Ana Sayfa Milli Şuur 52. Sayı CİNSİYET EŞİTLİĞİ Mİ DEDİNİZ?

CİNSİYET EŞİTLİĞİ Mİ DEDİNİZ?

181
0

Bir Müslüman olarak inancımız, yerde ve göklerde bildiğimiz bilmediğimiz ne var ise bunların tamamının yaratıcısı, maliki, düzenleyicisi, planlayıcısı Allah-u Teala’dır. Allah-u Teala tarafından yaratılan varlıkların hepsi, kendilerine verilen görev ne ise yaratıldığı andan görevi bitinceye (ömrü sona erinceye) kadar görevlerini yerine getirmektedir.
Buna “sünnetullah” diyoruz. Bütün varlıklar sünnetullah çizgisine göre dünya kulvarında serüvenini sürdürmektedir. Hiçbir varlık diğer bir varlığın görevine müdahale etmemektedir, belirlenen plan dâhilinde görevlerini yerine getirmektedirler. Üzerinde yaşadığımız Dünya da bu yaratılanlar arasındadır.
Dünyadaki varlıklar üç kategoride ele alınmaktadır; bitkiler, hayvanlar ve insanlar. Bitkiler tek boğumlu kromozoma sahip varlıklardır. Hayvanların kromozomlarında çift boğum vardır, insanlarda ise üç boğumlu kromozom vardır.
Hiçbir canlı varlığın kromozomu yapısal değişikliğe uğramadan nesilden nesile aktarılır. Yani bitkilerin kromozomu hayvanlara, hayvanlarınki de insanların sahip olduğu kromozomlara dönüşmemektedir.
Kromozomlardaki ortak birinci boğumlar canlılık özelliği, ikinci boğumlar hareket kabiliyeti, diğerlerinde olmayan üçüncü boğum ise insana akıl ve irade-i cüziyye özelliği kazandırmaktadır.
İnsan bu artı özelliğiyle, Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle “eşrefi mahlukat” olarak yaratılmış, kendisine birtakım özellikler verilmiştir. Bunlar faydalı – zararlı, iyi – kötü, doğru – yanlış, adalet – zulüm nedir, bunları ayırt etme özelliğidir.
İnsan yaratılışı gereği imtihana tabi tutulacağından diğer varlıklardan farklı yaratılmıştır. Bu sebepten dolayı dünya kulvarında insan dışındaki tüm varlıklar insanlığın hizmetine sunulmuştur. İnsanın bu imtihanı “hak – batıl mücadelesi” şeklinde olmaktadır.
Bu özellikleri kullanma durumuna göre insan, dünya yolculuğunda ya “hak” tarafında ya da “batıl” tarafında olmak şeklinde boy göstermektedir. Sonunda, kendisine verilen sorumluluk sonucunda ömrü sona erdiğinde bu iki yoldan biri üzerinde öbür âleme gidecektir.
Ya yaratıldığı format üzere eşrefi mahluk ya da esfel-i safilin (en aşağı yaratılış) olarak gidecektir ve ahrette dünya kulvarında yaptıklarından sorguya çekilecektir.
Yaratılan varlıkların tamamı çift olarak (erkek- dişi) olarak yaratılmış ve böylece devamlarını sağlamaktadırlar. İşte insan da bu amaçla kadın ve erkek olarak yaratılmıştır. Bu nedenle insan dediğimiz varlık dünyaya geldiğinde birtakım haklarla doğarlar. Bu hakları inancımız penceresinde ele aldığımızda (kadın – erkek ayrımı gözetmeksizin) şöyle zikredebiliriz.
Dünya yolculuğunda insanlık tarihinde peygamberlerin insanlığa öğrettiği doğru hak anlayışı, batılın takip ettiği yanlış hak anlayışı olmak üzere iki türlü hak anlayışı ortaya çıkmıştır.
Peygamberlerin insanlığa öğrettiği doğru hak anlayışı dört sebepten doğar:

  1. İnsan olmak hak sebebidir. Cenab-ı Hakk’ın bütün insanlara verdiği temel insan haklarıdır.
    a. Herkesin hangi inançtan, hangi ırktan dinden ve renkten olursa olsun yaşama hakkı vardır.
    b. Herkesin ırz ve namusunun korunması hakkı vardır.
    c. Herkesin mülkiyet hakkı vardır. Alnının teriyle kazandığı helal kazancını kimsenin elinden alamayız.
    d. Herkesin aklının korunması hakkı vardır. Akıl insanlığı kurtaracak olan en son can simididir. Bunun korunması insanlığa yapılacak en büyük hizmettir.
    e. Herkesin inanç hürriyeti vardır:
    I- İfade hürriyeti,
    II- Aynı inancı paylaşan insanların bir araya gelerek cemiyet kurma, örgüt kurma hakları,
    III- İnancını öğrenme ve öğretme hakları,
    IV- İnandığı gibi yaşama hakları,
    Cenab-ı Hak bütün insanlara eşit olarak bu hakları vermiştir. İnsan olmak, bu hakların sahibi olmak için yeterlidir.
  2. Emek hak sebebidir. Ben çalışmışım, sizin nimetinizi artırmışım, külfetinizi azaltmışım. Bu bana hak kazandırır size vecibe doğurur. Hak böylece emek ile kazanılır.
  3. Rıza ile yapılan mukavele bir hak sebebidir. Beraberce oturmuşuz bir anlaşma yapmışız. Karşılıklı vecibelerimiz var, bunlar bize hak doğurur.
  4. Adalet hak sebebidir. Üç kişiyi çalıştırmışsınız aynı işi yaptırmışsınız. Birine 500 TL yevmiye verdiyseniz öbür ikisine de 500 TL yevmiye vermeniz gerekir. Adalet bunu gerektirir.
    İşte hak bu dört sebepten doğar, başka hiçbir sebepten dolayı hak doğmaz. İnansın inanmasın, dünyaya gözünü açan her insan bu haklara sahiptir.
    Batıl yolu temsil edenlerin inandıkları, insanlara telkin ettikleri ve uyguladıkları hak anlayışına gelince bu yanlış hak anlayışına göre de hak dört sebepten doğar ama bu sebepler faklıdır.
  5. Kuvveti hak sebebi sayar. “Kuvvetim var, yapabiliyorum, öyleyse istersem yaparım.”der. Kuvvet Hakk’ın emrinde olduğu müddetçe bir değer taşır, izzet ve şeref taşır. Hakk’ın karşısına geçtiği zaman insan zalim olur, yaptığı zülüm olur. Bu sebepten dolayı kuvvet hak sebebi olamaz.
  6. Çoğunluğu hak sebebi sayar. Çoğunluk bende, öyleyse mutlaka benim dediğim olacak. Oysa azınlığın da insan olması hasebiyle temel hakları vardır. Bu hakları çoğunluk olanlar çiğneyemez. Çoğunluk ayrıca bir hak sebebi değildir.
  7. İmtiyazı hak sebebi sayar. Ben beyazım, sen siyahsın; ben arabaya bineceğim, sen iteceksin. Ben yerliyim sen taşralısın; ben hükmedeceğim, sen köle olacaksın. İnsanın kendisinde imtiyaz görmesi batıl bir düşüncedir. İnsanlar temel haklar itibarıyla eşittir, imtiyaz hak sebebi olamaz.
  8. Menfaati hak sebebi sayar. Benim menfaatim var başka bir ülkede, öyleyse oraya girebilirim; bu benim hakkımdır diyemez.
    Bu nedenle temel insan hakları yönüyle insanlar arasında herhangi bir farklılık yoktur ama sorumluluk yönüyle farklılıklar vardır. Kadın ve erkek arasında da sorumluluk yönüyle farklılıklar vardır. Kadın ve erkek beden yapılarından ses tonlarına, duygu dünyalarından düşünce âlemine, sahip oldukları bedensel güçten suret ve şekillerine kadar birçok noktada farklı yaratılışa sahiptirler. Ayrıca sosyal hayatta da kendilerine yüklenen görevler açısından birbirlerine eşit olmaları mümkün değildir.
    O hâlde günümüzde kadın erkek eşitliği konusundaki söylemler inancımıza ve insan fıtratına aykırı söylemlerdir. Kadın ve erkekler birbirlerine muhtaç olarak yaratılmışlardır; kendilerine yaratanın biçtiği role uyarak, kadın ve erkek olarak birbirlerini tamamlar ve hayatlarını devam ettirirler.
    “Cinsiyet eşitliği” dediğiniz şey insan haklarının içerisinde mündemiçtir, yeter ki biz insana insan nazarıyla bakmasını bilelim. İnsanı yaratan ve insan ile ilgili her şeyi tanzim edenin yasaları gereği kadın, kadın olarak erkek de erkek olarak bu dünyada sadece kendilerine biçilen “kulluk” çizgisinde yaşamlarını sürdürme gibi yükümlülükleri vardır.