Ana Sayfa Milli Şuur 48. Sayı BİR KAVGANIN ORTASINDA İMAM HATİP OKULLARI

BİR KAVGANIN ORTASINDA İMAM HATİP OKULLARI

Dinî çağrıştıran her şeye menfi bir gözle bakanlar olacaktır fakat mevcut eğitim felsefesinin imam hatiplere yüklediği anlamın da sorgulanması gerekir.

119
0

Ülkemizin köklü eğitim kurumlarının başında hiç şüphesiz imam hatip okulları gelmektedir. Türkiye’de din eğitiminin, din-devlet ilişkilerinin problem ve imkânlarını göstermesi bakımından dikkat çekici bir örnektir bu okullar.

İmam Hatipler Tarihi
İmam hatip okullarının tarihi Cumhuriyet öncesine dayanır. Osmanlı’nın son dönemlerinde imam hatip ihtiyacını karşılamak için açılan mederesetü’l eimmeti ve hutaba’lar, medresetü’l vaizin ile birleştirilmiş ve medresetül irşad ismini almıştı. Bu okulların ömrü 1924’te çıkan Tevhidi Tedrisat Kanunu’na kadar sürdü.

Tevhidi Tedrisat Kanunu’nda “Maarif Vekâleti, yüksek dinîyat mütehassısını yetiştirmek üzere Darü’l Fünun’da bir ilahiyat fakültesi tesis ve imamet, hitabet gibi hidemat-ı dinîyeninin ifası vazifesiyle mükellef memurların yetişmesi için de ayrı mektepler küşad edecektir.” maddesi yer almıştı. Bu maddeyle yasal bir zeminden hareketle 29 adet İmam hatip okulu açılmış ve eski öğrenciler bu okullara devam etmişti. Her geçen yıl okulların sayısı azaltılmış ve 1930’da ise imam hatip okulları tamamen kapatılmıştır. 1931-1949 arası dönemde din eğitimi veren resmi kurumlar yoktur fakat bu hizmet dine gönül vermiş (dine gönül vermeyen mümin olur mu?) eski müftü, medrese hocaları, ehli tarik kimseler eliyle sürmüştür. Yıllar geçtikçe toprağında altındaki hoca sayısı, toprağın üstündeki sayıyı geçince ülkenin imam hatiplere olan ihtiyacı bariz hâle gelmişti. Ahmet Hamdi Akseki Hoca’nın yazdığı meşhur din eğitimi raporu bu durumun şahididir.

Bugünkü imam hatip okullarının resmi kuruluş tarihi 17 Ekim 1951. Tevfik İleri’nin Millî Eğitim Bakanlığı döneminde Celal Hoca lakabıyla maruf, o dönemin tanınmış münevver muallimlerinden Celaleddin Ökten’in yoğun uğraşları, Başbakan Adnan Menderes’in de destekleriyle açılmıştı imam hatip okulları. İlk başta sekiz ilde açıldı: Adana, Ankara, Isparta, İstanbul, Kayseri, Konya ve Maraş.

Yaşı yetmişlerde olmasına rağmen bu okulların açılması için hem madden hem manen büyük gayret gösteren merhum Celaleddin Ökten imam hatip okullarının gayesini şu sözlerle açıklıyordu:

“Modern ilimlerle mücehhez, asrın ihtiyaçlarını müdrik, şarkı ve garbı iyi bilen tavizsiz fakat müsamahakâr, münevver din adamı yetiştirmek”

1973’e kadar imam hatip okulu diye bilinen bu okullar Bakanlığın çıkardığı bir yönetmelikle imam hatip lisesine dönüştürüldü. Bu yıldan itibaren imam hatip liselerine olan ilgi kat be kat arttı. İmam hatip lisesinde (ortaokulla beraber) 7 yıl okuyan bir genç o zamanki adıyla yüksek İslam enstitüsüne girebiliyordu. 80 öncesi dönemde ise imam hatip ve yüksek İslam enstitüleri sağ-sol çatışmalarının en az olduğu ya da hiç yaşanmadığı yerlerdi.

28 Şubat ve İmam Hatipler
İmam hatip liselerinin tarihi, kara siyasanın bilfiil müdahil olduğu problemlerle doludur. Bunun en acı örneği ise 1998’de orta kısımlarının kapatılıp katsayı adaletsizliğinin başlaması oldu. Aynı yıl binlerce insan, çocuğunun kaydını o okullardan aldı. Çünkü o malum süreç imam hatip liselerini tehlikeli görmüştü.

Katsayı engeli diğer meslek liselerine de uygulandı. Süreci yönetenler imam hatipleri bitirelim derken meslek liselerini de en vasat lise hâline getirdi. Yani ülkemizde bir kavga yaşanıyordu ve kavganın merkezinde halkın, çocuklarının din bilgisi olsun diye gönderdiği imam hatip okulları vardı. Bu süreçte imam hatipler ya da başörtüsü öne sürüldü fakat geride çok daha farklı şeyler oldu. Bankaların boşaltılması, krizler, maneviyatsızlığın açtığı derin yaralar… Bu yaraları hâlâ ülke olarak saramadık.

28 Şubat sürecinde bir kavganın ortasında kalan bu okullar çok yıpratıldı. Belki de amaç 1930’da olan şeyi tekrarlamaktı. Olmadı.

2011 Sonrası
Aradan yıllar geçti. 2002’de iktidar değişikliği oldu. 2010’a kadar dindar tabanın talepleri “şimdi olmaz sonra” denilerek ertelendi. 2011’den itibaren katsayı engeli kaldırıldı, imam hatiplerin orta kısmı açıldı. İmam hatip liselerinin sayısı on binleri buldu. Fakat kavga yine bitmedi.

Mevcut siyasi yapı imam hatip okullarını teşvik etti. Bazı siyasi etkinliklerde imam hatip öğrencilerinin en önde yer alması devlet-eğitim-siyaset ilişkisinin sorgulanmasına neden oldu.

Bu okulların çoğaldığı dönemde iki farklı grup çıktı ortaya. Biri sadece imam hatiplerin başarısını görüyor ve onu manşete çekiyordu. Diğer taraf ise bazı imam hatip talebelerinin üniversite sınavında başarısız olmasını iştahla haberleştiriyordu. İmam hatipler üzerinden yapılan siyasi bir kavgada en çok yumruğu yiyen bu okullar ve o okullarda okuyan talebeler oluyordu. Mezkûr okullarda çalışan öğretmenleri de bu listeye dâhil edebiliriz.

Kavganın Arasında Diğer Okullar
Ya diğer liseler, onlara ne oldu bu süreçte? Meslek liseleri en büyük darbeyi “kurunun yanında yaş da yanar” sözünü hatırlatırcasına 28 Şubat döneminde yemişti. O gün bugündür belini doğrultamadı. Bakanlık da bu okullara giden öğrenci profilini biraz daha yüksek seviyeye çıkarmak ya da okulları daha cazibeli hâle getirmek için ciddi bir adım atmadı. Fen liseleri ve proje imam hatip liseleri bir de yedek olarak düşünülen sosyal bilimler liseleri…

Ne varsa bunlarda vardı. Gelecek bunlarda idi. Son gelen ortaöğretim yerleştirme sistemi ile diğer liselerin akademik başarı olarak en iyisi olan Anadolu liseleri de geriye doğru çekildi. Bu durum iktidar partisine duyulan tepkiyi artırdığı gibi imam hatip düşmanlığını da iyice körükledi. Dinle problemi olan hasta ruhlu gazeteciler, bu nefreti daha da artırdı. İmam hatiplilerden “dindar ve kindar gençlik” diye bahsetmeye başladılar.

Yakın bir zamanda ÖNDER’in imam hatiplere bakış adlı araştırmasında birtakım iktidar karşıtlarının aynı zamanda imam hatip okullarına da problemli baktığını görüyoruz. Elbette dinî çağrıştıran her şeye menfi bir gözle bakanlar olacaktır fakat mevcut eğitim felsefesinin imam hatiplere yüklediği anlamın da sorgulanması gerekir.

Kavga Din Eğitimine Zarar Veriyor

Kara siyasanın kucağına itilmiş imam hatip okullarının hali pür melali böyle. İmam hatip lisesinden mezun olmuş ve hali hazırda severek isteyerek imam hatipte çalışan / çalışmak için bu okulu tercih eden biri olarak tüm bu olanlar ülkemin ve eğitimin geleceğine dair karamsar olmama neden oluyor.

Oysa bilmemiz gerekir ki;

  • Din yani İslam bu ülke için varoluşsal bir gerçekliktir. Olmazsa olmaz. Laik ya da seküler dünya görüşüne mensup olan siyasilerin/aydınların/yazarların/vatandaşların da bu gerçeği görmesi, içinde yaşadığımız coğrafyanın dinî değerlerine bigâne kalmaması gerekir.
  • Madem din bir gerçeklik, yarınki Türkiye’yi bırakacağımız gençlere sağlam bir din ve kültür eğitimi vermek sadece ailelerin değil bu devletin de başta gelen vazifesi olmalıdır. Gençlerimiz ülkemizin tarihini, coğrafyasını, nehirlerini, iklimlerini, dağlarını, ovalarını öğrendiği gibi dinî değer ve kültürünü asgari düzeyde dahi olsa bilmesi Türkiye’nin hayrınadır.
  • Din eğitimi veren kurumlar da diğer okullar da bu devletin ve bakanlığın bünyesinde hizmet vermektedir. Okulları yarıştırmak, birini tutup diğerini önemsememek çok anlamsız bir şeydir. Bu yarışın sosyo-kültürel menfi sonuçlarının olacağı bilinmelidir.
  • Din eğitimi veren kurumları mevcut iktidar açtı diye o kurumlar kötü olmaz. O kurumların farklı siyasi amaçlar için kullanılması elbette eleştirilmelidir fakat hepten bu kurumlar üzerinden islamafobia yapmak çok çirkin bir davranıştır. Millet de tarih de affetmez.
  • İmam hatip okullarının farklı bir isim verilerek yeniden güncellenmesi gerekmektedir. Bu okullar ilk başta din görevlisi ve hatip yetiştirmek için açılmıştı. Fakat bugün vatandaşların bu okulu tercih etmesinin ana nedeni din derslerinin daha fazla olması. Bu amaçla imam hatip okullarına daha farklı bir isim verilebilir. Ayrıca tüm okullarda vatandaşların isteği doğrultusunda dinî yoğunluklu eğitime geçilebilir.