“Bir gece, kendisine bazı ayetlerimizi gösterelim diye kulunu Mescid-i Haram’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah eksikliklerden münezzehtir. O, gerçekten her şeyi işitmekte ve görmektedir.” (Îsra Suresi, 1. Ayet)

Çevresi mübarek beldeden izlenimler…

Bir grup avukat arkadaşımla birlikte Kudûs’ü ziyaret ettik.

Kudüslü Müslümanların ne kadar sıcakkanlı ve misafirperver olduklarının tarifini yapmak mümkün değil. Ancak yaşamak gerekir.

Kudûs’te yaşanan zulümleri müşahede etmekten, Kudûs’ün manevi atmosferinden, tarihi dokusundan dolayısıyla duyguların birbirine karışmasından insan adeta bir başka aleme yolculuk ediyor.

İzlenimlerimi aktarmaya neresinden başlayayım diye bir türlü karar veremiyorum.
Bir insan ve Müslüman gözüyle mi?

Bir hukukçu gözüyle mi?

Klasik turist gözüyle mi?

Müslüman, Hıristiyan ve Yahudiler açısından son derece mühim olan bu beldede yaşanan zulüm nedeniyle, beldedeki Müslümanlara reva görülen dramı öncelikle analiz etmek gerektiğine inanıyorum.

Özellikle Filistinli çocuklar açısından acımasız uygulamalara şahitlik ediyorsunuz. İsrail bu konuda pervasızlıktan hiç taviz vermiyor. Bir toplumun geleceğinin çocuklar olduğunu çok iyi kavramış olmalı ki Filistinli çocukları 8-9 yaşlarından itibaren aylarca gözaltına alıp yıllarca, evet yanlış anlamadınız yıllarca, ev hapsine mahkûm ediyor.

Bunu, öncelikle hayatın ilk adımı olan çocukluk evresinde, çocuğun; psikolojisi bozuk bir birey olması, eğitiminin kesintiye uğraması ve çocukluktan itibaren arkadaşlık ve oyun oynamaktan dahi mahrum edilmesi şeklinde planlı olarak uyguluyor.

Filistinliler bir ev yapmak istediklerinde, başından itibaren çifte standartla karşılaşıyorlar.

Örneğin; bir Yahudi benzer bir projede, ne kadar para ödeyecekse tutar belli ve bütçeye uygundur. Ancak söz konusu Filistinliyse daha başından itibaren bu meblağın eşit olması bir yana, en az üç beş katını ödemekle başlar. Filistinliye periyodik hiç ardı arkası kesilmeyen kontroller, denetimler ve her biri türlü bahanelerle yüklü ceza ve ödemelerle süreç tamamlanana kadar devam eder.

Filistin denilince öyle sempatik, şirin bir kasaba gibi izlenimi oluşmasın zihninizde.

Evet, ev yapma süreci, neden yıkılması kuvvetle muhtemelken tamamlatılıyor dersiniz?

Mesele tam da bu sorunun cevabıyla ortaya çıkıyor.

Yani, Filistinli elde avuçta ne var ne yok ceza ve diğer masraflarla birlikte maddi olarak da tükensin. Her nasılsa sonunda iş makinaları devreye girip yıkacak.

Filistinlilere “bu durumun farkında olduğunuz halde, neden ev yapıyorsunuz?” dediğimizde; “Bu bizim var olma mücadelemizdir asla vazgeçmeyeceğiz.
Biz yapacağız, onlar yıkacak.

Zafer yemini ettik “zafer inananlarındır.” Zafer bizim olacak.”

Yıkım genelde gece yarısı yapılır. Hane halkının üst baş giymesine dahi müsaade edilmeden ansızın gerçekleştirilir.

Filistin denilince öyle sempatik, şirin bir kasaba gibi izlenimi oluşmasın zihninizde.

Ne insan hakları evrensel beyannamesi ne İslam’ın ve batıl dinlerin insana verdiği değer ne de “Evrensel” diye nitelenen hukuk sistemi… Yahudi sadece göreceli ve keyfi uygulamalarla zulüm uyguluyor.

Daha çok adil uygulamalarıyla ön plana çıkan Hz. Ömer (ra), Kudûs’ü fethederken Mescid-i Aksa surlarına dayanır ve sadece Aksa’nın doğu tarafındaki kiliseden kuşatmayı yarar.

Kiliseden Aksa’ya çıktığında ikindi namazı vaktidir ve Hz. Ömer kilise ile Aksa arasındaki kayanın üzerinde namazını kılar.

Bu arada kilise papazına vs. dokunulmaz.

Duruma tanıklık eden papaz ya da keşiş her ne ise namazını tamamlayan Hz. Ömer’e merakından sormaktan kendini alamaz. Kilise de mabettir ve temizdir neden namazını orada değil de dışarıda kıldığını sorar?

Hz. Ömer:
Evet, doğru diyorsun fakat ben öyle yapsaydım Müslümanlar Ömer burada namaz kıldı diye kiliseyi sizden alıp camiye çevirir. O yüzden deyince; papaz hayretler içinde kalır.

Bu ulvi fetihten sonra tekrar işgale uğrayan Aksa’nın fethi Selahaddin Eyyübi’ye nasip olur.

Büyük komutan Selahaddin’e Kudüs’ü fethedelim denir.

Selahaddin’de:
“Sabah namazında cami cemaatlerinin sayısı hakkında bana bilgi toplayın!” der.
Gelen bilgi, imamların arkasında bir bilemedin iki sıra cemaat oluşuyor şeklinde olunca; Selahaddin ben bu Müslümanlarla fetih yapamam, der.

Velhâsıl 8 yıl geçer konu tekrar gündeme gelir.

Selahaddin tekrar sabah namazı cemaatini sorar.

Gelen cevap camiler doluyor hatta çoğu camide dışarı taşıyor.

Selahaddin Eyyübi; işte şimdi fetih çalışmalarına başlayalım der ve Allah’ın izniyle başarılı olur.

Filistinli bir uzman bu kıssayı detaylı olarak anlattı ve son cümlesi şu oldu: “Ne zaman Osmanlı torunu Türk kadını, ‘Yeni Selahaddin’i ben doğuracağım’ derse işte o zaman Aksa 3. kez fethedilir”

Coğrafi güzelliği, buram buram tarih kokan dokusu, Cenabı Allah’ın Miraç hadisesi ile çevresini mübarek kıldığını beyan etmiş olması ki tarifi bizce mümkün olmayan derecede mübarek beldeyi mutlaka ziyaret etmek gerekir.

Hayat pahalılığından, Telaviv hava limanından itibaren Mescidin bütün giriş çıkışlarını kontrol altına alan Yahudi askerlerin ziyaretçilere çıkardıkları sorunlardan bahsetmek dahi istemiyorum.

Ancak her şeye rağmen her Müslüman’ın Hac için gösterdiği ihtimamın bir benzerini Kudüs’e de göstermesi insani ve İslami bir görevdir.

Nasıl ki evlerini başlarına yıktıkları halde Filistinli davasından vazgeçmemek adına ev yapmaya devam ediyorsa; Müslümanlarında Kudüs’ü boş bırakmamak adına ziyaret etmekten vazgeçmemesi elzemdir.

Filistin yalnızlığa terk edilmemeli; “Aksa ve Filistinli yalnız değildir, yalnız kalmamalı ve yalnız kalmayacaktır.” sözleri sadece slogandan ibaret olmaması açısından önemlidir.

Filistin’i uzaktan izlemek, sempati duymak, ah vah demek yetmez!
Filistin’i ve Aksa’yı bir hafta ziyaret edip gez. Emin ol hayatın boyunca çevrendeki herkese bıkmadan anlatırsın.

Yoksa öyle birkaç satıra sığdırmak mümkün değil.

Beraber gittiğimiz avukat arkadaşlarla birlikte uluslararası hukuk normlarına uygun, hukuki yönüyle Filistin davasında mücadeleye katkı sunmaya devam ediyoruz. Fakat İsrail için hukuk sadece Yahudi’ye hukuktur. Kanun ve Nizam tanımazlığı ve maalesef uluslararası kendilerini evrensel tanımlayan hukuk çevreleri, İsrail ile alakalı aleyhte açılan davaları sümen altı etmekten öteye, icra makamı görevini hakkıyla yerine getirmemektedir.

Mücadele sürecine her ne şekilde olursa olsun katkı sunmak, içinde olmak, kenardan seyretmemek her Müslüman’ın asli görevi olduğu gibi; hukukçu olarak bizim de görevimiz olduğu bilinciyle, mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz.
Yarınları özgür, mutlu ve müreffeh Aksa’da bulunmak ümidiyle…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz