Ekrem TOKLUCU / Eğitimci – Yazar

Geleceği inşa edecek özgün ve özgüvenli bireyler nasıl olacak?
İnsanoğlu, “Hayattan, başka bir ifadeyle yaşamdan ne bekliyorum, nasıl bir dünya, nasıl bir gelecek istiyorum?” ve eğer inanç alt yapısı da oluştuysa “Huzur-u mahşerde rıza-i ilahiyeyi kazanabilecek miyim?” sorularını kendine soruyor. Çocuklarımız büyüyüp gelişirken bunun cevapları da biyolojik, psikolojik, sosyolojik, teolojik ve ekonomik boyutlarıyla farklılaşarak çeşitleniyor. Aslında “Yaratan, dünya ve ahiret için bizden ne ister?” diye sorarken çocuklarımızın beklentilerinin neler olduğunu dikkate almamız ve geleceğin Türkiye’sinde bizleri nelerin beklediği sorusunu da sormamız gerekiyor. Çünkü bu çağda değişimin hızı, özellikle teknolojik alandaki gelişmeler, çocuklarımızın büyürken nelerle karşılaşacakları hakkında tahminde bulunmamızı zorlaştırıyor. Bugün çok önemli, olmazsa olmaz olarak gördüğümüz bilgiler yarın hiçbir anlam taşımayabilir. Tek çare onlara nasıl düşünmeleri gerektiğini öğretirken bilgiye ulaşmalarını, entelektüel bir bakış açısıyla dünyayı algılamalarını sağlamaktır. Daha önemlisi inancını özümsemiş, inancını yaşayan, medeniyet tasavvuruna sahip, değişimler karşısında nasıl hareket etmeleri gerektiğini bilen ve girişimcilik ruhuyla bunu hayata geçiren nesilleri yetiştirmektir.
Bizim yapmayı düşündüklerimiz bunlar iken insanoğluna baktığımızda yaşam macerasının bebekken güçsüz ve diğer insanlara ihtiyaç duyarak başladığını görüyoruz. Yavaşça büyürken çevresini izleyerek kurduğu ilişkilerle davranışlarını sergiliyor ve öğreniyor. Daha sonrasında etrafındaki olaylar, insanlar ve tabiata karşı üstünlük kurmak, güçlenmek için mücadele ediyor. İçinde bulunduğu toplumun inancını, standartlarını, yaşama biçimini, kültürünü öğrenerek yaşamını sürdürüyor. Bu süreçten itibaren kendini tanımak, anlamak ve inşa etmekle uğraşıyor.

Bunların hepsi eğitim-öğretim sürecinin içinde gerçekleşmektedir. Bu süreçle birlikte insanın inancı, bilgi, beceri, anlayış ve tutumu değişip gelişiyor. İhtiyaçları, inançları ve arzularıyla birlikte talepleri değişiyor, dünyası büyüyor ve bir mefkûresi olabiliyor.

Acaba çocuklarımız inançlı olmayı, sadece yaratana kul olmayı, kendine saygı duymayı, güçlü olmayı, başarmayı, kendine güvenmeyi, bağımsız ve özgür olmayı eğitim hayatı içinde öğreniyor mu? Eğitime yüklenen toplumsal anlamların, değerlerin, eğitimin amacının ve işlevinin ülkeden ülkeye çağdan çağa değiştiği bilinmektedir. Bu farklılıklar ve görüşler yeni ve birbirinden farklı modelleri ortaya çıkarabilmektedir. Özellikle çağlar değişip ilerledikçe insanlığın ve eğitimin hedefleri, beklentileri değişmeye devam edecektir. Değişmeyecek olan hep daha iyiye gitmek, insan olmanın hakkını vermek, herkes için daha özgür ve adaletli bir dünya kurmak, kendisi ve çevresi için daha iyi yarınlar oluşturabilme ve mutlu olma isteği olacaktır.

Oysa bu dünya geçicidir. Burada olan her şey gidici. Geçici ve gidici olanı, sanki kalıcı ve kök salıcı bir şeymiş gibi görmek, insanın algı melekelerini de, zihin melekelerini de, düşünme melekelerini de ayartmakta ve körleştirmekte. Ölümlü olan insan ölümsüz gibi yaşamakta ve insan olmaya yönelik değerler her gün yok olmaktadır. Bu yok olan değerlerden birisi de John Stewart Mill’in, “Eğer tüm insanlığın (çoğunluğun), farklı düşünen tek bir kişiyi susturmasını haklı buluyorsanız, gün gelip o tek kişi iktidarı ele geçirdiğinde tüm insanlığı susturmasına karşı çıkmaya hakkınız olamaz.’’ sözünde ifade ettiği özgürlüklerdir. Önemli olan bu özgürlüklere sahip çıkılmasıdır.
Öyleyse Eğitimdeki Gerçek Nedir? Ne Olmalıdır?
Artık bugün eğitim, okulda öğrenilmesi gereken tüm derslerin ve öğretmen etkilerinin toplamından çok daha fazlasıdır. Müzik, sanat, felsefenin yanı sıra kültür okuryazarlığı, çevresinin farkında olma; insanı tanıyıp yorumlayabilme, küreselleşme, insan hakları, etik ve hukukun üstünlüğü konularında bilgi sahibi olma. İşte öğrenciler yetişkin hayatlarına bu donanımları edinerek hazırlanmalıdır.

Öğrenmeyi teşvik edecek fiziksel şartlar, kurallar, roller ve ilişkiler bütünüyle birlikte okulun iklimi, değerleri ve vizyonu iyi bir eğitimin en önemli unsurları olarak karşımıza çıkıyor. Çocukların özgünlüğü, temel disiplinlere dayalı özgür hareket etmeleri ve düşünmeleri desteklenmelidir. Farklı yaklaşımlar geliştirilmeli, esnek olunmalı, orijinallikler öne çıkarılmalı ve öğrencilerin mutlu olmaları sağlanmalıdır. Aksi hâlde öğrenciler daha önce yapılmamış şeyleri yapabilme fırsatı veren eğitim ortamlarında yetişemezlerse farklılıklara değer veren, özgüvenli çocuklar ve gençler olarak gelecekle başa çıkıp onu kendi isteklerine göre biçimlendirebilme imkânlarına sahip olmaları mümkün olamayacaklardır. Hüner, George Orwell’in, “Özgürlük, insanlara duymak istemedikleri şeyleri söyleyebilmektir.” sözünde ifade edilen özgürlükçü gençler yetiştirebilmektedir.
Geleceği oluşturma ve geleceğin dünyasında var olma sorumluluğu
Bugün bizlerden ne isteyeceğini soracak olan çocuklarımızı aynı zamanda, “Ben insanlığa neler verebilirim?” derken birbirine bakan ve birbirine akan mülk âlemi ile melekût âleminin birbiriyle buluşması, birbiriyle konuşması, birbirini olgunlaştırması yolculuğu olan medeniyete ve özellikle de bizim medeniyetimize neler kazandırabileceklerini, nasıl katkı sağlayabileceklerini bilen gençlere dönüştürmesi de eğitimimizin birinci görevi olmalıdır.

Eğitimin misyonunun, kendini ve çevresini tanıyan, anlayıp yorumlayabilen, hemen her alanda iyi bir okuryazar olup bilgiyi nasıl kullanacağını bilen, kendi kendini yönetebilen, eleştirel düşünebilen, kendini ifade edebilen, kendi kararlarını verebilen, artık kolayca kestirilemeyecek bir gelecekte daha doğru ve adil bir dünyanın gerçeklerini yeniden kurgulayabilecek, özgün, iyi yarınlar başlatabilecek yetenek, yeterlilik, inançlı, kendisiyle ve toplumuyla barışık donanımlı gençlerin yetiştirilmesi olduğunu biliyoruz. Geleceğin nasıl olacağı ise ancak fütüristtik(gelecekçi) bir tahmin olabilir. Okulların, çocukları ve gençleri yetişkinliğe, hayata ve geleceğe hazırlarken kendileri için olduğu kadar tüm insanlığın da adil, özgür, refah içinde olmasını sağlayacak, geleceği kendisi oluşturacak özgün ve özgüvenli bireyler yetiştirecek bir ortam sunmaktan başka çareleri yoktur.

Sonuç olarak; Çocuklarımız ve insanlığın geleceği için, insanın yeniden insanca bir hayata kavuşabilmesi için nebevî rahmete, adalet ve hakikatin sesine kulak kesilmeye ihtiyacı vardır. Yusuf KAPLAN’ın dediği gibi, ‘‘O yüzden, Hakikat, hikmetle kâimdir; hikmetse, hakikatle dâim. Hakikat, ‘hikmet’le kıyam eder, var olur; ‘hikmet’se hakikatle devam eder, yol olur. Hikmeti yitiren hayat, bayatlar, solar. Hakikati yitiren hayatsa, insanı yalnızca ağlarına bağlar, soldurur. İlim, ‘bakış’tır. İrfan, ‘akış’tır. ‘Hikmet’se varış. Hâsıl-ı kelâm, ilim, hakikatin toprağa düşürülen tohumudur. İrfan, hakikat ağacının tomurcuklanmasıdır. Hikmetse filizlenen, yeşeren, tomurcuklanan hakikat ağacının meyveye durmasıdır.’’ Hakikat ağacının meyveye durmasına acil olarak ihtiyacımız olup, özellikle günümüzde ve günümüz Türkiye’sinde buna katkı sağlamak farzdır.

Müminin, bal arısı gibi olması gerektiği düşünüldüğünde, hep güzel, temiz, helâl şeyler yemesi ve hep güzel şeyler üreteceği dikkate alındığında, mümin, her yere konar ama hiçbir yeri ne kırar, ne bozar. Kırmadan dökmeden geleceğin Türkiye’sinin gençlerinin yetiştirilmesine katkı sağlayan insanlara selamlarımı sunarken bu yolda ebediyete intikal edenlere Rabbimden rahmet diliyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz