Ana Sayfa Milli Şuur 55. Sayı ÇANAKKALE ZAFERİ VE ALLAH’IN YARDIMI

ÇANAKKALE ZAFERİ VE ALLAH’IN YARDIMI

“Biz Çanakkale’de sadece Türklerle değil, Allah’ları ile de savaştık ve kaybettik” diyen İngiliz Denizcilik Bakanı Çörçil değil midir? Komutanlarımız yazılı emirlerinin altında “Yardımcımız Allah olsun” dualarını boş yere mi yazmışlardı?

178
0

Ağustos ayını geride bıraktık.
Tarihimize bakanlar çok önemli zaferlerimizin yıldönümlerinin bu ay içinde olduğunu bilirler. İşte birkaç tanesi:

1 Ağustos 1571 Kıbrıs Fetih Zaferi
9 Ağustos 1915 Birinci Anafartalar Zaferi
10 Ağustos 1915 Conkbayırı Zaferi
11 Ağustos 1473 Otlukbeli Zaferi
16 Ağustos 1974 Kıbrıs Zaferi
21 Ağustos 1915 İkinci Anafartalar Zaferi
23 Ağustos 1514 Çaldıran Zaferi
23 Ağustos 1921 Sakarya Zaferi
24 Ağustos 1516 Mercidabık Zaferi
26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferi
29 Ağustos 1521 Belgrat Fetih Zaferi
29 Ağustos 1526 Mohaç Zaferi
30 Ağustos 1922 İstiklal Zaferi

Tarihimizde önemli olayların daha birçoğu Ağustos ayında meydana gelmiştir.
Bu listeye baktığımızda Çanakkale’de kazanılan 3 önemli zaferin bu ayda olduğunu görüyoruz. Bütün zaferlerimizde olduğu gibi Çanakkale Zaferimizde de manevi gücümüzün çok büyük bir yeri olduğunu görürüz. Bu yazımızda Çanakkale Zaferimizdeki manevi gücümüzü, yani Allah’ın yardımı konusunu ele alacağız. Elbette kısa olarak…

Türk İslam tarihinin, hatta dünya tarihinin dönüm noktalarından birini teşkil eden Çanakkale Zaferi’nin, maddi ve manevi güçlerin bir araya gelmesi ve Allah’ın yardımı ile kazanıldığını artık herkes biliyor.

Yine herkes biliyor ki Çanakkale savaşları sırasında askerlerimiz Bedir ruhu ile eğitilmişlerdi. Yani Allah’ın yardımına müstahak çabaları ortaya koymayı öğrenmişlerdi.

ALLAH NASIL YARDIM ETTİ?

Şüphesiz Allah askerimize yardım etmişti. Bunların hepsini ve yardım şeklini biz bilemeyiz ama bazı yardımlar o kadar aşikâr bir şekilde olmuştur ki, bunları unutmamız da mümkün değildir.

İşte bazıları:
Nusret mayın gemimiz, 7/8 Mart 1915 gecesi 26 tane mayını dökmeye gelirken, Karanlık Liman’ı işgal etmiş olan düşman donanmasının arasından süzülürken, nasıl oldu da görülmedi? Döktüğü mayınlar daha sonraki günler içinde, düşman uçakları tarafından nasıl oldu da görülemedi? Hâlbuki ellerinde mevcut teknoloji ile bunları görebilmeleri gerekiyordu, görülemedi. Bunun izahını ancak ayetlerin tecellisi olarak yapabiliriz.

18 Mart 1915 günü Kahraman Seyit Onbaşı’nın, insan gücünün çok üzerinde bir güç gerektiren 276 kiloluk mermiyi kaldırmasını ancak ve ancak Allah’ın yardımı ve ayetlerin tecellisi ile izah edebiliyoruz.

27.Alay! 25 Nisan 1915 sabahında Anzaklar atağa kalkmışken, karşılarında artık müdafaa edecek hiçbir askerimiz kalmamışken, 27. Alay’a bağlı askerlerimiz Yarbay Şefik Bey kumandasında şafaktan önce yürüyüşe geçmişlerken, güneşin doğmasından sonra önlerine çıkan çıplak vadiyi rahatlıkla aşarlarken; düşman uçaklarının kendilerini görememiş olmasının, ufuktaki düşman gemilerinin kendilerini fark edememiş olmasının, düşman topçusunun bir tek mermisinin dahi onların üzerine atılamamış olmasının açıklamasının ancak Allah’ın yardımı ile mümkün olduğunu herkes itiraf etmek zorundadır.

Anzakların karaya çıkarken Kabatepe yerine Arıburnu civarına çıkmış olmaları ve bu yanlışlarının, kendilerine savaşın sonuna kadar eksi bir unsur olarak tesir etmiş olması; onların akıntıyla izah etmeye kalkışmaları karşısında, kendi tarihçilerinin akıntı olmadığını ispat etmiş olmaları ancak ve ancak Allah’ın askerlerimize yardımı şeklinde ifade edilebilir, izah edilebilir.
25 Nisan 1915 günü Seddülbahir’de Yahya Çavuş’un, binlerce düşman askerine karşı, sadece 40-50 arkadaşıyla gün boyu başarı ile savunma yapabilmesi, attıkları kurşunlardan her birinin birden fazla düşman askerini vurmuş olması, ki bunu da düşmanlar itiraf ediyorlar, ancak ve ancak Allah’ın yardımı ile izah edilebilir.

Yine 25 Nisan 1915 sabahı Zığındere sahiline silah atmadan çıkan 2 bin düşman askerinin, niçin sağa doğru dönüp de ilerleyememiş olmaları, şayet bunu yapsalardı Çanakkale savaşını o gün kazanıyor olabilecekleri, niçin ilerleyemediklerinin izahını kendilerinin de yapamadığını biliyoruz. Ancak ve ancak ayetlerin tecellisi ile bunun izahı mümkündür.

26 Nisan’ı 27 Nisan 1915’e bağlayan gece Seddülbahir Köyü’nün Mezarlığı yakınında mevzilenen düşmanın, sırtında yüklerle, vücudunda yaralarla, aç susuz geri çekilmekte olan askerimizi takip etmek yerine, mezar taşlarıyla vuruşmaları, selvi ağaçlarını Türk askeri zannederek sabaha kadar oyalanmaları, ne ile izah edilebilecektir?

Düşman Seferi Kuvvetler Başkumandanı General Hamilton, 25 Nisan 1915 günü karaya asker çıkardı. Askerleri sapır sapır doğranıyordu, yeni askere ihtiyacı vardı. Tümenlerce asker ise Mısır’da onun emrini bekliyordu. Emrini bekliyordu ama onun bundan haberi yok idi. Bu haber kesikliğini sağlayan, haber vermeyi unutturan, General Maxvel’e bu hatayı yaptıran güç acaba ne idi? Nasıl izah edilebilir ki?

Anzak Cephesi’nde, Nek Geçidi’nin yukarısındaki tepeler, Conkbayırı tepelerine giden en önemli geçit iken; bu geçidi savunan askerlerimize karşı düşmanın yoğun bombardımanını müteakip, hemen iki dakika içinde oraya gitmeyi planladıkları halde, kendi topçularının saatleriyle, kendi piyadelerinin saatlerinin nasıl oldu da 7 dakika fark etmiş olduğunun, bu farkın onların bütün planlarını bozmasının Allah’ın yardımından başka, bir tesadüf olması mümkün müydü?

“Herkes biliyor ki Çanakkale Savaşları sırasında askerlerimiz Bedir ruhu ile eğitilmişlerdi. Yani Allah’ın yardımına müstehak çabaları ortaya koymayı öğrenmişlerdi”

On binlerce mermiyi Mehmetçiğin bağrına atmaya çalışan Fransızların, bu mermilerle Mehmetçiğin hatlarını yaracaklarını hesaplayarak bombardımana başladıklarında, rüzgârın terse dönerek bütün tozu dumanı kendi topçularının gözüne doldurmasını ve böylece bu planlarının bozulmasını, Allah’ın yardımından başka neyle açıklayabiliriz?

Ve Binbaşı Alanson’un hatıraları… Conkbayırı’na giden yoldaki stratejik tepeyi bir tabur askerle ele geçirmişti. Böylece Conkbayırı ele geçirilmiş sayılacakken nereden atıldığı hala belli olmayan mermilerle askerlerinin beyinlerinin patlamış olması ve o tepeyi şu kadar zayiat vererek boşaltmak zorunda kalmış olmaları; savaştan sonra kurdukları divanı harpte, bu mermileri kimin attığının anlaşılamamış olması, askerlerimizin de böyle bir bombardıman yapmadığının bilinmesi keyfiyeti, bu mermilerin nasıl ve kim tarafından atıldığının bulunamaması, ancak ve yalnız Allah’ın ayetleri ile izah edilebilir.

Kolordu Kumandanı General Stopford, Seferi Kuvvetler Başkumandanı General Hamilton’la görüştüğü zaman, 6 Ağustos 1915 Suvla Çıkarması öncesi karaya çıkar çıkmaz, derhal civardaki tepeler işgal edileceği emrini almıştı. Orayı savunan Türk askeri de yoktu, sadece 1500 askerimiz vardı. Anafartalar tepeleri derhal karaya çıkar çıkmaz işgal edilmesi lazım, diye sözlü emir verdikten sonra, bunu yazılı emir haline getirirken “derhal” kelimesini “mümkünse” kelimesi şeklinde yumuşatarak yazdıran güç acaba hangi güçtü?

Düşman Kumandanı Hamilton, Ege Adaları’ndadır. Askerleri 6 Ağustos 1915 günü Suvla Körfezi’ne çıkmıştır. Adalar’la Suvla Körfezi arasında birçok önemli emrin verilemeyişine sebep olan, o gün meydana gelen telefon kesikliğini nasıl izah edeceksiniz?

Yine ertesi gün Adalar’dan Suvla’ya hareket edip tüm hataları düzeltmek isteyen General Hamilton’un, amiral gemisinin arıza yapmasını hangi güçle izah edeceksiniz?
O gün Hamilton’un, Kurmay Başkanı Albay Aspinal’i adalardan cepheye gönderdiğinde, General Stopford’la görüştüğünde; emri yanlış anlamış olmasını, hücum etmek için topçuları bekliyor olmasını, işgal etmesi gerektiği tepelere ilerlememiş olmasını hangi tertiple izah edebilirsiniz? Hangi tesadüfle izah edebilirsiniz?

9 Ağustos 1915 günü Birinci Anafartalar Zaferimiz öncesinde, önündeki tepelerde acaba Türk askeri var mı, yok mu, diye haber vermek için gönderdiği muhabere birliğinden gelmesi gereken raporun gelmemesi ile ilerleyemeyen, böylece insiyatifi kaybeden General Hamilton’un; o raporun gelmiş ama kendi şahsi evrakları arasında kendisinin görememiş olmasını, iş işten geçtikten 8 sene sonra bu raporu bulabilmiş olmasını nasıl izah edeceksiniz?

10 Ağustos 1915’te Conkbayırı Muharebeleri’nde düşmanın topundan gelen bir şarapnelin, Anafartalar Kumandanı Albay Mustafa Kemal’in saatine çarpmasını tesadüfle mi açıklayacağız?
21 Ağustos 1915’te İkinci Anafartalar Zaferimizin öncesi, sabah hücumunda güneşin düşmanın gözlerini kamaştırmasını ve bu sebeple hücumu öğleden sonraya tehir etmelerini hangi tesadüfle izah edersiniz?

Aynı gün güneşin öğleden sonra eğilmesi ve Türklerin gözünü kamaştırdığı sırada hücum edilmesini planlayan ama öğleden sonraya gelindiğinde nereden geldiğini anlayamadıkları bulutların güneşin önünü kapatarak, düşmanın umduklarını bulamamalarına sebep olmasını nasıl izah edeceksiniz?

Aynı gün Suvla Ovası’ndan fışkıran sislerin Osmanlı siperlerinin önünü kapatmasını ve düşmanın attığı topların bu şekilde gerekli yerlere isabet etmesini önlemesini, nasıl izah edebiliyorsunuz?

Tarihte kazandığımız zaferlere bakın. Bunları biz çok güçlü ordularımız ve üstün silahlarımız olduğu için değil, Allah’ın yardımını alacak şekilde cihat ettiğimiz ve O’nun da yardım etmiş olması sebebiyle kazandık.

Prof.Dr. Necmettin ERBAKAN

DÜŞMAN BİLE İTİRAF EDİYOR

Çanakkale Savaşı’nda, Kurmay Başkanı olan İngiliz Albay Aspinal itiraf ediyor. Seferi kuvvetler Başkumandanı İngiliz General Hamilton itiraf ediyor. İkinci Anafartalar hezimetinden sonra hatıralarında yazıyorlar. Diyorlar ki: “Bugün Türkleri elimizden yine Allah aldı.”
Bunlara hurafe diyecek bir kişi var mıdır?

İngiliz Albay Aspinal ne demişti?
“Savaşın ta başından sonuna kadar Allah hep Türklerden yana idi.”
“Biz Çanakkale’de sadece Türklerle değil, Allah’ları ile de savaştık ve kaybettik” diyen İngiliz Denizcilik Bakanı Çörçil değil midir?

Komutanlarımız yazılı emirlerinin altında “Yardımcımız Allah olsun” dualarını boş yere mi yazmışlardı?

Bu konuda ne zaman bir makale yazılsa, bir sohbet yapılsa veya bir eser ortaya konsa, bazı gazete ve televizyonlarda hemen aksi görüşü savunan yazı ve programlar yayına giriyor ve ‘hurafecilik’ suçlamaları ayyuka çıkıyor.

İşte buraya birkaç başlıkta, her biri bir konferanslık bilgiyi özetin özeti olarak yazdık. Bu hadiseler kesin ispat ediyor ki Mehmetçik Allah’ın yardımını alabilecek şekilde savaştı ve Allah da yardım etti.

Bunlara kimsenin “hurafe” demesi de mümkün değildir.

Rahmetli Liderimiz Erbakan Hocamız sık sık tekrarlardı:
“Tarihte kazandığımız zaferlere bakın. Bunları biz çok güçlü ordularımız ve üstün silahlarımız olduğu için değil, Allah’ın yardımını alacak şekilde cihat ettiğimiz ve O’nun da yardım etmiş olması sebebiyle kazandık.”

Yine Erbakan Hocamızın bir sözü ile bitirelim:
“Bir milletin asıl gücü; tankı, topu, tüfeği değil imanlı evlatlarıdır.”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz