Bismillahirrahmanirrahim
Hamdımız âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Cenabı Allah’adır. Salâtımız ve selamımız ise Peygamberimiz, âli ve sahabeleri içindir.
Türkiye’de yapılan eğitimin “materyalist bir eğitim” olduğu gerçeğinin herkes tarafından bilinmesi gerekir. Türkiye, çoğunluğu Müslüman vatandaşlardan oluşan bir ülkedir. Ülkemizde materyalist bir eğitimin niçin tercih edildiği üzerinde, etkin Müslüman şahsiyetlerin ve eğitimcilerin ciddi olarak düşünmesi gerekir. Çünkü İslam’ın eğitim hedefleri ile materyalizmin eğitim hedefleri aynı değildir. Materyalist eğitim; dünya Siyonizm’inin İslam’ca eğitimin yerine ikame ettiği bir ifsat eğitimidir. Bu eğitimin temel gayesi; insanın yaratıldığı fıtratı, yani İslam fıtratını tahrip etmek ve insanı Irkçı Emperyalizmin kölesi haline getirmektir.
Eğitimi etkileyen en önemli etken inançlardır. Bir eğitim, hangi inanç üzerine ikame edildiyse, o inancın benimsediği insan tipini yetiştirir. Buhari, Ebu Davut ve Tirmizi’nin rivayet ettiği, Peygamberimizin; “Her doğan, İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra, anne babası onu Hıristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar” hadisi, bunun böyle olduğunun en önemli delilidir.
Müslüman bir ülkede eğitimin “tevhit” inanışı esas alınarak yapılması gerekir. Müslüman bir anne, babanın ve onları idare eden yöneticilerin görevi; Müslüman toplumun evlatlarını, salih Müslüman nesiller olarak yetiştirmektir. Adalet ve hürriyet bunu gerektirir.
Ülkemizde yürütülen eğitim “materyalist bir eğitim” ise, bu eğitimin esas kabul ettiği inançların da görülmesi gerekir. Bir kez daha ifade edecek olursak; materyalist eğitim, maneviyatçılığı reddeder ve yaratılışı, yaratan bir ilahın varlığını inkâr eder. İlim dili olarak Latinceyi, tarihi gerçeklik olarak da Yunan mitolojisini kabul eder. Materyalist eğitim, Siyonizm’in emellerine hizmet ettiği için; ırkçı, Hıristiyan bir toplumun içinde doğduğu için, müşrik filozofların felsefelerine itibar ettiği için inkârcı bir eğitimdir. Yani Materyalist eğitim, ırkçılık, şirk ve inkârcılık üzerine bina edilmiş bir eğitimdir diyebiliriz. Bu karakteriyle materyalist eğitim ıslah etmez, ifsat eder, bozar ve yok eder. AB’yi bir medeniyet projesi olarak gören zihniyetler; ister sosyal demokrat, isterse muhafazakâr demokrat olsunlar, yaptıkları sözleşmeler ve verdikleri sözler sebebiyle eğitimin materyalist muhtevasına dokunamazlar. Dokunamadıkları için de milli bir eğitim yapamazlar. AB tarafından, eğitimin muhtevası ile ilgili talepler, anında yerine getirilir. Bakanlar değişir, ancak bu kısır döngü değişmez.
ETCEP
“Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Geliştirilmesi Projesi” (ETCEP) bir AB projesidir. Bunun böyle olduğunu kimse inkâr etmiyor. Burada üzeride durulması gereken “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” kavramıdır. Batılılar, bu ve benzeri kavramlar ile insanlığa ve özellikle Müslümanlara yönelik olarak bir yıkım operasyonu yürütüyorlar. Bu operasyonun temel hedefi; İslam’ı, Müslümanları ve insanlığı bitirmektir. Bunun için kadının erkekleştirilmesi, erkeğin de kadınlaştırılması gerekmektedir. AB vasıtasıyla yürütülen bu tür “sosyal yıkım projeleri” kadın ve erkeğin haklarını korumaya yönelik olmayıp, aksine cinsiyet farklılığını tahrip ederek “kadını ve nesli” ifsat etmeye yöneliktir. İstanbul Sözleşmesi kapsamında çıkarılan “kadına şiddetin önlenmesi” kanunu, tam da bu amaca hizmet etmektedir. Aile yapımız çöküyor ve nesil emniyeti ortadan kaldırılıyor. Bir de bunun “muhafazakâr demokrat” bir iktidar tarafından yürütülüyor olması, projenin sorunsuz bir şekilde yürümesine ve yıkım gücünün artmasına imkân veriyor. İslam düşmanı batı; İslam’a, Müslümanlara ve insanlığa karşı bir savaş yapıyor ve bu savaşta dünyacı ve işbirlikçi Müslüman kadroları ustalıkla kullanabiliyor. ETCEP konusunu doğru olarak okuyabilmek, İslam’ın bu konu ile ilgili görüşlerinin bilinmesiyle olur. İslam, bütün canlı varlıkların dişiler ve erkekler olarak Allah tarafından yaratıldığını ifade eder. Yasin suresinin 36. ayeti bu konuyla ilgilidir: “Yerin bitirdiklerinden, insanların kendilerinden ve henüz mahiyetini bilmedikleri şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah’ı, tespih ve takdis ederim.” İnsanı da Allah, erkekler ve dişiler olarak yaratmıştır. Nisa suresinin 1. ayetinde bu durum şöyle anlatılır. “Ey insanlar, sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının. Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.” Allah; kadını erkeğe, erkeği kadına eş olarak yaratmıştır ve toplumu, bu cinsiyet farklılığı üzerine inşa etmiştir. Bu farklılık, hayatın devamı için tanzim edilmiş ilahi bir düzendir. Burada mutlak fiziki eşitlik aranmaz. Kadın ve erkek, toplumun inşasında sorumlu tutuldukları görevin gerektirdiği kıvamlarda ve farklılıklarda yaratılmıştır. İnsanların kadınlar ve erkekler olarak yaratılmış olması, toplum hayatı için büyük bir rahmettir. Bu, Rum suresi 21. ayette şöyle ifade edilir. “Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun (varlığının delillerinden) ayetlerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.” Kadın ve erkek yaratılışta farklı özelliklere sahip olmakla birlikte; kullukta, hukukta, mükâfat ve cezalandırmada Allah katında eşittirler. Nisa suresinin 32. ayetini bu bakımdan ele almak yararlı olur: “Allah’ın sizi birbirinizden (annelik, babalık, aile reisliği ve nafaka temini bakımından) üstün kıldığı şeylere göz dikmeyin. Erkeklere de kazandıklarından bir pay vardır, kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Allah’tan, O’nun lütfünü isteyin. Kuşkusuz Allah, her şeyi bilendir.” Bu ayetten alınacak ders, rol değişimleri ile ilgili taleplerin uygun bulunmamasıdır. Herkes yaratıldığı cinsiyeti ile emredilen görevleri yapacak ve karşılığını alacaktır. Nisa suresinin 124. ayetinde şu hüküm vardır: “Erkek olsun, kadın olsun, her kim de mümin olarak iyi işler yaparsa, işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.” Kadın erkeğe, erkek de kadına eş olarak bu hayatı birlikte yaşayıp düzene koyacaklardır.

ETCEP Müslümanlık inanışına hizmet eden bir proje değildir. Bu projenin temel yaklaşımı, Allah’ın toplum hayatı için kurduğu ilahi düzenle savaşmaktır. Başta, AB’yi bir medeniyet projesi olarak ifade eden Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan ile Milli Eğitim Bakanı Zıya Selçuk’un bu gerçeği görmesi gerekir.
ÇEKİNCELER
ETCEP, batı ahlakının Kur’an ahlakı yerine ikame edilmesi projesidir. AB kapsamında yürütülen “Sokrates” eğitim programları da aynı amaca hizmet etmektedir. AB ile yürütülen kültürel değişim programları da, diğerlerinden farklı değildir. “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” kavramı çok tehlikeli ve mikroplu bir kavramdır. Siz hangi cinsiyetle, hangi cinsiyeti eşitleyeceksiniz. Bu erkeğin babalığını, kadının da anneliğini elinden almak anlamına gelir. Nesil sahibi olmayı ortadan kaldırır. Eşcinsel eğilimlere meşruiyet kazandırır. Bu tip projelerle yapılmak istenen de zaten budur. İslam’dan koparılmış zihinler ile hiçbir saadete ulaşılamaz.
Bir de “Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Etkinlik Kitabı” hazırlanmış. Özenti ve taklit, toplumu yok olmaya götürür. Peygamberimizin “kadınlaşan erkeklere ve erkekleşen kadınlara lânet ettiğini” bilmeyen yoktur. Eğitim yöneticilerimiz, bu tür ilahi ve nebevi ikazlara itibar etmiyorlar. Eğitime hâkim olan bu çarpık zihniyet yüzünden, eğitim milli eğitim olmaktan çıkmıştır. Ülkemiz, çivisi çıkmış bir eğitim ile karşı karşıyadır. Kaliteli insan yetiştiremiyoruz. Kaliteli insan, düşünen ve üreten insandır. Ortalıklarda “Herkes rahmi kadar konuşsun” lafları dolaşıyor. “Cinsiyet Eşitliği” kadının erkek, erkeğin de kadın sayılması mıdır? “Cinsiyet eşitliğine duyarlı okul” söylemi, eşcinsel eğilimlerin hoş karşılandığı, erkeklerin ve kadınların tuvaleti birlikte kullandığı okul anlamına mı geliyor? Allah Teâlâ, Lut peygamberi, eşcinsel bir topluma uyarıcı olarak göndermiştir. Araf Suresi 80-81: “Lût da, kavmine şöyle dedi: ‘Sizden önceki insan topluluklarından hiçbirinin yapmadığı büyük bir sapık ilişkide mi bulunuyorsunuz? Çünkü siz, şehvetinizi tatmin için kadınları bırakıp da erkekler ile ilişkiye giriyorsunuz. Doğrusu siz ölçüyü aşan (israfçı) bir kavimsiniz.” Allah, bu sapkın fiillerinden dolayı bu kavmi helak etmiştir. Bu kavimle birlikte, onlara destek veren Lut Peygamberin hanımını da helak etmiştir. Biz de bu ifsat projelerini uygulayarak gerçekte ilerlemiyoruz, ilahi gazaba muhatap olup yok olmaya koşuyoruz.
KENDİMİZ OLMAK
Kendimiz gibi olmak, “fıtratı” korumakla olur. Rum Suresinin 30. ayetinde ilahi emir şöyledir: “Öyleyse sen hanif (her türlü şirke meyletmekten arınmış) bir kimse olarak yüzünü dine çevir, Allah’ın insanları yaratmış olduğu fıtrata tutun. Allah’ın yaratmasında hiçbir değiştirme yoktur. İşte bu, doğru ve mükemmel olan dindir. Ancak insanların çoğu bilmezler.” Yüz, insanın tamamını temsil eder. “Yüzü dine çevirmek” demek, din ve düzen olarak İslam’a teslim olmak demektir. Bir batılı düşünür: “Bırakın benim çocuğumu, ne kilise mü¬dahale etsin, ne de Sorbon Üniversitesi profesörleri, onu kendi haline bırakın. Çocuğum dağda kendi haline kalsa, Sorbon Üniversitesi ve de kilisenin bozmasından daha az bir bozulma ile ilk yaratılıştaki hal üzerine kalır.” demiştir. Buradan batı düşüncesi ve kurumlarının insanı bozduğu, fıtratı tahrip ettiği ifade edilmektedir. Allah’ın yarattığı fıtratı korumak esas olmalıdır. Bu koruma da ancak İslam ile mümkün olur. Bir eğitim, fıtratı korumaya yönelik olursa faydalı olur. Eğitim, fıtratı bozmaya yönelik olursa o zaman da zararlı olur.
İnsanları İslam’dan koparan eğitimler, şeytan işi şeylerdir. İfsatçı “materyalist eğitim” insan ve cin şeytanlarının bir kurgusudur. Nisa suresi 119. ayette, şeytanın şöyle dediği haber verilir: “Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları kuruntulara sokacağım ve kesinlikle onlara emredeceğim de (putlar için) hayvanların kulaklarını yaracaklar. Yine onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler. Kim Allah’ı değil de, şeytanı veli (dost) edinirse, şüphesiz o apaçık bir ziyana düşmüştür.” Şeytan insanları niçin saptırmaya çalışıyor. Çünkü o, Allah’ın rahmetinden uzaklaştırılmasından insanı sorumlu tutuyor. Şeytan; “Kuracağım tuzaklar ile insanları yaratıldıkları fıtrattan uzaklaştıracağım, batıl ilahların köleleri haline dönüştüreceğim.” diyor. Biz kendimiz gibi olmak için Allah’ın ipi Kur’an’a ve İslam’a bağlılıktan asla dönmemeliyiz. İslam, bizim Milli Görüşümüzdür. Olmayacak şeylerin peşinde koşulmaz. Biz İslam toplumunun evlatlarıyız. Bunun için fıtrata tutunmaya, kendimizi Kur’an ile terbiye etmeye mecburuz. Ümmetin evlatlarını Kur’an ile terbiye etmek bir sorumluluktur. Çünkü Kur’an, bütün insanlık için bir açıklama, tabi olan muttakiler için de bir hidayettir. Gerisi boş şeylerdir. Selam hidayete tabi olanlara…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz