İçinde bulunduğumuz zaman dilimi ve yaşadığımız coğrafya, tarihin en büyük olaylarına sahne oluyor. Komşumuz Suriye üzerinden 3. Dünya Savaşının hazırlıkları yapılıyor adeta. İslam coğrafyalarında, küresel güçler stratejik hesaplar peşinde koşup, hamleler yaparken; akan Müslüman kanı artmaya devam ediyor. Vatanını terk etmek zorunda kalanların, mülteci durumuna düşenlerin, açlığa mahkûm edilenlerin, zulüm ve işkence görenlerin sayısı her geçen gün çoğalıyor.

Farkında olmadan cenderelerin içinden geçerken, sanal platformlarda ve medyada kısmen görebildiğimiz insanlık dramları üzerinden vicdan muhasebesi yapıyoruz biraz ama genel olarak yaşanan olaylar karşısında bir tiyatro seyircisi gibiyiz. “Z Kuşağı” diye tabir edilen, bu zamanın genç nesli ise; yaşanan olaylara büyük oranda negatif. Tabi bu nemelazımcı tutum, sistemin reel bir sonucudur.

Öğrenciler tarih kitaplarında I. Dünya Savaşı’nı okurken, Balkan Savaşlarını öğrenirken; ilginç gelen detaylarla tarihe, sanki bir filmi yarı şaşkın yarı fantastik izliyor gibi bakabiliyor. Eğitim sisteminin beyinleri tek tipleştiren sınavlarına hazırlanırlarken karşılaştıkları tarihi savaşları, sadece sorulara cevap verebilmek için öğreniyorlar. Her bilgide biraz daha yaklaştıkları başarıya, yüksek puana olan sevinçleri; çoğu zaman tarihi olaylardaki trajediyi unutturabiliyor öğrencilerimize. Çanakkale’deki iki yüz elli bin şehit, Balkan Savaşları’nda yüz elli bin insanımızın kaybı gibi tarihi olayları; zihinlerinde, ‘Cesur Yürek’ filminden bazı enstantaneler ile canlandırıyorlar belki de.

Öğrenciler Siyonizm’in, Osmanlı’yı yıkmak için önce Balkan Savaşları ile zayıflatmasını, sonra Dünya Savaşı ile Filistin’i almak için büyük bir plan ve kurguyu “Game of Thrones” filmindeki gibi entrikalar ile garipsiyorlar. Hatta bazen sınavlar için tarih çalışırken, kendilerini film karakterlerinin yerine koyup, kıyafetleri üzerlerinde hayallere dalıyorlar ama aslında o tarihi olaylardan daha gerçekçi ve daha büyük olayları yaşadığımız bir tarihte olduğumuza inanmıyorlar ya da inanmak için gerekli bir ortamın olduğunu düşünmüyorlar. Çünkü tarih derslerimiz, olaylar arasında bir mantık örgüsü kurmadan veriliyor genelde.

Sarıkamış’ın Allahuekber Dağları’nda strateji hatasıyla doksan bin yiğidimizin donarak şahadetinin hüznünü yâd ederken; komşumuz olan Suriye ve Irak’ta realiteler adına iki milyon insanın ölmesi, çocuk cesetlerinin denizden karaya vurması, mülteci kamlarında insanların soğuktan ölmesi gibi hadiselerdeki ciddiyeti, ancak tarih kitapları yazınca anlayacağız galiba.

“İşte öyle bir noktadayız ki,
şu an dünyanın her yerinde
tüm Müslüman ülkelerde
uygulanan zulümlerin büyük
bir plan ve programın ürünü
olduğunu göremeyecek kadar
yönlendirildi algılarımız.”

Müslümanlara yapılan zulümler karşısında nasıl bir tepki gösterirsek ahretimizi kurtarabiliriz diye düşünemeyecek hale geldik. Hatta ezber ve sistemin bizden istediği bilgiye o kadar odaklandık ki; tarih kitaplarında; Kurtuluş Savaşı için halktan bir çift çorap, giyecek, yiyecek vb. yardımlar için çıkarılan Tekâlif-i Milliye Emirleri ile İstiklal Mahkemeleri’nin kurulmasının mantıksızlığını bile anlayamadık. Oysa bu millet Çanakkale’de malını, evladını, canını, her şeyini verdi. Cihad dedi, evlatlarını şahadet aşkıyla gönderdi. Aynı halk, Kurtuluş Savaşı için neden malını vermezlik etsin ve bunun sonucunda istiklal mahkemelerine gerek duyulsun ki?

İşte öyle bir noktadayız ki, şu an dünyanın her yerinde tüm Müslüman ülkelerde uygulanan zulümlerin büyük bir plan ve programın ürünü olduğunu göremeyecek kadar yönlendirildi algılarımız. Çünkü Siyonizm’i yeterince tanıyamadık. Siyonizm’in, küresel anlamda kendi zulüm merkezli “Yeni Dünya Düzeni”ne alternatif olacak her türlü görüş ve karakteri taşıyan oluşumları; yeryüzünden silme, yok etme projesinin bir sebebinin olduğunu anlamamız gerekir. Aynı anda, tek bir merkezden düğmeye basılmış gibi Filistin’de, Mısır’da, Suriye’de, Irak’ta, Yemen’de, Doğu Türkistan’da, Arakan’da, Pakistan’da, Libya’da; Siyonizm’e dur diyecek “Yeni Bir Dünya” kurma hayali, ideali ve derdi ile yaşayan tüm Müslümanları yok etme projesinin son aşamasında olduğumuzu, bizden sonraki neslin tarih kitaplarında yazmadan önce bilmemiz gerekir.

Yaşanılan zulümlere ve Siyonizm’in sömürü düzenine karşı duracak bir bloğa, her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var dünyada. Yeni neslin mantığına hitap edip, bu devrin firavunlarını tanıtabilirsek; öğrenciler, ileriki zamanlarda yapılacak sonu “S” ile bitecek her hangi bir sınavda, savaşların ve ayaklanmaların sebep-sonuç ilişkisini ezberleyip, şıklar arasında boğulmak yerine; dünyayı kan gölüne çevirenlerin değerler sistemindeki çarpıklığı görür ve Müslümanların duruşunu sorgular. Onun için kendilerinden başkasına hayat hakkı tanımayan bir inanç üzerine temellendirilen Siyonizm, eğitim müfredatımızda mutlaka yer almalı. Ülkemizi kendileri için bir tehdit olarak gören ve genlerimizle oynayan bu yapıyı tanımaya herkesin hakkı var.

Son yirmi yıl içerisinde yaşanan işgallerde, beş milyondan fazla Müslüman’ın katledilmesi, Siyonizm’in sapık ideolojisinden bağımsız anlatılmamalı. Böylece, iman ettiğimizi söylediğimiz kitap, yeryüzünün müstekbirlerine karşı boyun eğmememizi ve onlara karşı mücadele etmemiz gerektiğini emrettiği halde; Müslüman ülkelerde, küresel güçlerle işbirliği yapanların değer görmesinin ve bütün bir İslam coğrafyasının kan gölüne dönmesinin mantıksızlığını herkes kavramış olsun.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz