Kendini çok güçlü, her şeye muktedir gören; adeta kendini ve bilimi tanrılaştıran ve dünyanın her noktasına müdahale eden insanoğlu, teknolojinin getirdikleri ile ‘Kadir-i Mutlak’mış gibi yeryüzünde dolaşıyordu. Gözle görülmeyen bir virüs geldi ve birden her şey ters yüz oldu. Küçücük bir sineğin, tanrılığını ilan eden Nemrut’u yere serdiği gibi, covid-19 da bütün insanlığı yere serdi.

Virüs kendiliğinden mi çıktı yoksa laboratuar ortamında mı üretildi tartışmaları alıp başını giderken, birçoğumuz bunun bir ilahi ceza olduğunu düşünmedik, düşünmüyoruz.
20 ve 21. yüzyıllar kimyasal ve biyolojik silahların ortaya çıktığı asırlar oldu. Bu biyolojik silahları biz; 1915’te Çanakkale’den, 1988’de Halepçe’den ve 1948’den günümüze kadar İsrail’in Filistinlilere karşı yaptıkları saldırılardan biliyoruz. Kim bilir, belki Covid-19 da bu tür saldırılardan biridir. Şu anda “Yeni Dünya Düzeni” içinde “Tek Dünya Hükümeti” kurmak isteyenlerin medikal kolu, zorunlu bir aşı ile dünya nüfusunu kontrol altına alacak bir projeyi uyguluyor görüşü, birçok araştırmacı tarafından dillendiriliyor.

2018’deki Davos Zirvesinde konuşan İsrailli Prof. Noah Harari, adeta günümüzü işaret ederek; biyolojinin teknoloji ile birleşmesi sonucunda, insanlığın hatta tüm yaşamın veri yönetenlerin kontrolüne geçeceğini söylemişti. “Veriyi kontrol eden sadece insanlığın değil, yaşamın kendisinin de geleceğini kontrol edecek. Verilerin kontrolü insan elitlerinin dijital diktatörlük kurmaktan da öte, daha radikal bir şey yapmalarına olanak sağlayabilir. Elitler organizmalara müdahale ederek onları hackleyerek yaşamın geleceğini yeniden tasarlama yetkisini kazanabilir. Önümüzdeki dönemde bedenimizi ve zihnimizi yeniden inşa etmenin yollarını bulacağız. Dolayısıyla veri, 21. yüzyılın ekonomisinde yeni bir ürüne dönüşecek. Tekstil, otomobiller ya da silahlar değil; bedenler ve zihinler geliştireceğiz.“ demişti. Harari’nin şu söyledikleri de adeta Corona sonrası dünyayı anlatmaktadır: “Demokrasi merkezi, veri işlemeyi mümkün kılan yapılara uyum sağlayamazsa insanlar dijital diktatörlüklerin boyunduruğu altına girebilir. Bugün dahi bu teknolojileri kullanan demokratik görünümlü ülkelerin bu tip yapılar kurmak için çalıştığını gözlemliyoruz.”

Birçoğumuza göre komplo teorisinden öte bir şey ifade etmeyen bu sözlerin, bugün gerçekleşiyor olması bir tesadüf olabilir mi?

“Demokrasi merkezi, veri işlemeyi mümkün kılan yapılara uyum sağlayamazsa insanlar dijital diktatörlüklerin boyunduruğu altına girebilir. Bugün dahi bu teknolojileri kullanan demokratik görünümlü ülkelerin bu tip yapılar kurmak için çalıştığını gözlemliyoruz.”

Prof. Noah Harari

Dünyanın yarısının, virüsün ortaya çıkmasından sorumlu tuttuğu ve hatta bazı ülkelerin meclislerinde yargılanması gerektiği ifade edilen, IBM ve Microsoft’un kurucusu Bill Gates, corona virüse karşı aşı geliştirmekte çok hevesli. Bill Gates’in Hindistan, Filipinler ve Afrika’da aşıyla ilgili sabıkalarını bilen Prof. Dr. Sait Yılmaz, Milli Gazete için yazdığı bir yazısında şu korkunç ifadelere yer vermişti: “Aşı programı ile birlikte bir nano-çip’in bünyeye enjekte edilmesi ile sadece sağlık kontrolü değil, kişi eylemlerinin takip edilmesi hedefleniyor. Gates Vakfı ve GAVI tarafından geliştirilen dövme benzeri ilk çip, hem aşı hem de elektronik kimlik için kullanılıyor. Bill Gates’e göre bu sistem kimin aşı olup olmadığını anlamak için geliştirildi. Ancak bu kimlik tanıma içinde elektromanyetik dalga tespiti var, yani 5G ile başlanacak ve 6G ile evrimleşecek küresel kontrolün ilk adımı. Aşı ile kimlik tanıma (ID 2020) programı BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri içine dâhil edildi ve 2030 yılına kadar tamamlanması hedeflendi. Şu anda insanın aklını yönetmek için korku yolu ile insanları aşılamak ve çip takmak hedefine yönelik Covid-19 uygulaması dönemindeyiz…”

Ne demişti Hariri Davos’taki konuşmasında; “İnsanları hackleme yeteneği kazanıyoruz.”
Evet, galiba hackleniyoruz.

Küresel elitler, Siyonistler; gıda, tohum ve ilaç sektörlerini ellerinde bulundurdukları gibi gübre, tarım ilaçları ve böcek ilaçlarını da üretmektedirler. Bu döngüyle de dünya nüfusunu bir milyarın altına indirmek için tohumları ve gıdayı dijital teknolojiyle yeniden yapılandırarak, insanların bünyelerine zarar verir hale getirmektedirler. Dünya Sağlık Örgütü, Unesco gibi örgütleri de kullanarak ürettikleri ilaçlarla hastalıkları daha da derinleştirmektedirler.
Ehli küfür yani batıl, dünyayı ifsat etmek için her yola başvuruyor. Bizim de ıslah için harekete geçmemiz gerekiyor.

NE YAPMALIYIZ?
Çıkarılan tohum yasası iptal edilmeli. Bill Gates’e ait Monsanto şirketinin GDO’lu tohumlarından vazgeçilerek yerli tohum ıslahı yapılmalı.

Bu süreç üretimin, özellikle de gıda üretiminin ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Gıdada dışa bağımlılıktan kurtulmak için tarımsal üretime, bilimsel üretime ağırlık verilmeli.
İlaç ve alkolün hammaddesi olan pancar, tütün, kenevir, çay gibi endüstriyel tarım ürünlerinin ekimini sınırlayan kotalar kaldırılmalı.

İlaçta dışa bağımlılıktan kurtulmak için kendi kimyagerlerimizin ürettiği ve üreteceği ilaçları kullanmalıyız.

Dijital teknolojide dışa bağımlılıktan kurtulmak için yazılımcı ve donanımcılarımızı yetiştirmeliyiz.

Bütün bunların olabilmesi için de eğitim sistemimizi yeniden gözden geçirerek, meslek liselerine ağırlık vermeliyiz. Pandemi sürecinde meslek liselerimizin üretime dönük katkılarının küçümsenmeyecek düzeyde olduğunu gördük.

Her türlü maske üretiminden tutun dezenfektan, dezenfektan cihazı, UV ışınları yayarak virüs yok eden robot üreten meslek liseleri oldu. Kimya meslek liseleri temizlik ürünleri, dezenfektan ve alkol üretimi yaparken; ülkenin en prestijli okulları olan Fen ve Anadolu liseleri bir iğne ucu dahi üretememişlerdir, üretemezler de. Onun için meslek liseleri müfredatı tekrar ele alınmalı. En başarılı öğrenciler meslek liselerine yönlendirilmeli. Mühendisler de teknisyen ve teknikerler de meslek lisesi öğrencilerinden seçilmeli. Kimya meslek liseleri tekrar aktifleştirilmeli ve kimyagerler bu okullardan çıkmalı.

Ülkemiz endemik bitki açısından çok zengin bir ülke. Bitkisel ilaçların sağlıktaki önemi gün geçtikçe artıyor. Bitkileri bilen, tanıyan biyologların sayısını arttırmamız gerekir. Bunun için de Biyoloji Meslek liseleri kurmalıyız.

Hemen hemen bütün meslek liselerinde Bilişim bölümü mevcut. Ancak bu bölümlerde bakım ve onarım dalı ile web tasarım dalı bulunmakta. Az çok bilgisayar bilen herkesin wordpressin hazır şablonlarından web sayfası tasarladığı bir dönemde, üç yıl çocuklara bu eğitimi vermek saçmalıktır. Bir rüzgarla başlanıp sonra unutulan kodlama eğitimi bilişim bölümlerinde verilmeli. Dostlar alışverişte görsün türü eğitimden vazgeçilerek, gerçek manada yazılımcılar bu bilişim bölümlerinden çıkarılmalıdır. Meslek liselerinin bilişim bölümleri dijital üsler haline getirilmelidir.

Sağlık meslek liseleri canlandırılmalı. Doktor, hemşire, sağlık teknisyenleri bu okulların öğrencilerinden seçilmelidir.

Ve en önemlisi, kapanma noktasına gelen tarım meslek liseleri tekrardan canlandırılmalıdır. Her bölgede en az bir veya iki tarım meslek lisesi açılarak, o bölgenin tarımsal üretimine dönük teorik ve pratik eğitim verilmelidir. Köylerimiz ve meralarımız boşalmıştır. Tarımla uğraşan yaşlı bir nüfus mevcut… Tarım meslek lisesi mezunu gençlerin bir bölümünü ziraat fakültelerine gönderirken, bir bölümünü de köylerde istihdam ederek tarım çiftçisini gençleştirmeliyiz.

Pandemi süreci bir kez daha gösterdi ki; ancak üreten ekonomiler ve ülkeler zor zamanlarda ayakta durabilir. Bundan dolayı, her türlü kaosa ve olağanüstü durama hazırlıklı olmak için üretim üretim üretim diyoruz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz