© Milli Şuur

Televizyonda ünlü bir yarışma programıydı. Ailecek kariyerli bir genç bayan katılmıştı yarışmaya. Kızın babası Türkiye’nin meşhur profesörlerinden biriydi. Annesi meşhur bir üniversitede dekan; kendisi ve kardeşi de isim yapmış (babasının ve üniversitelerin adını vermeye gerek yok) üniversitelerden birinde öğrenciydiler. Ayrıca bu bayan hukuk fakültesi öğrencisiydi.

Henüz ikinci soruda şöyle bir soru soruldu: “Yaşça büyüklerin yanında yapılması hoş karşılanmayan davranış hangisidir?” sorunun doğru cevabı “Bacak bacak üstüne atmak” idi ama yarışmacı bayan tereddütte kaldı ve seyirci joker hakkını kullandı. Bu arada yarışmacı, babası yaşındaki program sunucusunun karşısında birçok yarışmacının yaptığı gibi, ayak ayaküstüne atmış bir şekilde oturuyordu. Böyle bir sorunun sorulması da yarışma adına ayrı bir ironi tabi.
Yarışmacı bayan, soruyu seyircilere sorduktan sonra doğru cevabı verdi ama kültürümüzün ve insanlar arası ilişkilerin bize öğrettiği en basit nezaket kurallarından olan bir adabın, akademik kariyer yapmış bir ailenin çocuğu olan ve üstelik hukuk fakültesinde okuyan biri tarafından tereddütle cevaplanması oldukça düşündürücü. Yarışmacı bayan sorudan sonra; “Biz çevremizde böyle bir kurala rastlamadık. Ayrıca anne babamızdan da bu noktada bir telkinde bulunulmadı.” dedi. Demek ki mevcut sistemin eğitim kurumlarının her aşamasından geçip, en üst düzey bir bilim adamı olunsa dahi, en basit toplumsal kurallar insanlar için sıradanlaşabiliyor.

Burada yarışmacı hanımefendiyi suçlamıyorum ama vermiş olduğumuz örnek gösteriyor ki, sistem bizi özümüzden uzaklaştırıyor. Bu yüzden değer üretemeyen, insanlarını yozlaştıran, nesilleri ifsat eden bozuk sistemin sorgulanması gerekir. Ülkemizin anlı şanlı üniversiteleri bile, öğrencilerine büyükleri karşısında nasıl davranmaları gerektiğini öğretemiyorsa, aldığımız eğitimler bizi olumsuz manada dönüştürüyor demektir. Eğer hukuk gibi insanlar arası münasebetlerde hak ve adalet ölçülerini belirleyen bir alanda ilim tahsil eden öğrenci, toplumun değerlerine vakıf olamamışsa, bu bozuk eğitim sisteminden düzgün bir nesil yetiştirmesini beklemek hayal olur.
Eğitim sistemimiz yeni bilgi üretmiyor. Liseye geçişteki sınavlarda sorulan bir soru, farklı bir formatta üniversite giriş sınavlarında da soruluyor. Aynı bilgiyi sorgulayan benzer sorular, üniversiteyi bitirip girilen, sonu “s” ile biten herhangi bir sınavda yine öğrencilerin karşısına çıkabiliyor. Ezberci bir mantıkla, sınavdan sınava koşturan nesiller; ahlaktan, sanattan, estetikten, liyakatten yoksun bir şekilde yetişiyor.

Ülkemizdeki eğitim; laik, seküler (dinden bağımsız), resmi ideolojik tarihiyle geçmişteki şahsiyetlerin bir kısmını haddinden fazla yüceltip, bir kısmını hain ilan edecek tarzdaki sistemiyle devam ederse, gelecek zamanlarda karanlık günler yaşamamız kaçınılmazdır.
Dünyanın gözde eğitim kurumları arasında yer alan okullara baktığımızda, laiklik kaygısı taşımadıklarını görürüz. Tersten okuduğumuzda, bu sistemler eğitimi dinden soyutlamadıkları için başarılı oluyorlar diyebiliriz. Mesela; İngiltere’deki dişi sinek bile giremez denilen Eton Erkek Koleji ve Amerika’daki erkek sinek bile giremez denilen Wellesley Kız Koleji; bakanlar, başbakanlar, şairler, sanatçılar yetiştiren iki okul olarak dünyaca ünlüdürler. Elit düzeyde eğitim veren bu okullarda öğrenciler kapsamlı bir eğitimden geçiriliyor. Bu okulların içinde din görevlisi de olan kiliseler mevcut. Öğrenci ve eğitimciler her sabah, derslere başlamadan önce bu kiliselerde dua ediyorlar. İşte İngiltere, ABD, Japonya, Kanada gibi eğitim alanında gelişmiş ülkeler; bu tür okullarda kendi zihniyetlerine uygun “yetişmiş insan” üretiyorlar.
Türkiye’de de, dünyadaki gözde örneklerde olduğu gibi; ahlakı önceleyen, karma eğitim yapmayan, öğrencilerin sabah namazlarını okulun camisinde cemaatle kıldıktan sonra derslere başladıkları, kapsamlı ve disiplinli eğitim veren okullar açılırsa; dünyanın ıslahı için çalışan “yetişmiş insanlar” üretebiliriz belki. Aksi takdirde zaman zaman devlet büyüklerimizin dile getirdikleri; dindar nesil, asımın nesli, dava adamı gibi kavramların sadece edebiyatı yapılır. Gerçekte ise eğitim kurumlarımız, en basit toplumsal değerleri bile kavrayamayan insanlar yetişmeye devam eder.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz