Ana Sayfa Milli Şuur 46. Sayı CEHENNEM ATEŞİNDEN KORUNMAK

CEHENNEM ATEŞİNDEN KORUNMAK

İmam Şafi’nin eğitimcilere yaptığı şu tavsiye, önemli bir eğitim esasıdır

100
0

Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah (c.c)’a hamd ederim. Salât ve selâm, peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’ya, âline ve sahabelerine olsun.
Düşünmek, akletmek, hayatı ve ölümü doğru okumak; insanı Hakk’a, yani gerçeğe götürür.

Hayatın sahibini bilip tanımadan, O’nun üzerimizdeki mutlak hükümranlığını hissedip, acizliğimizi görmeden, makbul ve kişilik sahibi bir kimse olmak da mümkün olmaz. Hayatımız bir imtihan ise, bu imtihan dünyasına girmek de çıkmak da elimizde değilse, o zaman muhasebemizi buna göre yapmamız gerekir. İnsanın temel görevi ölüm gelinceye kadar Allah’a kulluktur. Kulluk ise, Allah ve Resulünün bütün insanlığa sunduğu Saadet programı ile yapılır. Bu saadet programına uymanın mükâfatı, uymamanın da cezası vardır. Hayatın sahibi Allah Teâlâ müminlere: “Ey iman edenler; kendinizi ve ailenizi cehennem ateşinden koruyun. O öyle bir ateştir ki yakıtı insanlar ve taşlardır” tembihinde bulunmuştur. Bu cehennem ateşinden nasıl korunalım diye soranlara Peygamberimiz: “Onlara Allah Teâlâ’nın sevdiği şeyleri yapmalarını emredin; O’nun sevmediği şeyleri de kendilerine yasak edin” cevabını vermiştir. İlmin kapısı Hz. Ali (r.a) ise: “Kendiniz hayrı öğrenin, ailenize de öğretin ve çocuklarınıza güzel edep verin” diyerek cehennemden korunmanın yoluna işaret etmiştir. Kur’an âlimlerinin piri Abdullah b. Abbas’ın: “Ey müminler, önce siz Allah’a itaat edin, haramlardan kaçının, sonra ailenize Allah’ın ibadet ve zikrini emredin ki Allah hepinizi ateşten kurtarsın” nasihati önemlidir.

ÇOBANLIK
Dünya saadetimiz için herkesin çeşitli boyutlarda sorumlulukları vardır. Bu sorumluluklar ile ilgili olarak Peygamberimizin: “Hepiniz çobansınız. Hepiniz gözetmekle görevli olduğunuz şeylerden sorumlusunuz. Devlet başkanı yönettiği kimselerden, erkek ailesinden, kadın kocasının evinden, hizmetçi kendisine emanet edilen şeylerden sorumludur” hadisi bu konuyu izah eder. Kulluk da bu sorumluluklar üzerinden yürür. İnsanın kulluğa hazır hale getirilme süreci fıtrata uygun bir şekilde yürütülürse faydalı olur. Burada birinci derecede sorumluluk anne ve babaya aittir. Çevre ise yine bu konuda önemli bir faktördür. Çocuğun hayata hazırlanmasında, iyiye, güzele, doğruya, faydalıya, adalete yönlendirilmesinde önemsenmesi gereken bilgi şudur: “Bütün çocuklar fıtrata uygun olan hak dini (İslâm’ı) anlayıp uygulamaya müsait olarak dünyaya gelir. Sonra, anne baba (ve çevre) onları; Hıristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar” Bu nebevi bilgi iyi değerlendirilmelidir. Ancak günümüzde Müslüman aklı bu bilgiye uygun çalışmamaktadır. Çünkü Müslümanlar bu asırda önemli bir şuur kaybına uğramışlardır. Dünyanın ahiret için yaşanan bir hayat olduğu unutulmuştur. İslam’ca düşünmek yerine, İslam düşmanı dünyanın telkin ettiği istikamette düşünür hale gelmişlerdir. Bu dönemde Müslümanlar batılılaşmışlardır. Geniş aile yapısından, karı kocadan ibaret çekirdek aile yapısına geçiş yapmışlardır. Bu durum sebebiyle çocuk yetiştirme duyarlılığı da kaybolmuştur. Müslüman toplum, materyalist eğitime rıza gösterip uyum sağlamıştır. Bu ise müspet eğitimden kopuşu hızlandırmıştır. Bu gidişin sonu helak olmaktır. Kurtuluş ise aslımıza dönmektir. Biz İslam ümmetinin evlatlarıyız. Buna göre yeniden kendimizi yapılandırmalıyız.

DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR
Cehennem ateşinden korunmak için insanlığın önemsemesi gereken önemli alanlardan birisi de eğitimdir. “Biz insanlara onlardan ne istediğimizi öğreten bir peygamber göndermedikçe hiç kimseye azap etmeyiz, ceza vermeyiz” diyen Rabbimiz, terbiye ile mükâfat ve ceza arasındaki ilişkiyi mükemmel bir şekilde ifade etmiştir. Bu ayetin ifade ettiği mana; anne ve baba çocuklarından, öğretmen öğrencilerinden, devlet başkanı halkından, kadın evinden, herkes kendi vücut azalarından ve onları terbiye etmekten sorumludur. Bir âlime, “Çocuklarınıza bu güzel edebi nasıl kazandırdınız?” diye sorulduğunda, âlimin cevabı şu olmuştur: “Ben ve anneleri onların önünde hiç kötü örnek olmadık. Onlar için güzel bulduğumuz ve yapmalarını beklediğimiz her şeyi biz zaten yapıyorduk. Onlar da bize baktılar, kendilerine lazım olanı bizden görerek almış oldular…” Çocuklar kendilerine söylenileni değil, gördüklerini yaparlar anlayışından hareketle, terbiye etmek istediğimiz kişilere, evvela güzel davranışlarla örnek olunmalıdır. Bunun için de toplumun İslam’a yeniden yönelmesi gerekir.

“Hepiniz çobansınız. Hepiniz gözetmekle görevli olduğunuz şeylerden sorumlusunuz. Devlet başkanı yönettiği kimselerden, erkek ailesinden, kadın kocasının evinden, hizmetçi kendisine emanet edilen şeylerden sorumludur.”
Hadis

BİR ADAM
Bir adam, oğlu ile birlikte Hz. Ömer’e (r.a) gelerek, “Bu benim oğlum bana karşı geliyor” diye şikâyette bulundu. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a) çocuğa: “Allah’tan korkmuyor musun, niçin anne babana karşı geliyorsun? Anne babanın evladı üzerinde şu kadar hakkı var” diye uyardı. O zaman çocuk: “Efendim, oğlun baba üzerinde hiç hakkı yok mu?” diye sordu. Hz. Ömer de (r.a), “Evet var; çocuğuna güzel bir isim koyması, ona Kur’an’ı Kerim’i öğretmesi, evlenecek yaşa gelince evlendirmesi, çocuğun babası üzerindeki haklarındandır” buyurdu. Bunu dinleyen çocuk: “Vallahi, babam, iffetli kadınları bırakıp ateşe tapan bir cariye ile evlendi. Bana güzel isim vermedi. İsmimi -böcek anlamına gelen- “Cu’la” koydu. Bana Kur’an’ı Kerim’den hiçbir şey öğretmedi” dedi. Bu sözler üzerine Hz. Ömer (r.a), çocuğun babasına dönerek: “Oğlum bana itaat etmiyor diyorsun. Hâlbuki ondan önce sen onun hakkını çiğnemişsin. Şimdi git ve oğluna karşı vazifelerini yap” diye uyardı. Günümüz Müslümanları bu konuyu ciddiye alarak gündemlerinin ilk sırasına koymaları gerekir. İmam Şafi’nin eğitimcilere yaptığı şu tavsiye, önemli bir eğitim esasıdır: “Önce kendinizi düzeltin, çünkü çocukların gözü hep sizdedir. Sizin güzel gördüklerinizi onlar da güzel görür. Sizin hoşlanmayıp terk ettiklerinizi onlar da çirkin bulur. Çocuklara yüce Allah’ın kitabını okumayı öğretin. Onlara Kur’an’ı Kerim’i sevdirerek okutun; sakın istemedikleri halde zorlamayın ki ondan usanmasınlar. Onları kendi hallerine de bırakmayın ki hepten terk etmesinler. Çocuklara güzel ve hikmetli sözlerden öğretiniz. Bir konuyu iyice anlamadan diğerine geçmeyiniz. Çünkü bir anda çok şeyi işitmek anlamayı güçleştirir.” İmam Şafi Hazretlerinin bu tavsiyeleri, veli ve eğitmenler için tam bir rehber niteliğinde ama maalesef bizim pedagoji kitaplarında bu ve benzeri esaslara yer verilmiyor.

KAYBOLAN ESASLARIMIZ
İnsan olarak yaşamanın temel esasları, sadece İslam’da mevcuttur. İslamsız hayat, faydalı bir hayat olmaz. İslam’ın şekillendirdiği hayatın, en önemli ilkelerinden birisi de terbiye meselesidir. Bir baba çocuğuna güzel terbiyeden daha hayırlı bir hediye ve miras veremez. Edep ve terbiye bir milletin geleceğini şekillendirecek nesillerin yetişmesine katkı sağlıyorsa hayırlıdır. Bu bakımdan çocuk terbiyesi konusunda ailenin yapması gereken bazı edepler vardır. Bunları şöylece sıralayabiliriz. 1. Çocuğun doğumuna sevinmek ve şükretmek, 2. Kulağına ezan okumak, 3. Güzel bir isim vermek, 4. Akika kurbanı kesmek ve sadaka vermek, 5. Belirli edepleri öğretmek, 6. Namaza alıştırmak, 7. Erkekse sünnet ettirmek, 8. Güzel çevre edindirmek, 9. Buluğ çağı ve cinsiyetle ilgili bilgiler vermek, 10. Okuma yazmayı öğretmek. Çocuğa Kur’an’ı ve ahkâmını, Peygamberimizin (s.a.v) mübarek hayatını, öğretmek gerekir. Kur’an; her insan için bir hayat, ilim ve düzen kitabıdır. O herkes için rahmettir. Kur’an ile müminlere rahmet ve şifa olan şeyler indirilmiştir. O sadece, zalimlerin kaybını artırır. Batıl itikat, kötü ahlak ve zulüm düzeninin ilacı Kur’an’dır. O yüzden gerektiği kadarıyla, akait ve fıkıhla ilgili ilimleri ve nefsin halleriyle ilgili edep bilgilerini öğrenmek her mümine farzdır. Bunun için Peygamberimiz: “Sizin en hayırlınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretendir” buyurmuştur. Biz Müslümanlar olarak hayatımıza yön veren esasları unutmuşuz. Bundan dolayı sadıklar ile münafıkları birbirinden ayırmakta zorlanıyoruz.

YAKIN MİRASÇI
Bir insanın en yakın mirasçısı evlatlarıdır. Onlara bırakılacak hakiki miras da edep zenginliğidir. Evlatlara fani lezzetler değil; solmayan, eskimeyen, pörsümeyen bir saadet düzeni miras bırakılmalıdır. Aksi halde her evlat hesap günü ana babasından davacı olacaktır. Kur’an’a karşı gösterilen ilgisizlik, insanın manevi hayatını karartan büyük bir hatadır. Yabancı bir dil öğrenmek için emek verilip kolejler arasında kıyaslar yapılırken, Kur’an eğitimini küçümseyerek yavrularımızı o ilahi kelamdan mahrum etmemiz ne hazindir. Kur’an’ın girmediği kalp ruhsuz ve mezardan karanlık olur. Kur’an ahkâmı yeryüzünde ortadan kalkarsa, dünyanın aklı gider, deli divane olur. Hüsrana uğrayanlar kıyamet günü kendilerini ve ailelerini hüsrana sokanlardır. Geride kendisine dua edecek hayırlı bir çocuk bırakan kimsenin amel defteri kapanmaz, kendisine sürekli olarak hayır yazılır.

ASLIMIZA DÖNMEK
İmanla küfür bir kalpte birleşmez ve barışmaz. Her gece en son kıldığımız vitir namazındaki kunut duasını okurken, Allah’a şu sözü vermeden başımızı yastığa koymuyoruz: “Ya rabbi, facir ve fasık kimselerle bütün bağlarımızı kestik ve senin dinini yıkmak isteyenleri terk ettik.” Dile getirdiğimiz bu duadaki Facir: itikadı bozuk, görüşü batıl olan kişilerdir. Fasık: ameli bozuk, ahlâkı berbat kimseler demektir. Acaba biz Müslümanlar, Allah’a verdiğimiz bu sözü tutuyor muyuz? Cehennem ateşinden korunmak için her bakımdan İslam’ı yaşamak ve yaşatmak gerekir. Bu, zanlar ile olacak bir şey de değildir. Günümüzde aslımıza dönmenin kod adı Milli Görüştür. Milli Görüş demek hayatı iman ve cihad olarak okumak demektir. Selam hidayete tabi olanlara…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz