Corona kelimesiyle başlayan bir cümlenin ve yazı başlığının artık çok itici gelmeye başladığının farkındayım. Birçok okurumuz bu girişten dolayı belki bu yazıya okumadan geçecektir. Çünkü hiç olmadığı kadar coronayla ilgili malumata ve paylaşımlara maruz kaldık. Eğer bu satırları okumaya devam ediyorsanız da muhtemelen yüzünüzü ekşitiyorsunuzdur. Bunu öngördüğüm için hiç konuşulmayan mevzulara yönelik zihin dünyamıza yeni pencereler açmak istedim.

Bu satırları 21. Yüzyılın 21. Yılının 21. Haftasına girerken kaleme alıyorum. Her zaman kullanılan bir tabir vardır ‘’tarihe şahitlik ediyoruz’’ diye. Bu tabir yaşadığımız bu günler için her hâlde ilk defa bu kadar yerine oturmuştur ve karşılığını bulmuştur. Çünkü bu süreci en ihtiyarımız dahi tecrübe etmedi, tarih böylesini yazmadı, zira tarihte eşi yok böyle bir hadisenin.

Salgının başladığı ilk günlerde yaşadığımız tehlikenin sebep ve boyutu hakkında hepimizin zihni daha bulanıktı. Şimdilerde ise sis perdesi daha bir kalkmış, tehlike alenileşmiş, yaklaşmakta olan tehlike daha açık seçik görülebiliyor artık okuyabiliyoruz büyük resmi. Çok farklı kanallardan takip ve teyid ettiğimiz bilgiler fazla aymazlık göstermiyor, tam aksine örtüşüyor artık. Bu netleşen bilgilerden çok kısa bahsetme zorunluluğumuz var kısaca değinip sonra esas mevzuya vurgu yapacağız.

Finansal, medikal, ekonomik, stratejik konular didik didik edilirken işin sosyolojisi, siyaset felsefesi ve dinî perspektifi neredeyse yok derecesinde analize muhtaç. Konuya ilişkin fikir jimnastikleri yok denecek kadar kısır.

Durumla ilgili yapılan analizlerin kapsayıcılık ve kuşatıcılıktan yoksun olduğunu ifade edelim. Bireysel çaba ve yorumlardan öteye gidecek ne devlet nezdinde ne de sivil alanda çok kurumsal analize rastlayamıyoruz. Bu ferdî çabaya dayalı analizlerde bütünü görme anlamında doğal olarak eksik kalıyor. Finansal, medikal, ekonomik, stratejik konular didik didik edilirken işin sosyolojisi, siyaset felsefesi ve dinî perspektifi neredeyse yok derecesinde analize muhtaç. Konuya ilişkin fikir jimnastikleri yok denecek kadar kısır.

Kuşatıcı bir analiz ve tespit yapmadan, yapamadan bunlar üzerinde mutabakat sağlayıp milletimizi hatta tüm insanlığı topyekûn bilinçlendirmeden bu tehlike ile mücadele etmek imkânsız. Herşeyden ve hepsinden evvel bunu başarmamız gerekiyor. Sahipsizliğimiz burada da kendini bağıra bağıra gösteriyor. Bu öyle bir süreç ki Küresel sermayeye düşman olduğunuz ABD ile yanyana omuz vermek zorunda kalacağız kim bilir. Birlikte mücadele ettiğimiz insanlar bizim dinimizden bile olmayabilecek. Bu mücadele tarihte hep yaşanan hâliyle köleler-efendiler, zalimler-mazlumlar mücadelesidir ve ayrımıdır.

Tüm uzmanlar, siyasiler, kanaat önderleri, âlimler, bilişimciler kucaklayıcı bir yaklaşımla bir masa etrafında toplanabilmeli, ortak paydada birleşmeli milletimiz ve İslam ümmeti, insanlık ve onun kurtuluşu hakkında ciddî stratejiler üretilmelidir, buna mecburuz. Devlet düzeyinde bunu bizden başka yapabilecek dünyada bir ülke olacağını sanmıyorum. Öyleyse sorumluluğumuz çok büyük. Bu konu sadece devletin değil milletin ve insanlığın beka sorunudur. Anlamakta savunma ve taarruz stratejileri üretmekte gecikirsek sonumuz malum: ya salgınla kırılmak ya köleliğe razı olmak. Üçüncü seçenek var bir de: şeytani akılla işbirliği yapıp ona taşeronluk yapmak.

Kestirmeden ifade ediyorum. Tanrılık iddiasında bulunan ve “dünya hâkimiyetinin tam zamanı” diyen, bunu tekrar eden zaman dilimlerine denk düşüren, coronayı bir katalizör olarak kullanan, kendilerine ait dergilerinde sembollerle gizemleştiren, siyonizm ideolojisinden daha da tehlikeli bir güç var. Allah’a kafa tutan bilişim teknolojisini bir zulüm aracı olarak kullanan organize, şeytani bir akıl. Üst akıl kelimesini kullanmıyorum çünkü bu ifadeyi kullanmak onları üst görmenin bilinçaltında kabulü demektir. Bu aşağılık akılsızlar kendi hırsları ve sapık inançları uğruna dünyayı ateşe verdiler. Tarihte Firavunun Nemrut’un yaptığı ile bunların yaptıkları kısaca özünde aynı şey. Farkları ise lokal değil global.

Tarihte Firavunun Nemrut’un yaptığı ile bunların yaptıkları kısaca özünde aynı şey. Farkları ise lokal değil global.

Ulus devletler yıkılıp atomizasyon yöntemi ile kendileriyle mücadele edemeyecek şehir devletleri kurulacak, sınırlar, dinler, kutsallar, cinsiyetler olmayacak, smart şehirler ve lojistik şehirler ihdas edilecek. Bireyler aşı ile hasta edilecek ya da çiple bu düzene mecbur edilecek. Biyolojik çip 5G internet teknolojisi, yapay zeka ve oluşturulan algoritmalar yoluyla en mahremine kadar insanlar izlenebilecek, nüfus kısırlaştırma ve hastalık bulaştırma yoluyla azaltılacak, kendi ülkesine sığmayan uluslar Afrika’dan yer isteyecekler, yapay ay ve güneşle iklimler yönlendirilmek istenecek. Tek bir dünya devleti ve hükümeti kurulacak, hatta dünya vatandaşlığı, emeklilik sistemi oluşturulacak, tek bir dil kullanılması istenecek. Üretimde robot teknolojisine geçilecek. Küresel sermayenin koçbaşı olarak kullandığı Çin ürettiği ürünleri Bir Kuşak Bir Yol projesi ile dünyaya pazarlayacak.

Türkiye’de çok övünülen betonsal yatırımların bu projeye hizmet ediyor olması çok çok ilginçtir. Adeta lojistik anlamda kara, hava deniz yolları ve ulaşım yatırımları entegre edilmiştir. Buna ilişkin bir detayı fazla açık vermeden Binali Yıldırım seçim sürecinde ifade etmiştir. Kanal İstanbul bu işin içinde pekâlâ olabilir, biz projenin son hâlini kestiremediğimiz için bugün anlamsız şeyleri tartışıyor olabiliriz. Türkiye Çin ilişkileri ve bu projede Türkiye’nin yeri beni çok endişelendirmektedir, şüphelerimi çoğaltmaktadır.Küresel zorbalar bugünkü aşamaya kadar bile hazırlık safhasını meğerse yapmış ve adımlarını teker teker atmış. Sıra bu işi taçlandırma safhasında onlar için.

Saydıklarımız Küresel Sermaye’nin hedef ve planları. İtibari para sistemi petro-dolar sistemi bitirilip kaydi para sistemine geçilecek. Karıştırmamamız gereken bir durum var. Geçiş sürecindeki -bu süreç çoktan başladı- ve kavga halindeki yaşanacaklarla nihai hedefi iyi anlamalıyız. Mesela ulus devletler geçiş sürecinde güçlenip totaliter hale gelirken nihayette ise sıfırlanacak. Dolar bu süreçte aşırı yükselecek ve hiper enflasyonlar yaşanacakken en nihayetinde çöpe atılacak. Şu anda Merkantalistler dediğimiz Ulus devletleri savunanlar ile Küresel Sermaye kavga hâlinde. Artık ABD İsrail bayrağı değil Çin bayrakları yakacağız belki de Cuma gösterilerinde.

Tüm stratejilerin ve din âlimlerinin dedikleri kehanetler cuk oturuyor. Kurulacak düzenle ilgili her şeyi yazsak yazının ve derginin hacmi yetmez. Zor sancılı günler, yıllar yaşayacağız. Bu sürecin sonunda benim tahminimce 7-8 yıl sonra inşallah güzel günlere ereriz diye ümidim var. Şayet kışa dayanabilirsek Rabbim ömür verirse baharı göreceğiz. Tehlikenin büyüklüğünden daha çok umudumuzun büyüklüğünü asla unutmamalıyız. İnsanlığı bu buhrandan Mehdi a.s. ın kurtaracağı görüşleri bile hatırı sayılır şekilde yer alıyor. Mehdi a.s. ın çekeceği tekbir ile dünyada elektrik, elektronik, teknolojik ne varsa sıfırlanacak diyen paylaşımları bir tuşla bulabilirsiniz.

Biz bugün bütün kısıtlamalara önlemelere rağmen sanal toplantılarımızı yaptık, aidatlarımızı EFT’lerle ödedik, diye övünürken aslında digital düzenin alfabesini de öğrenmeye ona angaje olmaya başlıyoruz. Şuurlu ve uyanık olmak bizim en büyük vasfımız. Geçmiş kavimler etleri demir taraklarla lime lime edildi de imanlarından vazgeçmediler. Biyolojik çip takmazsak bize hayat şansı yok diye öyle sanıyorum bizler de ağır imtihanlar yaşayacağız. Aile içerisinde bile görüş farklılıkları,tartışmalar, kavgalar yaşanacak belki. Bir kısım köleliğe razı olup yaşamak isteyecek, bir kısım ise ölecek de çiplere ve afedersiniz bu piçlere teslim olmamanın imani mücadelesini verecek.

Esaslı bir “Laa” çekmeye zihnimizi ve kalbimizi hazırlayalım. Bu Laa şimdiye dek binlerce defa zikirmatikle çektiğimiz zikirlerden farklı olacak. Laa demenin bedelinin ağır olduğu zamanlar gelecek. Belki dünyayı, dünya malını metaını değil de şehadeti tercih edenler olacak (Rabbim o zümreden eylesin bizleri). Toprağa, tarıma, helal ve organik gıdaya, çevreye, köye, altına, büyüklere, kadınlarımıza, ailemize, maneviyatımıza, tasarrufa, gıdaya, Kur’an ve sünnete, tebliğe, davete, irşada, cihada, gerçek hayatta dostlar edinmeye, komşuya, akarabaya, camiye cumaya,kodlamaya, organize bilgiye, attarlara, koca karı ilaçlarına -yanlış duymadınız, çünkü DSÖ’den daha zararsız- rağbet edelim. Bundan 50 – 100 yıl önceki geleneksel ziraat ve zenaatı öğrenin diyen uzmanları sizin de duymuş olmanız lazım.

Corona’nın içimizde yeşerttiği umutları hatırlayın, muhafazakâr zihinlerde putların corona ile kırıldığını (artık kimse ABD batmaz demiyor, süper güç diye tapmıyor) hiç aklınızdan çıkarmayın.

Küresel sermayeyi kendi silahı ile vurmak gerek. Bilmem duyuyor musunuz şu anda bile aleyhte araştırma yapanlar, yayın yapanlar öldürülüyor veya susturuluyor, videosu Youtube’dan kaldırılıyor. Facebook Youtube Google birçok global şirket ve DSÖ hepsi Küresel sermayenin. Tüm insanlığı uyandırmak ve ayağa kaldırmak gerekiyor. İran’a ya da başka bir partiden diye kardeşine kin ve nefret besleyen, kininde boğulan sığ akıllılar ABD, Rusya ile bile kolkola verip mücadele etmeniz gerekebilir, yazın bir kenara.

D-8’lerin tam vaktidir bence de. Hem İslam Birliği’nin elzem olmadığı zaman mı olurmuş. Bu imani bir gereklilik değil mi? Siber ordular, yazılım, ar-ge çalışmaları, savunma sanayi, öncü kuvvet olunacak alanlar. Her alanda kendi kendine yeten ülke olmak bir mecburiyet. Bu Digital Krallığı yüksek bir mücadele ruhuna ve yüksek teknolojiye sahip olarak yıkabiliriz. Merhum Mücahid Erbakan Hocamız “Konvansiyonel yöntemle bu iş olmaz.” demişti, hatırlayalım. Yine biz bu zalimleri Erbakan Hocamızın açtığı ufukla, bilişim ve yazılımda teknolojide ilerleyerek yıkacağız. Sonra da adalet ve merhametin hâkim olduğu, yeryüzünü rahmet ve bereketin kapladığı yüksek ahlakı ve maneviyatı önceleyen, yüksek teknolojiyi insanlığın saadeti için kullanan Adil Düzen yılları gelecek İnşallah.

Corona’nın içimizde yeşerttiği umutları hatırlayın, muhafazakâr zihinlerde putların corona ile kırıldığını (artık kimse ABD batmaz demiyor, süper güç diye tapmıyor) hiç aklınızdan çıkarmayın. Ve Corona Virüsü var diye hayatınıza İslami çalışmalara virgül koymayın, tedbiri elden bırakmayarak son hızla cihad çalışmalarına devam edin.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz