Epictetus’a ait olduğu söylenen “kişinin anavatanı çocukluğudur” bireyin, ailenin, toplumun, devletin kodlarının saklı olduğu yerin çözümlemesini yapar bize. Çözümlemede gelip çocuklukta düğümlenir. Çocukluk kodlarını çözdüğümüzde bir bireyin, ailenin, toplumun ve devletin nasıl hareket ettiğini ve sonuçta ne olduğunu da çözmüş oluruz.

Çocuk eğitimi ile ilgili milyonlarca bilgiye sahibiz ve sahip olmaya da devam ediyoruz. Ve bu bilgiler bize yetişkin birinin düşünce ve davranışının yani kimlik temelinin çocuklukta atıldığını söylüyor. Yani çocuklukta sadece bir bireyin kimliğini değil, bu kimliklerin toplamı olan toplumu yani milletin kimliğini oluştururuz. Bugün çokça tartıştığımız Z kuşağı kimliği kimler tarafından nasıl oluşturuldu? Bu kuşak (ki bana göre kendiliğinden oluşmuş bir kavram değil kapitalizm tarafından oluşturulmuş sömürünün devam etmesini söyleyen yapay ve batı hatta Amerika merkezli bir kavramdır) kendiliğinden mi meydana geldi yoksa aile, toplum ve kurumların uygulamalarının sonucu mudur?

Kimlik oluşumu bir süreci ifade eder ve bu süreçte en etkili kısım çocukluktur. Kimliğin temelini oluşturan bu dönemde aile ve toplum etkili olduğu kadar eğitim, hukuk, ekonomi, edebiyat vb. etkilidir.

Bu yazıda çocuklukta dil, düşünce becerisinin gelişmesinde etkili olan çocuk kitapları, çocuk edebiyatının nasıl etkili olduğu üzerinde durmaya çalışacağım.

İnsan kavramlarla düşünür, konuşur ve hareket eder. Çocukta kavramların doğru şekilde oluşmasında kitapların önemli bir yeri vardır. Eskiden büyüklerin, sobanın etrafında ya da yazın yıldızların altında anlattıkları hikayeler ve masallarla, yaşadığı dünyayı algıladığı gibi nasıl davranması gerektiğini de öğrenirdi. Masalı, hikâyeyi anlatan konuyu anlaşılacak şekilde ortama göre farklılaştırır mizah, betimleme ve duyguları da katarak anlatılanların çocuğun zihninde yer etmesine neden olurdu. Bu anlatılar çocuğun hayal dünyasını geliştirirken ileride kimliğine dönüşecek duyguları, kavramları, ahlaki ve ahlaksızlığıyla kısacası iyiyi, güzeli, adaletli olanı, doğruyu böylece öğrenirdi.

Matbaanın keşfiyle seri hale getirilen kitap basımı ve modern yaşam tarzı dedelerimizin, anneanne ve babaannelerimizin yerini almıştır. Dolayısıyla çocuğu geleceğe hazırlamakta yeni görevlilerden biride kitaplar olmuştur. Günümüzde ise kitapların yerini dijital oyunlar, sosyal medya almaya başlamıştır. Özellikle pandemi dönemiyle birlikte ekran bağımlılığı artmış, teknoloji bir nimet olmakla birlikte aynı zamanda bir külfete dönüşmüştür.

Dijital dünya dalmadan çocuk kitaplarına bir göz atacak olursak durumun pekte iç açıcı olmadığını görünmektedir. Çoğu çocuk kitabı masa başında, yetişkin aklıyla yazılmış olduklarından çocukların dikkatini çekememekte, hatta çocukların kısır bir döngünün içine itmektedir. Çocuk kitaplarının sadece öğretme amaçlı olması gerektiğini düşünenler, bilgiyi bıçak gibi sunmaktadır maalesef. Birkaç yıl önce empati ile ilgili bir çocuk kitabına göz atarken iki küçük çocuğun diyaloğunu okuduğumda dehşete kapılmıştım. Çocuğa empatiyi öğretirken, çocuğu kendinden nefret etmesi gereken kişi konumuna sokmuş. Daha empati kavramının ne olduğunu bilmeyen bir çocuğa ağdalı cümlelerle başkasını düşünmesini, öyle hareket etmesinin zorunlu olduğunu yazmak havanda su dövmekten öteye geçmez maalesef.

Öyleyse bir çocuk kitabı nasıl olmalı? Kitabın hangi yaş grubuna hitap edeceği göz önüne alınarak resimlemeye özen gösterilmeli. Kitabın ön kapağı, arka kapağı aynı iki insanı karşılaşması ve birbirinde bıraktığı ilk izlenim gibidir. Yani kapak “beni oku” demelidir. Dil ve anlatım yönünden sadelik ve anlaşılabilirdik ön planda olması gerekirken düz, bayağı ve argo kullanımdan kaçınılmalıdır.

Çocukların edebiyattan anlayamayacağını bu yüzdende edebi sanatların kullanılmasının gerekli olmadığı kanaatini taşıyan yazarlara, harika bir betimlemenin çocuğun zihin dünyasına katkılarını, edebi sanatları öğrenen çocukların kendilerini ifade etmekte ne kadar başarılı olduklarını hatırlatmak lazım.

Maalesef para kazanma kaygısıyla yazılan kitapların çocuklara öğrettiği, fark ettirdiği, geliştirdiği bir şey olduğunu söylemek mümkün görünmüyor. Fazlasıyla kapitalleşmiş dünyada kitap edinmek giderek düşerken ve geliştirici, iz bırakıcı kitap edinmek imkansızlaşmıştır. Çocuklar kitaplarda ki karakterlerle kendilerini özdeşleştirdikleri için karakterlerin, toplumun inançlarına saygılı evrensel değerler ile yansıtmalıdır. Çocuk kitapla birlikte ağlamalı, kahkaha atmalı, mutlu olmalı, üzülmeli yani insan olmalı.

Demiştik ya çocukluğumuz anavatanımızdır. Ana vatanın temelleri ne kadar sağlam atılırsa, nereye giderseniz gidin, kiminle olursanız olun güçlü, savrulmayan kimliğinizle var olursunuz. Böyle kişilerin toplamda güçlü bir milleti oluşturur. İnsana insan olduğu için değer veren evrensel değerler, sevgi, saygı, adalet, kardeşlik, umudu özümsemiş bir toplum.

Ana yurdum kadınlar, bacılar
Baba ocağım memleketim
Ana vatanım çocukluğum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz