Fetihten sonra bizzat Fatih Sultan Mehmet’in vakfedip fethin bir sembolü olarak camiye dönüştürdüğü Ayasofya, camiye çevrilirken sadece bir cami olarak değil aynı zamanda büyük bir külliye işlevi görecek şekilde düşünülerek camiye çevrilmiştir. Osmanlı padişahları da fethin sembolü olarak kabul edilen Ayasofya’ya büyük önem vermişler ve Ayasofya’yı baştan sona elden geçirip yeni bir kimlik kazandırmışlardır. Caminin tamir, bakım ve onarımına büyük özen göstermişler, bayram namazlarını burada kılmış ve özellikle kandil gecelerinde Ayasofya’da bulunmuşlardır.

SULTAN FATİH AYASOFYA’YI YENİDEN İNŞA ETTİ

Sultan Fatih, Ayasofya Camii’nde iç mekânda başlattığı değişimi her alanda yapmıştır. Ana mekânı fetih hakkı olarak camiye çevirirken, etrafına önce minare, ardından diğer külliye binalarını da eklemeye başlamıştır. Ayasofya bu dönemde büyük bir değişim yaşamıştır. Caminin kuzeyine bu dönemde yaptırılan medrese ise Osmanlı döneminde önemli eğitim kurumlarının başında gelmektedir. Aynı zamanda İstanbul’un Fethinden sonra şehirdeki ilk medrese özelliğini taşımaktadır.

Sultan Mehmed’in Ayasofya Vakfiyesi’ne göre; medresenin Ayasofya’nın kuzeyinde yer aldığı, medrese ile Ayasofya arasında üstü örtülü bir yol bulunduğu belirtilmektedir.

AYASOFYA HER MANADA BÜYÜK BİR KÜLLİYEDİR

Ayasofya bu yönü ile hem bir ibadethane hem de sosyal, kültürel ve eğitim anlamında büyük işlevleri olan büyük bir külliyedir. Ayasofya, fakir fukaranın faydalandığı büyük bir imaret (Aşevi), üst düzey eğitim verilen bir okul, önemli yazma eserlerin bulunduğu büyük bir kütüphane, ibadet edilen büyük bir camidir. Ayasofya aynı zamanda etrafında beş padişah ve eşlerinin ve şehzade mezarının bulunduğu büyük bir türbedir. Yapılan bu eklemelerle birlikte Ayasofya kilise özelliğini tamamen kaybetmiştir.

AYASOFYA MEDRESESİNDE BÜYÜK İLİM ADAMLARI GÖREV YAPMIŞTIR

Ayasofya Medresesi’nin ilk müderrisi Fatih’in hocası ve devrin büyük âlimi, İstanbul’un ilk kadısı Hızır Bey’in yerine kadı olan Molla Hüsrev’dir. Fatih döneminin büyük ilim adamlarından birisi olan Ali Kuşçu da bu medresede eğitim vermiştir. Ali Kuşçu’nun verdiği matematik ve astronomi dersleri İstanbul’da büyük ilgi görmüştür. Bir dönem üst düzey din eğitimi verilen akademi türü bu okul, Osmanlıda uzun yıllar büyük alimlerin görev yaptığı önemli bir ekoldür.

AYASOFYA KÜLLİYESİNİN VAKIF GELİRLERİ ÇOK FAZLA

Tapu niteliğinde türbe, akaret, muvakkithane ve medreseden oluşan Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi, Ebül Fetih Sultan Mehmet Vakfı üzerine kayıtlıdır. Ayasofya’nın ve medresesinin masrafları ve onarımları, Fatih tarafından kurulmuş olan vakıf gelirlerinden karşılanmıştır. Ayasofya’nın vakıfları şehir içindeki vakfa gelir sağlayan tarlalar, bağlar, bahçeler; bunun yanında hanlar, hamamlar, kervansaraylar, dükkanlar ve çarşılardır. Ayasofya’nın gelirlerindeki köyler ve tarlaların büyük bir kısmı Trakya’dadır. Silivri’nin tamamı, Tekirdağ, Çorlu, Kırklareli ile Vize’nin büyük bir kısmı, Hayrabolu, Pınarhisar’ı sayabiliriz. 2350 dükkânın, 1328 ev, 4 kervansaray, 30 kadar bozahane, 2 hamam gelirini doğrudan vakfa bağışlamıştır. Bu çarşılar, hanlar, hamamlar, dükkânlar ve diğer icara verilmiş taşınmazların tamamı İstanbul’dadır. Bu gelirlerden Ayasofya Külliyesi ve İstanbul’daki 24 cami ve medresenin giderleri karşılanmıştır.

AYASOFYA’NIN ORJİNAL VAKFİYESİ ARŞİVLERİMİZDE

Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü arşivinde bulunan Ayasofya Vakfiyesi 1463 tarihlidir. Türk İslam Eserleri Müzesi’nde Topkapı Sarayı’nda Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivinde de nüshaları vardır ancak Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü arşivinde Ayasofya Vakfiyesi en eskisi ve orijinalidir. Ayasofya Vakfiyesi 65 metre 30 santimetre uzunluğunda ve 38 santimetre enindedir. 110 eklentiden oluşmaktadır. Kısmen ceylan derisi, kısmen de aharlı kâğıt üzerine yazılmış ve dili Arapçadır. Dışı da ipek atlasla kaplanmıştır. Fatih’in tuğrası, zamanın kadısının mührü, besmele, hamdele ve salvele kısmının bulunduğu ilk 3 metrelik kısmı 1950’lerde bir sergi için götürüldüğü İngiltere’de çalınmıştır. Bu eksik kısımlarla ilgili bilgiler diğer nüshalardan bakılarak elde edilmiştir.

UZUN YILLAR İSTANBUL’UN ÖNEMLİ EĞİTİM MERKEZİ

Fatih Külliyesi’nin açılmasından sonra önemi biraz azalan Ayasofya Medresesi, Sultan Mehmet’in oğlu Sultan Beyazıt’ın (1481-1512) bir kat daha yükselterek ikinci katını inşa etmesiyle yine faaliyetlerine devam etmiştir.
Medresede bir dönemde 150’ye yakın öğrenci geceli gündüzlü eğitim almıştır. 1869 yılında yapılan tespitlere göre 198 talebe eğitim görüyordu. Medresedeki asıl büyük değişiklik ise 1873 yılında yapılmış, iki katlı bir şekle getirilen medresede 32 oda ve 90 talebe eğitim görebilmiştir.

FOSSATİ AYASOFYA’DA BÜYÜK BİR RESTORASYON YAPTI

Sultan Abdulmecit döneminde iyice bakımsız hale gelen Ayasofya Medresesi’nin, bu dönemde büyük bir restorasyon çalışması yapan İtalyan Mimar G.Fossati tarafından, 1847-49 tarihlerinde yeniden inşa edilecek derecede bakım ve onarım yapılmıştır.

“Ayasofya hem bir ibadethane hem de sosyal, kültürel ve eğitim anlamında büyük işlevleri olan büyük bir külliyedir.”

G. Fossati’nin yaptığı restorasyon sonrası iyice belirgin hale gelen, içerisinde ayrı ayrı avluları bulunan 15 hücreli eğitim odaları bulunan, sonradan üzerine ahşap bir kat ve çatı konulan Ayasofya Medresesi’nde eğitim, Dar’ül Hilat’ül Aliye Medresesi olarak 1924 yılına kadar aktif olarak devam etmiştir. 1924 yılında bir süre öksüzler yurdu olarak hizmet vermiştir. 1935 yılında Ayasofya Camii etrafında yapılan değişiklikler sırasında İsmet İnönü’nün emriyle “görüntüyü bozuyor” denilerek yıktırılmış ve böylece Fatih’in vakfiyesi olan tarihi medrese sessiz sedasız ortadan kaldırılmıştır.

Ayasofya Müzesi’nin 1982-83 yıllarındaki onarımı sırasında temelleri tamamen toprak altında kalan bu medresenin taslağı, kazısı sırasında Mimar Alparslan Koyunlu ve Arkeolog Erdem Yücel tarafından tamamen ortaya çıkarılmıştır.

Medresenin yeninden inşa edilmesi için restitüsyon planları çizilmiş, Anıtlar Yüksek Kurulunca da onaylanmıştır. Ancak o günlerde Eski Eserler ve Müzeler Müdürlüğü bilinmeyen bir nedenle yeninden yapılmasına izin verilmemiştir.

İSLAMİ İLİMLER MERKEZİ OLMALIDIR

2017 yılı Aralık ayında başlanan rekonstrüksiyon çalışmalarının ilk etabı ile Aralık 2019’da özgün detay ve malzeme kullanımı ile Ayasofya Medresesi’nin yeniden inşası tamamlandı. Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan, Ayasofya Fatih Medresesi’nin 1936 yılındaki yıkımından önce mimari ve malzeme kullanımı ile birebir aynı olarak yeniden yapıldığının ve tamamlandığının haberini aldık. Yetkililere teşekkür ediyorum. Ancak duyumlarımıza göre medrese projesinin tamamlandığında idari birimler olarak kullanılacağı, muvakkithanenin (güneş saatleri) bu alanda sergileneceği ve depolarda zarar gören birçok obje ve eşyanın yine medrese bünyesine kaldırılacağını ifade edilmiştir. Buranın aslına uygun bir İslami İlimler Merkezi olarak kullanılmasının daha doğru olacağı kanaatindeyim.

TEŞEKKÜR EDİYORUM

Ayasofya’nın camiye dönüşmesinde emeği geçen başta devlet ricalimiz olmak üzere, kararı veren Danıştay üyelerine, vesile olanlara, gayret eden herkese teşekkür ediyor; ayrıca Ayasofya’nın vakfiyesine mugayir bir şekilde kullanılmasını dert edinen ve bu konuyu her daim gündeme taşıyan Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızı da rahmet ve minnetle anıyorum. Ayasofya’yı sadece turistik, ziyaret edilen bir ören yeri olarak değil; fetih ruhunun kuşanıldığı, maneviyat dolu ibadetler yaptığımız; haftalık ve günlük vaazlar, İslami eğitim çalışmalarıyla önemli bir eğitim merkezi olmasını ve Fatih’in vakfiyesine uygun olarak her yönüyle külliye hüviyetine bürünmesini ümit ediyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz