Ana Sayfa Milli Şuur 43. Sayı ÇAĞIN HASTALIĞI YALNIZLAŞMA

ÇAĞIN HASTALIĞI YALNIZLAŞMA

İnsanın bazı mahrumiyet duyguları vardır ki, yalnızlaşma bu duyguların başında gelir.

100
0

Günümüzde küresel yaşam biçimi bireyi ve bireyin tüketim yönünü ön planda tuttuğundan, fertler hem bireysel hem de toplumsal yalnızlığı duçar oluyor. Kafeteryalarda, caddelerde umursamaz bir tavır takınan gençlerimizle oturup sohbet ettiğinizde, onların iç dünyalarında çöreklenen yalnızlık ve boşluk duygusunu bütün yoğunluğu ile hissedebiliyorsunuz. Bu çocuklar aile ve arkadaş bağlarından kopuk, sevgiye açlar ve geleceğe dair hedefler koyabilme noktasında yetersizler. Çünkü sevgi noktasında beslenebilecekleri bir aile ve arkadaş ortamından mahrumlar. O yüzden kendi türler ile iletişim kuracakları yerde sosyal medya ile hemhal oluyorlar. Bu durum onların yalnızlaşmalarına ve kendilerine yabancılaşmalarına neden oluyor.

Paylaşım ve iletişim değerleri tam anlamıyla çoğulculuğu gerektirir. Günümüzde insanlar bedenen birbirlerine çok yakınlar ancak duygusal anlamda aralarında mesafeler var. Bu durum ne yazık ki, patolojik bir yalnızlığa ve ruhsal sorunlara davetiye çıkarıyor.
İnsanın bazı mahrumiyet duyguları vardır ki, yalnızlaşma bu duyguların başında gelir. Ancak kişinin Allah’la baş başa kalma ve nefsi muhasebe etme ihtiyacından doğan yalnızlığı patolojik yalnızlıktan ayırmak gerekir. Zira her insan zaman zaman yalnızlığa ihtiyaç duyabilir. Resulullah kimi zaman inzivaya çekilir ve burada Rabbini tefekkür ederdi.

Bizler de belli zamanlarda yaşadığımız dünyanın kargaşalarından uzaklaşıp, hayatımızı muhasebe edebileceğimiz bir ortama ihtiyaç duyabiliriz. Ancak günümüz insanının yaşadığı yalnızlık; korku, endişe, ihtiras, bencilleşme ve duyarsızlaşmanın getirdiği bir yalnızlaşmadır ki, sorunun kemik noktası da buradan kaynaklanıyor. Zira bu olumsuz hasletler, insanın yaratıcısıyla ve kendi türüyle iletişimini zayıflatarak onu yalnızlaştırıyor. O yüzden yalnızlaşmanın bu türü ile mücadele etmek bir sorumluluk haline gelmiştir.
İnsanın yaşamında zorlandığı hatta çıkmaz sokaklara doğru sürüklendiği bazı duraklar vardır ki, bu dönemlerde yalnızlaşma kaçınılmaz olur. Bunlardan biri duyguların yoğun olduğu gençlik dönemi, ikincisi acziyetin doğun yaşandığı yaşlılık dönemi, üçüncüsü ise amansız bir hastalık anında yaşanan çaresizlik durumudur.

“Bizler de belli zamanlarda yaşadığımız dünyanın kargaşalarından uzaklaşıp, hayatımızı muhasebe edebileceğimiz bir ortama ihtiyaç duyabiliriz. O yüzden yalnızlaşmanın bu türü ile mücadele etmek bir sorumluluk haline gelmiştir.”

Gençlik döneminde kişi inişli çıkışlı süreçlerden geçer ve varoluş serüvenini anlamaya çalışır. En yakınındakilerden en uzağındakilere kadar herkesle bir güç yarışı içerisindedir. Artık çocuk değildir, hayatın, gençliğin, zihinsel gücün doruk noktasındadır ve bitmeyen hayal ve beklentilerle hayatın yükünü omuzlarında taşımaktadır. Birey bu dönem hayallerine ulaşamadığında kendini yalnız hisseder ve kabuğuna çekilir.
Arkadaşlık ilişkilerini başarılı bir zemine oturtmaya ve bu dönemi daha verimli geçirmeye çalışan gençler, nispeten yalnızlığı daha az yaşarlar. Ancak gençlik döneminde ellerindeki gücü hoyratça kullanıp, gelecek için bir yatırım yapmayanlar ellerindeki güç alındığında yalnızlaşırlar. Günümüzde kapitalist kültür, gençleri tüketim ağına çekerek onların yalnızlaşmalarına neden oluyor.

İkinci katagoride yer alan yaşlılıkta ise insan artık gücünün elinden gittiğini ve o güce bu dünyada bir daha erişemeyeceğini düşünür ve yalnızlaşır. Aynı şekilde hastalık durumunda da kişi etrafında yelpaze olan kişilerin, hastalığına çare olamadıklarını fark edip kendini yalnız hisseder.
Karanlığın yalnızlık duygusunu perçinlediği bir gerçektir. O yüzden insan, hayatın karanlık anlarında hep yalnızdır ve yalnızlıktan korkar, kendinden ve çevresinden uzaklaşmaya çalışır. Ruhumuza katran gibi çöken o karanlığı ancak sağlıklı bir iletişim yöntemiyle dağıtabiliriz. Aksi takdirde yaslandığımız bütün duvarlar bir bir yıkılacaktır.

Ataerkil toplumlara ya da küresel kültürden pek fazla etkilenmemiş kırsal alanlara baktığımızda bu toplumların gerek gençlikte gerek yaşlılıkta bugün olduğu gibi patolojik bir yalnızlığa duçar olmadıklarını görmekteyiz. Zira onlar kendi türleri ile empati odaklı iletişim kurabiliyor, birbirlerinin yaralarını sarabiliyorlardı. Bugünün kristalize edilmiş heterojen toplumlarında ise insanlar yalnızlıktan, mutsuzluktan ve çaresizlikten söz ediyorlar. Çünkü insan yalnız ve yalıtılmış bir yaşam sürmeye müsait değil. Bu nedenle yalnızlaşmaktan şikâyet eden fertlerin kendi türleri ile iletişimlerini güçlendirmeleri ve paylaşıma ağırlık vermeleri gerekir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz