. Bu sistem içinde eğitim görenler devletin refahı ve kalkınması için başarılı bir şekilde hizmet veriyorlardı. Ancak coğrafi sınırların genişlemesi ve batı ülkelerindeki hızlı kalkınma süreciyle, batı düşünceli gruplarda yeni yeni eğilimler başladı.
Osmanlı Devletinin çöküş dönemine girmesiyle ve modernitenin yükselmesiyle, öğretimin temelinde barındırdığı ve yıllardır süregelen umdeleri terk etmeye başladılar. 19. Yüzyılda batıdaki ekonomik kalkınmayı yakalamak için belli sayıda öğrenciler ecnebi memleketlere gönderildi. Bu hareketin öncüsü Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa’dır. Mısır Valisi 1826 yılında Paris’e 44 öğrenci gönderdi ve bu öğrenciler Ecole Egyptienne’de eğitim gördüler. Osmanlı Devleti 1830’lardan itibaren bu alanda öğrenci bursu vermeye başladı.
Batıyla başlatılan ilişkiler neticesinde, Osmanlı topraklarında batı tarzı okullar açılmaya başladı. Ülkedeki azınlıklar da kendi okullarını açmaya başladılar. Özellikle Amerikalı misyonerler, batı kültürünü öğretme amacıyla kurulan 9 kolej açtılar. Bu kolejler şunlardır:

  • İstanbul Robert Koleji (1862),
  • Beyrut Robert Amerikan Koleji (1864),
  • İstanbul Amerikan Kız Koleji (1873),
  • Antep Merkez Koleji (1876),
  • Harput Fırat Koleji (1878),
  • Maraş Merkez Kız Koleji (1882),
  • Merzifon Anadolu Koleji (1886)
  • Tarsus Paul Enstitüsü (1888)
  • Uluslararası İzmir Koleji (1891)

Anadolu’daki Amerikan kolejlerinin ana sponsorları Ermenilerdi. Bu kolejlerde çalışan Amerikalıların Ermeni tebaası ile çok yakın ilişkileri vardı. Bu yüzden o dönemlerde Amerikan medyasında çokça yer bulan Osmanlı topraklarında sözde Ermeni katliamı olduğu haberlerinin membaı da bu misyoner kişilerdir. Öyle ki, dönemin Amerikan Başkanı Wilson’ın Türkiye’ye bu iddiaları araştırması için gönderdiği Harbord heyeti de, Anadolu’ya geldiğinde bu kişilerle irtibata geçmiştir.
Cumhuriyet Dönemine gelindiğinde harf inkılabıyla birlikte Latin alfabesine geçilmesiyle yaklaşık 1200 yıldır kullanılan Arap harfleri artık kullanılmamış ve Osmanlıca artık tarih olmuştur. Üç kıtada hüküm süren bir medeniyetin dili artık kullanılamayacaktı. Osmanlı Devletinin yıkılışından sonra, yeni devlet yaklaşık 95 milyon belgenin varisi oldu. Bu belgelerin yaklaşık 400.000’i defterlerden oluşmakta ve 1326 ile 1920 yılları arasındaki süreyi kapsamaktadır. Yeni açıklanan bir veriye göre bu belgelerin %75’i tasnif edilmiş ve kayda geçirilmiştir. Bu belgeler arasında firmanlar, sertifikalar, kanun maddeleri, ilanlar, duyurular, yönetmelikler ve birçok farklı evrak bulunmaktadır.
Ayrıca, bu belgeler arasında üç kıtanın tapu kayıtları, demografi ve köken bilgileri ile istihbarat bilgileri de bulunmaktadır. Ne yazık ki, bu belgeler yıllar boyu ihmal edilmiş, arşivlerde çürümeye bırakılmış ya da hammadde kağıt olarak telakki edilmiştir. Bu anlamda, 1931 yılının Mayıs ayında affedilemeyecek bir gafletle, küresel arşivcilik tarihinde bir benzeri bulunmayan bir anlayışla, Osmanlı arşivlerinin bir kısmı birkaç kendini bilmez, millî duygulardan mahrum kalmış kişi tarafından kilosu 3 kuruşa, saman fiyatına Bulgaristan’a satılmıştır. (Torunlar, Mehmet, Çelik Erol, 1993) Bu evrakın bir kısmı millî bir anlayışla tekrar geri alınsa da büyük kısmı geri dönmemiştir. Bu belgeler arasında Sırbistan Eyaleti Niş Kalesi kayıtları, Uygur Dilinin deşifresi gibi 1148, 1286 tarihli yazılar da bulunmaktadır.
Eğer Osmanlı gibi büyük bir kültür ve medeniyet avrupalılaştırılacaksa ya da batılılaştırılacaksa, yapılması gereken ilk şeylerden birisi onu kendi dil mirasından uzak tutmaktı. Çin, Hint ve Yunan medeniyetleriyle kıyaslandığında ki bu medeniyetlerin yeni nesilleri hala asırlar önce yazılmış eserlere kolayca erişebilmekte ve anlayabilmektedir, Osmanlı medeniyeti yabancılaştırılmış bir kültür haline sokulmaya çalışılmıştır. Artık yeni unsurların devreye sokulması gerekiyordu.
Amerikan toplumunun oluşumuna büyük katkıları bulunan bir felsefeci ve eğitim teorisyeni olan John Dewey, zamanın Millî Eğitim Bakanı tarafından Cumhuriyet’in ilk yıllarında Türkiye’ye davet edildi (19 Temmuz – 10 Eylül 1924). Daha sonraki yıllarda da başka ziyaretleri de olan Dewey tarafından hazırlanan raporun Türk eğitim sistemine derin bir etkisi olmuştur. Bu raporun Köy Enstitülerinin açılmasına ön ayak olduğu düşünülmektedir (Altunya, 2000; Altunya, 2005). John Dewey’in ardından, çok sayıda eğitim teorisyen de rapor hazırlamaları için Türkiye davet edilmiştir. Bu kişiler arasında Beryl Parker (1934), E. Walter Kemmerer (1933–1934), W. Dickerman (1951) John Rufi (1951), R. J. Maaske (1953), and M. Costat (1955) bulunmaktadır.
1933 yılında Nazi zulmünden kaçan 15 Profesör Türkiye’den sığınma talebinde bulundu. Sığınma hakkı alan bu eğitimciler aynı yıl kapatılan Osmanlı kuruluşu Darülfünun yerine kurulan İstanbul Üniversitesinde çalışmaya başladılar. Ardından Boğaziçi (1954) ve Orta Doğu Teknik Üniversiteleri (1956) kuruldu ve bu üniversitelerin eğitim dili İngilizce oldu. Eğitimde böyle bir değişikliğin elbette müfredata da etkisi olacaktı. Öğrenciler artık Sigmund Freud, Jean Piaget ve Benjamin Bloom’u ve öğretilerini daha fazla duymaya başladırlar. Bu sistemle yetiştirilen eğitim ordusu, genç dimağlara ne öğrendiyse onu aktarmaya devam etmektedir.
Kısaca, geriye baktığımız zaman batılılaşma hareketi hem Türkiye hem de İslam ülkeleri için olumlu neticeler vermemiştir. Resmi olarak Osmanlı Devletinin batılılaştırılması kararı alındığında, ülkenin kendine has bir eğitim, askeri ve devlet sistemi vardı. Bu sistemler batılılaşma ve modernleşme uğruna heba edildi ya da zayıflatıldı. Üstelik yerine konulduğu iddia edilen sistemler arzu edilen sonuçları vermemiştir.
KAYNAKÇA
ÇAKMAK Biray, ŞİŞMAN Adnan, Ottoman Students Sent to France in the Period of Administrative Reforms (1839-1876), Türk Tarih Kurumu Basımı, Ankara 2004, p.185
HAYDAROĞLU, İlknur Polat; Foreign Schools at Ottoman Empire p. 109-182 Yirminci Yüzyıl Basımı
TORUNLAR, Mehmet, ÇELİK Erol; Bulgaristan’a Satılan Evrak ve Cumhuriyet Dönemi Arşiv Çalışmaları, Ankara, 1993, 35, p.604 “Prime Ministry Presidency of Republican Archive Department, Issue No: 19)
PROGLER Yosef, Norms and Allegiances in Muslim Education, Multi/Intercultural Conversations, Chapter 26, p. 570