Ana Sayfa Milli Şuur 55. Sayı BİLMEK DEĞİL ÖĞRENMEK GEREK

BİLMEK DEĞİL ÖĞRENMEK GEREK

Bilgi edinmek için bu kadar masraf etmeye ve zaman harcamaya ihtiyaç var mı? Eğitim kurumlarına ve eğitimciye neden ihtiyaç duyuyoruz? Daha ucuza ve daha kısa sürede ulaştığımız bilgiler için bütün bu meşakkate neden katlanıyoruz?

151
0

Toplumlar, sosyal uğraş ve önceliklerine göre değişik isimler alırlar: tarım toplumu, sanayi toplumu, bilgi toplumu, teknoloji toplumu vs. Bu toplumlardan her birisinin kendisine göre öncelediği temel farklılıklar vardır. Bu dönemin toplumunun ismi de bilgi toplumu, yani enformasyon toplumudur.

Bilgi arayışı, geçmiş çağların insanlarını en çok yoran arayıştır. Fakat ona ulaşmak hiçbir zaman günümüzdeki kadar “kolay” olmamıştı. Önceleri yılları alan bilgi edinme, şimdilerde sadece birkaç dakika uzaklıkta bulunmaktadır. Artık yüksek meblağlar harcayarak eğitim kurumları açmaya, onlara ders verecek hoca bulmaya ve yılları beklemeye gerek kalmadan anında ulaşılan bir bilgiden bahsediyoruz.

Artık günümüz enformasyon dünyasında eğitimle ilgili temel sorular ve temel sorunlar değişmiştir. Bilgi edinmek için bu kadar masraf etmeye ve zaman harcamaya ihtiyaç var mı? Eğitim kurumlarına ve eğitimciye neden ihtiyaç duyuyoruz? Daha ucuza ve daha kısa sürede ulaştığımız bilgiler için bütün bu meşakkate neden katlanıyoruz? Gibi sorular çoğalıp gitmektedir.

Yukarıdaki sorulara verilen her cevap, eğitime bakışın göstergesidir.
Eğitimin amacı nedir? Bilmek mi, Öğrenmek mi? Bilmek hiçbir zaman öğrenmek kadar kıymete sahip olamamıştır. Bilgi toplumunun temel karakteri “Çok şey bildiğini zanneden fakat hiçbir şey bilmeyen” bilgi cahili bir nesil olmasıdır. Zahmetsiz/emeksiz edinilen bilgi, emeksiz elde edilen mal gibi değersiz ve ucuzdur.

Bilgi toplumunun özelliği faydalı faydasız, gerekli gereksiz, önemli önemsiz demeden ve en önemlisi öğrenme sırası olmadan her şeyi bilme hevesidir. Yani “Bilmek için bilmek” felsefesi geçerlidir. İhtiyaçtan değil hevesten dolayı bilgi edinme ve bilgiyi kutsama anlayışı hâkimdir. Oysa öğrenmek, bir amaç uğruna ve önem sırasına göre ihtiyaç duyulduğu kadar bilgi edinmektir.

Bilgi toplumunda sadece bilgi değil her şey; yapay, zahmetsiz, amaçsız, kolay ve ucuzdur. Yani hızlı bir yaşam söz konusudur. Oysa hız hazzı öldürür. İnsanlar yaptıkları işten haz yani zevk almalıdır ki bir değeri olsun. Hızlı öğrenmek, tıpkı hızlı yemek yemek gibidir; hazımsızlık yapar, zara verir. Ahşabın estetiği ve sanatı karşısında, kalıplarda üretilen plastik gibi zevksiz, hızlı, sağlıksız, kolay ve ucuz… Bilgi toplumunun hızlı yaşamı suni bir yaşamdır.

Günümüzün kutsallaştırılan hızlı yaşamında “hız” kimin içindir? Yani hızlı yaşamak bir ihtiyaç mı, yoksa doymak bilmeyen birilerine daha çok kazandırmak için mi?

“Amaç çok bilmek değil, ihtiyaç kadar bilmek ve bildiklerini uygulamaktır.”

Sorgulamadan yaşadığımız bu dünyada emperyal zihniyete hizmet etmek zorunda mıyız? Birileri daha çok kazansın, daha çok eğlensin ve daha çok sömürsün diye neden birileri bir defa geldiği bu dünyada köle gibi yaşamaya tabi tutulsun. Unutmayalım ki bu dünyaya bir defa geleceğiz ve telafisi olmayan bir dünya hayatı yaşıyoruz.

Bilgi edinmek de zararlı olur mu? Sorusuna verilen “evet” ya da “hayır” cevabı muhatabın düşünce “derinliğini” gösterir. Bilgi ihtiyaca ve kapasiteye göre verilmelidir. Hoş bir söz vardır: “Gençler ne okuduğuna, ihtiyarlar da ne yediğine dikkat etmelidirler.”

Bilgi toplumunun temel özelliği teknolojiye bağlı olmasıdır. Oysa teknoloji kendi ahlakını ya da ahlaksızlığını da beraberinde getirir. Klasik olan “tekniğini kullan, ahlakını terk et” anlayışı bir hayalden ibarettir. Alınan her teknoloji “amaç” ahlakını da beraberinde getirir. Tıpkı ucuza mal olan dikey inşaat anlayışı gibi; mimaride yatay ve dikey yapılaşma sadece bir görüntü değil, onun arkasında yatay ve dikey bir kültürü de beraberinde topluma hâkim kılar. Yani yapılarımız dikey, kültürümüz yatay olsun lüksüne sahip değiliz. Dikey yapının dikey kültürü olur. Mesela bireysel yalnızlık dikey mimarinin temel felsefesidir. Bunu tasarlayanlar, insanları toplumdan koparıp bireyselleştirerek kontrol altına almak için tasarlamışlardır. Neden köy hayatındaki birlik beraberlik apartmanlarda sağlanamamaktadır? Çünkü planlanırken bu amaçla planlanmıştır.

Bilgi toplumunda bilgi kaynağı şahıslar değil, teknik imkânlar olduğu için kültürel aktarımlar kesintiye uğramaktadır. Oysa bir toplumu asıl ayakta tutan bilgiden daha öte olan kültürel bağlardır. Teknoloji kültürle ters orantılı olup, birbirlerini sevmezler. Birisi gelince, diğeri o mekânı terk eder.

Farklı sebeplerden dolayı hep bireyselleştirilen, sosyalleşmesi engellenen bu nesle bir tokat da Covid-19’dan gelmiştir. Yalnızlaşan toplum virüsün korkusuyla daha da yalnızlaşmış, tamamen sanal dünyaya itilmiş, gerçek dünyayla ilişkisini kesmiştir.

Gerekli gereksiz her bilgiyi hafızasına dolduran ve görünürde çok şey bilen bu sığ düşünceli nesiller; derinlemesine hiçbir şey bilmeyen, düşünemeyen, sorgulamayan fertlerden oluşan bir topluluktur. Öyle ki onların eleştirel bakışları bile “bildirilmiş” eleştirilerdir. Yani kendi özgün eleştiri ve düşünceleri yoktur. Onlar ki her konuda bilgi sahibi oldukları için “bilmiyorum” demeyi cahillik zannedenlerdir. Oysa gerektiğinde “bilmiyorum” demesini bilmeyenlerin, biliyorum demesinin hiç bir önemi yoktur. İnsan aklı her şeyi bilecek kadar güçlü değildir.

Farklı sebeplerden dolayı hep bireyselleştirilen, sosyalleşmesi engellenen bu nesle bir tokat da Covid-19’dan gelmiştir. Yalnızlaşan toplum virüsün korkusuyla daha da yalnızlaşmış, tamamen sanal dünyaya itilmiş, gerçek dünyayla ilişkisini kesmiştir. Teknolojiyle istediklerine çok kolay ulaşan bu nesil; saman alevi gibi görüntüsü büyük, etkisi ise küçüktür. Birçok alanda örnek gösterilen Japonya’da yalnızlaşan gençler için ücretli “ev arkadaşlığı” sektörünün gelişmesi başka türlü nasıl izah edilebilir. O kadar servet ve teknik imkânlar arasında başkalarıyla iletişime geçemeyen sadece işiyle evi arasında yalnız bir hayat yaşayan bu gençler için sosyalleşsin diye evlerine ücret karşılığında ev arkadaşı gönderilmesi, hangi yanlışın faturasıdır?

Maneviyatçı düşünceye sahip olan bizler, yaşadığımız dünyaya her yönüyle yön vermeye mecburuz. Ürettiğimiz bilgi ve tecrübeyle kavmi ve inancı ne olursa olsun, halifetullah sıfatıyla her insanın huzurunu sağlamaktan sorumluyuz. Teknolojiyle, bilgiyle yönlendirilerek yalnızlığa itilmiş, sosyal medyayla asosyal bir hayata mahkum edilmiş, emperyalist düşüncelerin bireyselleştirdiği nesli tekrar hayata kazandırmak zorundayız. Köleleştirilmiş beyinleri ve bedenleri “azad” etmek ilahî bir vazifedir.

Kutsallaştırılan bilgi ve teknoloji insanların sömürülmesine “alet” edilmemelidir. Bilgi asla ve asla kutsal bir nesne değil, ihtiyacı gideren; insanlara huzuru, sağlığı ve güvenliği temin eden bir nesnedir. Kontrolsüzce ve kuralsızca gelişen bilgi, zamanla atom bombasına dönüşen bilgidir. Dün atom bombasına dönüşen materyalist bilgi, bugün daha büyüklerine ve daha tehlikelisine dönüşebilmektedir.

Bir şey sorgulanmazsa kutsallaşır, insan eliyle kutsallaşan da zamanla zulme dönüşür. İnsan eseri olan her “tecrübî” gelişme, her düşünce ve her eylem sorgulanmalıdır. Faydası ve zararı kıyaslanmalı gerektiğinde terk edilebilmelidir.

Enformasyon toplumunda bilgi de sorgulanabilmelidir. Neyi, ne kadar ve niçin bilmemiz gerektiği sorgulanmalı, bilme yerine öğrenme esas alınmalıdır. Beyinlerin bilgi çöplüğüne dönüşmesi engellenmeli, faydalı ve ihtiyaç için öğrenilmelidir. Amacı olmayan öğrenmenin “israf” statüsünde bir öğrenme olduğu bilinmelidir.

Bir şey sorgulanmazsa kutsallaşır, insan eliyle kutsallaşan da zamanla zulme dönüşür. İnsan eseri olan her “tecrübî” gelişme, her düşünce ve her eylem sorgulanmalıdır. Faydası ve zararı kıyaslanmalı gerektiğinde terk edilebilmelidir.

Amaç çok bilmek değil, ihtiyaç kadar bilmek ve bildiklerini uygulamaktır. Bunun en güzel örneği Allah Resulü’nün ashabıdır. Günümüzün din bilginlerinin din adına bildikleri, ashabın bildiklerinden daha fazladır fakat onları manen yükselten o bilgi, bugünün âlimlerini yükseltememektedir. O ashap ki, bildikleri her bilgi ve hükmü hayatlarına hâkim kılmışlar ve seçkin bir topluluk olmuşlardır. “(İslâm dinine girme hususunda) öne geçen ilk muhacirler ve ensar ile onlara güzellikle tabi olanlar var ya, işte Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. Allah onlara, içinde ebedi kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük kurtuluştur.” (Tevbe suresi/100) onları fikren ve ahlaken yükselten bilgi değil, ameldi. Bilgi hiçbir zaman kutsallaştırılmamalıdır.

Eğitimin amacı, ihtiyaçlara göre yeni çözümler üretmek; sağlık, güvenlik, kolaylık ve huzur dolu bir hayat sunabilmektir. Bütün bunlardan başka eğitimin temel bir amacı daha vardır ki, o da kültürel birikimin/mirasın aktarılmasıdır. Kültürel birikim asla teknolojiyle aktarılamaz. Kültürel birikim ancak hoca-talebe ilişkisi ile aktarılabilir. Hoca-talebe ilişkisi dışındaki verilen bilgiler suni birer bilgidir. Bizim eğitimimiz hoca/rehber merkezli bir eğitimdir. Nebevî metot böyle bir eğitimi öngörmüştür.

Teknolojiyle verilen “uzaktan eğitim” hiçbir zaman “model” hoca merkezli yüz yüze eğitimle kıyaslanmamalıdır. Ucuzluğu esas alınarak salgın sonrası da bu eğitim anlayışına devam edilmemelidir. Her şeyin maddiyatla kıyaslayan materyalist zihinlerle bu konu ele alınmamalıdır. Telafisi imkânsız yollara sapılmadan geleneksel model, rehber hoca ve onun takipçisi talebe eğitimine devam edilmelidir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz