Alim Nedir ve Kime Denir?

İlim sahibi, bilen, bilgin, bilgili, belli düzeyde bir bilgi birikimine sahip olan kimse. Alim kelimesi Arapça’daki “bilmek” anlamında olan “A-lime” kökünden türetilmiştir.

İslam’da alim; İman edip Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerim başta olmak üzere Resulullah’ın hadislerini ve bütün sünnetini bilen, diğer İslami ilimlerden gerektiği şekilde haberdar olup ileri seviyede bir bilgi birikimine ulaşmış kimseye denir. Bu kabiliyetli kimseler temel İslami bilgileri aldıktan sonra, belli bir ilim dalında daha çok ilerleyip özel bir ihtisas alanına sahip olurlar. Alim; bilgisi artıp ilerledikçe görüş açısı genişleyen ve bilgisi ile ihtisası dışındaki alanlarda hüküm vermekten çekinen, bildiklerinin doğruluğunu sürekli olarak araştıran kimsedir.

Alim sadece çok kitap okuyana, çok bilene, üniversite diploması olana değil dinini kaynağından doğru bilene, ilmi ile amel edene, hakkı batıldan ayırt edene ve hakkı her şart ve zeminde söyleyebilene denir.

İlmin menşei, Hak Teâlâ’dır. Bütün ilimler, Cenâb-ı Hakk’ın bu kâinâta koymuş olduğu kâideleri tespitten ibârettir. Mesela tıp ve biyoloji, insan vücuduna; botanik, bitkilere; astronomi, semâya; psikoloji ve pedagoji, insan rûhuna koymuş olduğu kâidelerin tespitinden ibârettir. Cenâb-ı Hakk’ın kuldan istediği ise, eserden müessire, sebepten müsebbibe, sanattan sanatkâra zihnen ve kalben intikal ederek, ilâhî azamet ve kudret akışlarında sergilenen ibret ve hikmetleri idrâk etmesi ve böylece mârifetullâh’a ulaşması yani Cenâb-ı Hakk’ı kalben tanıyabilmesidir. Hâsılı ilmin nihâî gâyesi, bilgileri zihne depo etmek değil, bu kâinattaki sır, hikmet ve muammâları çözmektir.Efendimiz “fayda vermeyen ilim” olarak ifâde buyurmuş ve ondan Allâh’a sığınmıştır.

Alimler Peygamberimizin Varisleridir
“Alimler peygamberlerin varisleridir” (Buhari, ilim, 10; Ebu Davud, İlim, 1; İbn Mace, Mukaddime, 17) buyuran Resulullah alimlerin toplumu yönlendirme hususunda peygamberlere vekil ve halef olduklarını beyan etmiştir.

İslam alimi heva ve hevesine uymayıp kendi arzuları istikametinde dine ilavelerde bulunan kimse değildir. İslam bu çerçevedeki alime büyük değer vermiştir. İslam, alimin izzet ve haysiyetini korumuş ve ona gereken mevkii vermiştir. “…Allah’ın kulları arasında ondan en çok korkan alimlerdir. “ (Fatır, 35/28). “Bilmiyorsanız ilim erbabına sorunuz. “ (en-Nahl, 16/43). Ayetleriyle, Kur’an’ın alimler hakkındaki hükmü en açık bir şekilde belirtilmiştir.

Peygamberimiz (SAS) Alimleri Çokça Övmüştür
Ebü’d-Derda’dan rivayet edilen bir hadiste Resulullah (sas) alimleri şu şekilde övmüş ve müjdelemiştir: “Her kim bu ilim yoluna girer ve ondan bir ilim talep ederse; Allah onu Cennet yollarından bir yola koyar ve ilim isteyene melekler kanatlarını gererler. Bunu o alimin uğraşısından hoşlandıkları için yaparlar. Peygamberler ne dinar ne de dirhem miras bırakmadılar. Onlar yalnız ilmi miras bıraktılar. Şu halde onu alan çok büyük bir nasip almış olur.” (Buhari, İlim, 10; Müslim, Zikir, 37; Ebu Davud, İlim, 1; Tirmizi, ilim, 19; ibn Mace, Mukaddime, 17)

Alimde Olması Gereken Vasıflar

  1. Zürriyet: Zürriyet deyince günümüzde salt manada anlaşılan “nesil,soy, sop” manasında değildir. Bir kişinin içinde bulunduğu ilim nesebidir. Yani ilmi aldığı hocalardır.
  2. Haşyet: Allahu Teâlâ’nın kudretini, azametini düşünen, tefekkür eden, kalbinde Allah korkusu parlayan, kendisini daima iyiliğe sevkeden duygudur. Allah’tan hakkıyla korkmaktır. Eğer haşyet olmazsa gerçek manada alimlikten bahsedilemez.
  3. Celâdet: Yiğitilik ve kahramanlıktır. İlmin şeref ve haysiyetini korumaktır. Alime celadet yakışır. Hakkı haykıracağı yerde hiç korkmadan haykıracaktır. Bunu yapan alim ilmin başını tutar ilimde onun başını dik tutar.
  4. Salâbet: İstikamet sahibi olmaktır. Sağa sola savrulmadan omurgalı durmak, rüzgâr ne kadar eserse essin sarsılmadan durabilmektir. Eğer selabet olursa istikamet, kuvvet ve heybet olur.
  5. Verâset: Rasûlullah’ın (sav) anlatıp yaşadığı dini, büyük bir sadakatle, en ufak taviz vermeden kendinden sonraki nesle aktarandır.
  6. Edep: Edep sahibidir. Edep sahibi olmayan insan âlim kabul edilmez. Edep eğitimi ilim eğitiminden öncedir. Edebin ölçüsü de Hz. Peygamber (sas)’in sünnetidir.
  7. Takva: Âlim takva sahibidir; azimetle amel eder, şüpheli şeyleri vs ruhsatlan terk eder. Hakiki ilim talebelerinin ilimleriyle birlikte takvaları da artar, ilim ve takva doğru orantılı olarak artmazsa şahsiyet ve davranış problemleri ortaya çıkar. Takva sahibi olmayan âlimler, ilimlerini şahsi kaprislerini tatmin ve menfaat temini için kullanırlar, nefsin ve şeytanın aleti olurlar.

Alimlerin Görevleri

Sahabenin alimleri önce Erkam B. Erkam’ın evinde ardından Medine’de Suffe Mektebinde Peygamberimizden (sas) ilim tahsil etmişlerdir. Bunlar da kendilerinden sonra gelen Tabiin nesline sancağı devrettiler. Onların arkasından gelen Etbai Tabiin nesli de tabiin neslinden aldı ve bu sancak günümüze kadar geldi.

İlim, âlim olmak için şan şöhret için para kazanmak için yapılmaz, Allah için, O’nun dinine hizmet için yapılır. Çünkü âlim olacağım niyetinde gizli bir nefisperestlik bulunabilir. Âlim kültür mantarı gibi akşamdan sabaha da yetişmez.

İslam alimi, toplumu yönlendiren ve Allah’ın hükümlerinin uygulanmasında titizlik gösteren bir rehberdir. Ümmetler, alimlerinin doğru yolu izledikleri ve doğru yolda oldukları müddetçe ayakta kalırlar. Bunun için Hz. Peygamber (s.a.s.) “Ali’min ölümü İslam’da açılan bir gediktir” (Darimi, Mukaddime, 32) buyurmuşlardır.

İslam toplumunda alimin en önemli görevlerinden biri ‘emr-i bi’l-ma’ruf ve nehy-i ani’l-münker’dir. Alimin toplumda Allah’ın emir ve yasaklarının tam anlamıyla uygulanıp uygulanmadığını, yöneticilerin Allah’ın hükümlerini uygulamada titiz davranıp davranmadıklarını kontrol edip bu hususta yöneticileri uyarması gerektiği gibi; bu konuda halkın da dikkatini çekmesi gerekir. Alim, ümmetin ileri gelen şahsiyeti demektir. Alim, her hususta İslam’ın izzetini koruyan, İslam’ın hakimiyeti için gayret sarfeden, Allah’ın ahkamını uygulama hususunda ihmalkar davranan yöneticileri ve toplumu her zaman hak yola çekmeye çalışan kimse demektir. Alim; yöneticiler zulüm ve adaletsizliğe sapınca onlardan ayrılan ve onlara karşı İslami bir tavır takınan kimsedir. İslam aliminin, Allah’ın emirlerini çiğneyen yöneticilere yaltaklık eden İsrailoğulları alimlerinden ayrı bir özellik taşıması, İslami izzetin gereğidir. Bu tavır İslam aliminin takınması gereken bir tavırdır. İmam-ı A’zam Ebu Hanife, imam Ahmed İbn Hanbel gibi vb. alimlerin tavrı ve hassasiyeti bu idi.

Kısaca ifade etmek gerekirse, âlim aynı zamanda ‘muallim’dir yani ilmini toplumla paylaşan bir lider, danışman, mürşit, rehber ve eğiticidir. Bir peygamber varisi olarak âlim bütün toplum kesimlerine hitap eder ve onları irşat etme sorumluluğunu omuzunda taşıdığını yüreğinde hisseder. Beşeriyetin ve içinde yaşadığı toplumun dini ve ahlaki gidişatından kendisini sorumlu tutar; tebliğ, tedris, irşat, vaaz, emir bil maruf ve nehyi anil münker yapar; fetvalarıyla ve görüşleri ile topluma yön verir. Âlimin muhatap kitlesi sadece talebeler ve eğitilmiş insanlar değil, bütün halktır. Her sosyal tabakaya anlayacakları dille hitap edip onları Hak yoluna irşat eder. Âlimin rolü ile akademisyen, politikacı veya aydının rolünü karıştırmamak gerekir. Alimin cemaat kurma, büyütme ve menfaat elde etme vs gibi bir hedefi olamaz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz