Avrupalı bazı oryantalistler ve İslam dünyasında bu oryantalistlere öykünen bir kısım sözde aydınlar İslam dünyasının en büyük alimlerinden biri olan İmam Gazzâlî’yi felsefeyi eleştirdiği gerekçesiyle felsefe ve akıl düşmanı diye yerin dibine sokma yarışına giriyorlar. Oysa İmam, iki yıl boyunca Farabi ve İbni Sina üzerinden felsefeyi iyice okur ve öğrenir. Ardından felsefeyle ilgili kitaplar yazar. En meşhurları: Makasidü’l – Felasife (Felsefenin Amaçları), Tehafüt’l – Felasife (Filozofların Tutarsızlığı), Mi’yaru’l – İlm (İlmin Ölçütü) ve El Munkız-ı Mine’dDalal (Dalaletten Kurtuluş)…

İmam Gazzâlî felsefenin altı ilimden meydana geldiğini belirtir. Bunlar matematik, mantık, tabii/fiziki ilimler, ilahiyat/fizikötesi alem (metafizik), siyaset ve ahlaktır. (İmam Gazzâlî, El Munkız-ı Mine’dDalal, sh. 85) Ona göre felsefenin kötü ve iyi yanları, söyleyeni küfre götüren ve götürmeyen yönleri, bid’at sayılan ve sayılmayan kısımları vardır. (İ. Gazzâlî, age, sh. 76)

O, Farabi ve İbni Sina’nın felsefe anlayışıyla ilgili “1- Tekfir edilmeyi gerektiren kısımlar, 2- Savunucularının bid’at ehli olmasını gerektiren kısımlar, 3- Aslında inkarı gerektirmeyen kısımlar” olduğunu belirtir. (İ. Gazzâlî, age. Sh. 82, 83)
İmam Gazzâlî, Farabi ve İbni Sina ekolünün özellikle metafizik konusunda büyük yanılgıya düştüklerini belirtir. Ancak mantık ilmini çok gerekli görür. Mantık bilmeyenin ilmine güvenilmeyeceğini ve hatta mantığı iyi bilmek gerektiğini söyler. Bununla birlikte bizim kelam ilminde bu ilme kitabün nazar adının verildiği bir yöntem olduğunu belirtir. (İ. Gazzâlî, Tehafütü’lFelasifesh. 11) İslam dünyasında mantık ilminin diğer adlarının kitabülcedel, medarikülakl olduğunu da söyler.
Batı dünyasında modern felsefenin kurucusu olarak kabul edilen, batının en büyük filozoflarından biri olarak bilinen ve neredeyse modern çağ rasyonalizminin kurucu babası olarak görülen Descartes, felsefe mantığını İmam Gazzâlî’den daha ağır bir şekilde eleştirmiştir. Şöyle der Descartes: “Mantığın kıyaslarının ve çoğu diğer yordamının, daha çok başka birine bilinen şeyleri açıklamaya ya da hatta Lullus’un sanatı gibi bilinmeyen şeyleri öğretmekten daha ziyade onlar hakkında yargıda bulunmadan konuşmaya yaradıklarını gördüm; aslında mantık oldukça doğru ve yerinde pek çok ilke barındırsa da bu ilkelerin arasında zararlı veya gereksiz olanı o kadar çoktur ki bunları ayıklamak, henüz işlenmemiş olan bir mermer kütlesinden bir Diana veya Minerva heykeli yontmaktan çok daha zordur.” (Descartes, Yöntem Üzerine Konuşma, sh. 22)

Descartes mantık ilminde zararlı ve gereksiz olan sürüyle ilkeden bahsediyor. İmam Gazzâlî ise, “Metafizik denilen, fizik ötesi diye de söz edilen teolojiyle alakalı olan ilim dallarına gelince, felsefeye gönül vermiş olan filozofların en çok yanıldıkları yer de işte bu alandır. Onlar 20 meselenin üç tanesinde tüm Müslümanlara muhalefet etmişlerdir.” der. (İ. Gazzâlî, El Munkız-ı Mine’dDalal, sh. 94)

Büyük İmam doğru bilgiye şüphecilikle eriştiğini söyler. (age, sh. 62) Kendisi Antik Yunan felsefesini Farabi ve İbni Sina üzerinden tanıyan biri olarak şüpheciliği felsefeci Septiklerden değil kendi kabiliyetiyle keşfediyor. Kendi kendine şunları sorgular: “Duyu organlarına nasıl güveneceksin? Örneğin bu organların en keskini göz değil midir? Gözünle gölgeye bakıyorsun gözün gölgenin yerinde durduğunu ve hareketsiz olduğunu sana gösteriyor, hareket etmediğini söylüyor. Sonra deneyin ve gözlemlerin neticesinde aradan bir saat geçmesiyle bakıyorsun ki o gölge meğer hareket ediyormuş ve sen bunu bu şekilde öğreniyorsun (deneme yöntemi). Örneğin, yıldıza veya gezegene bakarsan onu bir madeni para çapında oldukça küçük görüyorsun. Daha sonra hendese (mühendislik) ve astronomi yoluyla o yıldız ve gezegenin dünyadan çok daha büyük arlık olduğunu delillerle görüyorsun… Belki de en başta güvenmemiz gereken şey akıldır. Çünkü akla dayalı olan bilgiler öncül bilgidir, dedim. Örneğin on sayısı üç sayısından daha çoktur. Varlık ve yokluk yani isbat ve nefiy bir tek şeyde bir arada bulunmazlar…” gibi yargılara girdiğini ancak bu noktada bu defa duyu organlarının devreye girdiğini, aklın da duyular gibi kendisini yanıltabileceğini, önyargılarının aklı da yalanlayabileceğini düşündü.

İmam, “İlmin membaı akıldır, ilim akıldan doğar… Dünya ve ahiret saadetinin vesilesi akıldır…” dedikten sonra, “… Biliniz ki Rabbiniz nezdinde sizi kurtaracak olan aklınızdır…”, “Akıl sahibini hidayete erdirir, felaketten kurtarır, kişinin aklı tamam olmadıkça imanı tamam, dini müstakim olmaz.” “… (Kişinin) Aklı tamam olunca imanı tamam olur.” gibi hadis-i şerifleri örnek verir. (İmam Gazzâlî, İhya-uUlumi’d Din, Cilt 1, sh. 203-206)

Birçokları İmam Gazzâlî’nin tasavvufi yönünün güçlü olmasından dolayı kendisinin de aklı önemsemediğini, eleştirdiğini ve imani yönünün fideizme dayandığını ileri sürerler, oysa bu büyük İmam bundan münezzehtir. Tam tersine kendisi “… Akıl teriminden kendisiyle mücadele ve münazara yolları idrak edilen nesne anlaşılmasın. Binaenaleyh akıl ismi bununla şöhret buldu ve bunun için de sofilerden bazısı aklı zemmetti. Aksi taktirde insanları hayvanlardan ayırt eden ve kendileriyle marifeti idrak olunan bir sıfat, sıfatların en azizidir. Binaenaleyh zemmedilmesi uygun değildir…” diyerek aklı yüceltir. (İ. Gazzâlî, age, Cilt 4, sh. 526)

Bütün bunlarla birlikte büyük İmam aklın bizi yanıltabileceğini de belirtir. Aklın bizi yanıltmaması için formüller geliştirir. Mi’yaru’lİlm adlı eserini de özellikle bunun için yazdığını belirtir. Şöyle der büyük İmam, “Biz Mi’yaru’lİlm isimli bu kitabı, önemli iki amacı gerçekleştirme için yazdık. Bunlardan ilki düşünme ve akıl yürütmenin (nazar) yollarını anlatmak, kıyas ve çıkarsamaların yapılış yöntemlerini aydınlatmaktır… Akli konularda (ma’kulatta) ayak kaydırıcı ve yanıltıcı şeylerin çok oluşu; aklın berraklığının, vehmin ve hayalin çarpıtmaları türündün kirletici şeylerden uzak kalamayışı sebebiyle; akıl yürütme için bir ölçüt, araştırma ve doğru düşünme için bir terazi, zihin için bir parlatıcı fikir ve akıl gücü için bir bileği taşı olsun diye bu kitabı telif ettik.” (İ. Gazzâlî, Mi’yaru’lİlm, sh. 28, 30) Üstad kitabın sonunu şöyle bağlar: “Allah, taklit gözüyle değil de akıl gözüyle üzerinde düşünmek için bu iki kitabı (diğer kitap Mizan’ulAmel yani Amelin Ölçüsü) okuyanı muvaffak kılsın. Zira Allah, kullarına derman ve kuvvet veren; onların hatalarını düzeltendir.” (age, sh. 528)

Böyle diyen bir âlim nasıl aklı engellemiş, içtihat yollarını kapatmış olabilir. Kaldı ki birçok âlim ve ilahiyatçı İmam Gazzâlî’nin Şafii Mezhebine kıyas ve rey’i, yani İslami ilimlerde aklı kabul ettiren âlim olduğunu belirtirler. Nitekim bu büyük imam akıl ve mantık yollarını sadece bu eserinde değil bu eserinden sonra “Mihekkü’n Nazar” ve aklı devre dışı bırakan Batinilere karşı “el Kıstasu’lMüstakim”i yazmıştır.
Modern batı felsefesi aklı ve şüpheciliği İmam Gazzalli’den yaklaşık 500 yıl sonra Descartes ile birlikte ciddi bir şekilde ele alabilmiştir. Bir farkla ki İmam Gazzâlî, tahkiki imana ulaşmak için İslam kaynaklarının bile sorgulanabileceğini ileri sürerken; Descartes, bu kaynakları ön kabul olarak ileri sürmüş ve sorgulanmasını kabul etmemiştir. Descartes de tıpkı İmam Gazzâlî gibi aklın insanları yanıltmaması için “Yöntem Üzerine Konuşma” ve “Akıl Yönetimi İçin Kurallar” adlı eserlerini yazmıştır.

NEDENSELLİK İLKESİ

İmam Gazzâlî’nin en dahiyane görüşlerinden biri nedensellik ilkesine getirdiği açıklıktır. İmam, bu izahıyla İslam karşıtlarının bile kendisine hayran bırakmıştır. Her ne kadar Gazzâlî’nin bu açıklamasına benzer bir açıklama Eski Grek Felsefe akımlarından Septiklerden (Şüphecilerden) gelmişse de İmam bu çözümlemeyi onlardan almamıştır. Çünkü İmam Gazzâlî, Eski Grek Felsefesini öz kaynaklarından öğrenmemiş, yukarıda da belirtildiği üzere Farabi ve İbni Sina’dan öğrenmiştir. Aristoteles ise kendinden önceki hemen hemen bütün felsefi akımları ele almış, eserlerinde belirtmiştir ancak Septikler, ayrı bir akım olarak Aristoteles’ten sonra ortaya çıkmışlar ve Aristoteles nedenselliğini eleştirmişlerdir. Farabi ve İbni Sina nedensellik ilkesini savunan düşünürler olarak, Gazzâlî’nin tenkidiyle muhatap olamamışlar ancak daha sonra İbni Rüşd, Aristoteles’i referans göstererek Gazzâlî’nin tenkidine cevap vermeye çalışmış ama bu tenkit havada kalmıştır. Gazzâlî Septiklerden bağımsız olarak nedensellik ilkesini ele almış ve çürütmüştür. İmam Gazzâlî’den yüzyıllarca sonra Hume’un “Güneş yarın da doğacak” hipotezinin doğruluğunu garanti edecek hiçbir delile sahip olunmadığı görüşü ve 1970’li yıllarda Karl Popper’ın “Bir hipotezin lehinde ne kadar çok gözlem yapılmış olursa olsun, bundan sonraki ilk örneğin onu yanlışlaması pekala mümkündür.” tespiti İmam Gazzâlî’nin yüzyıllarca önceki tespitini doğrulamaktadır. İmam Gazzâlî’nin Tehafüt’üt Felasife adlı eserinin On Yedinci Meselesinde ele aldığı bu konu ve verdiği örnekler, İslam karşıtı olan birçok tarafsız felsefeci ve bilim adamı tarafından kendisinin dahiliğinin kabul edilmesine vesile olmuştur.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz