Doğu ve Batı yaşantısını doğduğu coğrafya itibariyle iyi anlayan, iyi değerlendiren Aliya İzzetbegoviç devlet adamı olmasının yanında felsefeye olan yakınlığıyla da bilinmektedir. Müslüman bir ailenin çocuğu olarak doğan Aliya lise yıllarında arkadaşlarıyla birlikte Müslüman Gençler Kulübünü kurmuştur ve hayatının gidişatı o zamandan şekillenmeye başlamıştır. 24 yaşında inancı uğruna üç yıl hapis yatmıştır. Cezaevinden çıktıktan sonra hukuk fakültesini bitirmiştir. Kader onu ilerleyen senelerde de cezaeviyle karşılaştıracaktı, İslam Manifestosu eseriyle Aliya İzzetbegoviç 1983‘te tekrar cezaya çarptırılmıştır. Hayatı çilelerle dolu olan Aliya İzzetbegoviç inandığı davadan hiçbir zaman bir adım geri atmamıştır. Cezaevinden çıktıktan birkaç yıl sonra Bosna Hersek’in ilk cumhurbaşkanı olmuştur. Bosna Hersek Aliya İzzetbegoviç’in önderliğinde, her türlü soykırıma rağmen dize getirilememiştir ve bağımsızlığına kavuşmuştur.

Aliya İzzetbegoviç eserlerinde sanata bakış açısını, doğru Müslümanın nasıl olması gerektiğini, Batı dünyasını, ilim ile sanat arasındaki farklılıkları ele almıştır. Batı dünyasını tanımlarken maddeci, materyalist kelimelerini oldukça kullanmaktadır. Batı’nın temeli Aliya’ya göre materyalizmdir. Materyalizme göre nesnel olan, doğru bir şey görüldüğü ölçüde gerçek, algılandığı ölçüde vardır. Aliya ilmi anlatırken ise tekamül anlayışından bahseder. İlim var olan bir bilgiye yeni bilgi eklenerek devam eder. Aliya’ya göre sanat ise bambaşkadır. Sanat yeni bir şey ortaya çıkarmaktır. Sanat olmayanı ortaya koymaktır. Sanat ancak ve ancak ruh ile yapılır. Örneğin, Michelangelo yaptığı resimleri eliyle değil ruhuyla yapmıştır. Sanat kişinin kendisine özgü bir yapıt ortaya çıkarmasıdır, bilim ise var olanı geliştirmektir.

Şehir hayatına da değinen Aliya şehir hayatının insanın gökyüzünü daralttığını, onun hayal kurmasını engellediğini, onu özünden kopardığını belirtmektedir. İnsanı nesnelleştiren, maneviyatından kopmasına sebep olan birçok nedenin şehir hayatında olduğunu iddia etmektedir. Köy hayatının ise insanı doğayla buluşturan, ruhuna huzur veren bir yer olduğundan bahsetmektedir. Doğayla iç içe olan insan ruhundan bir şeyler bulabilir. Aliya’ya göre şehir ateistleştirir, köy ise dindarlaştırır. Din hayata, sanata yönelikken ateizm şehir hayatına, uygarlığa aittir.
Aliya İzzetbegoviç’e göre varlık üçe ayrılır. Birincisi din, ikincisi materyalizm, üçüncüsü ise İslam’dır. Dinin hareket noktası ruhtur, materyalizmin hareket noktası madde, İslam’ın hareket noktası İnsan.

  1. Din: Ruh, şuur, ibadet, ahlak, üslup, kendine hakim olma, arzuları yok etmek, hürriyet, kardeşlik…
  2. Materyalizm: Madde, tekamül, hırslar, arzular, beklentiler, nesnel, nicelik, güç, üretim …
  3. İslam: İnsan, hukuk-şeriat, adalet, şehit, koruyucu ceza …

Bu üç temel husus geçmişten günümüze ideolojileri, fikirleri belirleyen en etkili unsurlardır.

Aliya İzzetbegoviç diğer dinler ile İslam’ı karşılaştırırken şu örneği vermektedir: Bütün dinlerde ruh terbiyesi varken beden önemsenmez, İslam dininde ise maddi ve manevi temizlik aynı ölçüde önemsenir. İslam dininde namaz kılmadan önce abdest alınır ve öyle Rahman’a yönelinir. Aliya’ya göre İslam, ruh ile madde arasındadır. “Abdest ve namaz hareketlerinde akli unsurlar bulunmaktadır. Namaz, sadece ibadet olarak değil, aynı zamanda disiplin(hıfzıssıhha)); sadece tasavvuf değil aynı zamanda gerçeklik olarak da ortaya çıkar. İslam hıfzıssıhhayı fikir seviyesine yükseltiyor ve organik olarak namaza bağlıyor; Kur’an ise şöyle ilan ediyor : “Allah’ın en sevdiği kişiler ruhen ve bedenen temizlenenlerdir.” (Bakara,2/222)

(İzzetbegoviç, Aliya Doğu ve Batı Arasında İslam Çev. Salih Şaban. Klasik Yayınları, 2017)

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz