Ana Sayfa Milli Şuur 47. Sayı ÇOCUK TERÖRÜ

ÇOCUK TERÖRÜ

Çocuklarımızın aile, okul veya benzeri disiplini temsil eden ortamlardaki davranışları ile kendi başlarına kaldığı mekânlardaki davranışları çok farklıdır

99
0

Eğitim, psikoloji veya insan davranışları üzerine çalışmalar yapan kişiler; oyunun çocuğun sosyal, duygusal, zihinsel, bedensel ve manevi gelişimi üzerine olumlu etkilerini dile getirirler, haklıdırlar. Oysa bu gelişim döneminde çocukların kendi başlarına kaldıklarında güce dayanan, cinsel istismara kadar varan zararlı davranışlar içinde bulunabileceklerini -ki bana göre bulunduklarını- hesaba katarak gerçek anlamda bir çözüm önerisinde bulunmak ve bir zihin jimnastiği yapmak gerekiyordu. Sanıyorum türü açısından bu çalışma ilk olacak ve takip edilip ciddiye alınırsa daha teknik ve etkili çalışmalar ile arkası gelecek.

İşte bu nedenle tereddütsüz “Bir çocuk terörü ile karşı karşıyayız.” deme cesaretini göstermek istiyorum. Çocuk Terörü diye tanımladığım kavramın kapsadığı yaş gurubu 9 ile 17 yaş arası. Bu dönem çocuklarımızın bizim haberimiz olmadan “kurban” edildiği ya da “kurban kasabı” olduğu dönemi kapsar. Aileden bağımsız ve kendine ait sosyal çevresinin oluştuğu bu dönem, çocuğun başta cinsel içerik olmak üzere, psikolojik baskı gibi çelişkili sorunlarla karşılaştığı ve kendi başına çözemeyecek kadar güçsüz olduğu, bu gerçek ile yüzleştiği bir dönemdir.

Çocuklarımızın aile, okul veya benzeri disiplini temsil eden ortamlardaki davranışları ile bu ortamlardan uzaklaştığı ve kendi başlarına kaldığı mekânlardaki davranışları çok farklıdır ve endişe verici boyutlardadır.
Çocuklarımız, evin kapısından çıktıkları andan itibaren gücün egemen olduğu ve adaletin güce göre şekillendiği kontrolsüz bir ortama adım atıyorlar. Çocuklar arasında “konum farklılığını gözetme, güçlüye göre kurallara uyma, cinsel söz-davranış ve şiddet ile baskı altına alma, cinsel şiddet ve aşağılama, fiziksel ve duygusal şiddet, dışlama, bedel karşılığında kendini kabul ettirme, büyük çocuk zorbalığı karşısında henüz olgunlaşma aşamasında olanın kişiliğini silme” gibi ilk akla gelen suç, travma, cinnet, stres, şok, korku, yüksek kaygı, baskı gibi korkunç iletişim çatışmaları yaşanmaktadır.

Oyun ve oyun alanları çocuklar için vazgeçilmez yetişkinlik yaşantılarının ilk deney alanlarıdır. Bu anlamda karakter oluşmasında etkisi küçümsenemeyecek kadar çoktur. Peki çocuğumuzun karakteri şekillenirken onun bu şekli almasında hangi özellikteki çocukların etkisi olduğunu biliyor ya da merak ediyor muyuz?
Yukarıda belirttiğim olumsuz başlıkların çocuğumuzun başına gelebileceğini kabul edersek çocuğumuz; “konum farklılığı gözetme durumu ile karşılaşmış ise dışlanma; güçlüye göre kurallara uyma alışkanlığı kazanmışsa mücadele etmeden hemen teslim olma; cinsel söz-davranış veya şiddet ile karşı karşıya kalmış ise kendisini kusurlu, değersiz ve yaşama değeri olmayan birisi olarak görme; fiziksel ve duygusal şiddet görmüş ise yaşamın her anında felaketler, korkunç olaylar olabileceği korkusunu yaşamanın yanında insanların tamamını güvenilmez olarak kodlama; dışlanma durumu ile karşı karşıya kalmış ise derin bir yalnızlık ve terk edilmişlik hissetme ve sonucunda iletişim bozukluğu yaşama; bedel karşılığında kendini kabul ettirmek zorunda kalmış ise kendisi için biçilen bedelin reel karşılığını korku içinde vererek kendisini insan olarak değil nesne olarak görme ve aynı zamanda görülmesine izin vermek zorunda kalma” dibi sorunlarla karşılaşır, bu durumda sosyapat ilişkiler kurar, paranoid davranışlar geliştirebilir.

“Gazete ve TV’lerde gencecik evlatlarımızın intihar süsü verilmiş şüpheli ölümlerinden tutun intihar veya cinayet olduğu kesinleşmiş acı haberlerle doldu kulaklarımız. ”

Ebeveyn olarak bizlerin çocuğumuzun bu olumsuz deneyimlerinden haberimiz olmayacaktır. Çünkü bu yaş dönemi çocukları, özellikle erkek çocukları, kendilerinin edilgen, güçsüz ve arkadaşları tarafından baskı altına alındığını söyleyemeyecek kadar gururludur.
Bu olumsuzlukları kapsayan kesimin sadece erkek çocuklar olduğunu düşünüyorsanız kesinlikle yanılıyorsunuz. Bir o kadarı da erkekleri aratmayacak şekilde dışlama, aşağılama, yargılama, alay etme, küçümseme gibi birçok konuda duygu istismarının mimarları, ağızlarında “sinkaf”lı küfürler savuran kız çocuklarımız.
Peki çocuklarımız birbirleri için neden bu kadar büyük tehdit olmaya başladılar? Cevap basit de laf beylik kalıyor. Ama yine de yazalım: Çocuklarımızda maneviyat eğitimi, ahlakın kulluk şuuru olduğu, Kur’an-ı Kerim’in yaz kitabı değil hayat kitabı olduğu bilinci verilmiyor, verilemiyor.

Gazete ve TV’lerde gencecik evlatlarımızın intihar süsü verilmiş şüpheli ölümlerinden tutun intihar veya cinayet olduğu kesinleşmiş acı haberlerle doldu kulaklarımız. Toplumsal çözülmenin başında falan değil tam ortasındayız. Kalp ehli anne, baba, öğretmen olmadıkça kalp ehli bir nesil yetiştiremeyiz. Velev ki yetiştirdik, kalp ehli sayısı az yavrularımız da zombi görüntüsündeki bu kadar kalpsiz çoğunluk tarafından ısırıldığı anda onlar da kalpsiz yaşamak zorunda olacaklarına inanacaklar Allah korusun.
Gençlerin ve çocukların cinsel içerikli resim ve videolara çok rahat ulaşması, gücünün ve kimliğinin üzerinde cinsel sorgulamalara yönelmesine neden oluyor. TV’lerde sergilenen özel ürün reklamlarının çocuğun zihin dünyasında yaptığı tahribat, duygu yaşının çok üstünde içsel sorgulama yapması ayrı bir toplumsal skandal.

Merak ettiği bilgileri deneyimlemek istemeleri, kendilerinden daha güçsüz çocuklar üzerinde test etmeleri ile sonuçlanıyor. Tacize uğrayan çocuklar uğradığı iğrenç durumu, “çimdik tacizi” olarak tanımladığım, içerde, derinlerde bir yerlere bu istismarı gömerek kendisini rehabilite etmeye çalışıyor. Yapılan araştırmaların istatistik raporlarına göre çocukluğunda tacize uğramış kişilerin büyük bir bölümü yetişkin olduklarında hayatlarında en az bir kere kendisinden daha güçsüz bir çocuğa cinsel istismar ve taciz uyguluyor.

“Çimdik tacizi”ne bir açıklama eklemem gerekiyor: Çocukluk döneminde ebeveyninden parmak sıkıştırması ile çocuğun bedeninin herhangi bir yerine yapılan acı verici taciz uygulaması, çocuğun acıyı ve sevgi-nefret travmasını içinde yaşamasına neden olan son derece travmatik bir durumdur. İlk etapta ve çocukluk yıllarında durumun kesinlikle farkına varılmıyor. Ancak yetişkinlik yaşamında kendisine yapılan taciz, saldırı, şiddet durumlarında teslimiyetçi yaklaşım göstererek duruma karşı kendisini savunamayacak duruma düşebiliyor. Yetişkinlikte hissettiği acı ile çocukluğunda ebeveyninden çimdik tacizi görürken hissettiği acının aynı olduğu, gelişim seanslarında tespit ediliyor.
Bu konu yeni bir bilgi olmamasına rağmen henüz toplum tarafından feminizm, siyaset, futbol kadar farkındalık oluşturabilecek boyutta seslendirilmedi. Çok geç kalındı. Sokaklar; çocukların kendi aralarında yaşadıkları cinsel istismar ve tacizden tutun, çocuğun çocuğa uyguladığı şiddete kadar, yetişkinlik dönemlerini yıkıma çevirecek konular üzerinde isyan sesleriyle inlemeli, gerekli kanuni ve eğitimsel düzenlemeler acilen yapılmalıdır.

“Çocuklarınızı; peygamberimizi, ehl-i beyti ve Kur’an okumayı sevmek gibi üç özellikte terbiye ediniz.”

Hadis-i Şerif

Çocuklarımızın mahalle oyunlarını dikkatlice ve onları rahatsız etmeden izlemenizi tavsiye ederim. İslam şuuru olan ve derdi “nitelikli insan” yetiştirmek olan ailelerin çocukları ile bu hayattan şöhret, zenginlik, kariyer ve güç beklentisi olan ailelerin çocukları arasındaki farkı daha iyi görebilecek, böyle bir durumda ailenin yaşam şeklinin ve niteliğinin çocukların davranışlarını nasıl etkilediğine tanık olacaksınız.
Çocuklarımızın oyunlarındaki öncelikleri “önce sen” olmadan “önce ben” engelini aşmak mümkün olmayacaktır. Öyle bir gençlik geliyor ki bağlı olduğu din, yaşadığı vatan, ait olduğu aileden çok daha önce gücünü aldığı, güç merkezi olarak gördüğü yapılanma, gurup, örgüt, konum, lider her kimse onlar geliyor. Böyle bir durumda çocuklarımızın on sekiz yaş sonrası yaşamlarını anne babanın kontrol etmesi çok da mümkün görünmüyor. Anne baba kontrolünden bağımsız, ebeveyninin edep anlayışına karşı sorumsuz bir gençlik akımı sonrası çok katlı apartmanlardan düşerek yaşamı şaibeli şekilde sonlanan gençlerden, sokak aralarında birbirlerine cinsel sapıklık deneyimi yaşatan iğrenç hafıza deneyimlerine kadar çok ciddi bir yıkım içinde kalıyoruz.

“Çocuklarınızı; peygamberimizi, ehl-i beyti ve Kur’an okumayı sevmek gibi üç özellikte terbiye ediniz.” Kenzü’l-İrfân 192/441 (Camiu’s-Sağîr) hadis-i şerifinin verdiği çocuk eğitimi ölçüsü ile bizim günlük eğitim derdimiz arasında bir karşılaştırma yapacak olursak ebeveynlerin beklenti önceliğinin etkisini daha yakından fark edebiliriz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz