Yeni tip Corona Virüs’ün insanlara çok hızlı bulaşması, dünya geneline yayılması, öldürücü etkisinin yüksek olması gibi nedenler; virüsün pandemi olarak sınıflandırılmasına ve tüm toplumların hayatlarında değişiklikler yapıp, önlemler almasına sebep oldu. Bazı çevreler, virüsün laboratuvar ortamında üretildiğini, bilinçli olarak mutasyona uğratıldığını savunmaktalar. ABD yönetiminin, her fırsatta, Çin’i bu virüsü bilinçli yaymakla suçladığını hatırlamakta fayda var. Buna göre şöyle bir soru akla gelmekte: Oluşturulmaya çalışılan yeni bir dünya formatı mı var? Format kelimesini, düzen sözcüğünün yerine özellikle kullanmak istedim. Çünkü dünyanın, virüs öncesinde bir düzeni; insan ve toplumların arasında adaleti sağlayan bir yapısı bulunmamaktadır. Mevcut düzen, düzensizlikler üzerine bina edilen, bir “Ezen-ezilen” sistemidir. Eğer yeni bir format da oluşturulacaksa, bunu kurgulayanlar muhtelif bazı zengin aileler mi, yoksa belli başlı bazı ülkeler mi? Bu mevzularla ilgili farklı görüşler bulunmaktadır. Bu teorilerin doğruluğunu savunanlar, her iki durumda da okların; kendi ülkesel veya bireysel çıkarları için dünyayı ateşe atmaktan çekinmeyen, yeraltı zenginliklerini sömürdükleri devletlerin kaynaklarından kendilerine yapay bir refah ortamı oluşturan bazı ülke veya aileleri gösterdiğini söylemektedirler. Daha da netleştirmek adına, olayı biraz geçmişten ele alıp değerlendirelim. Kapitalist sistemde, dünya üzerinde iki tip toplum vardır. Biri sömüren azınlık, diğeri sömürülen çoğunluk… Afrika ve Ortadoğu başta olmak üzere dünyayı bu hale getiren, son bir buçuk asırda sömürgeleştiren ve sömüren devletler hangileri; geri bırakılan ve sadece ekonomik değil, her alanda pazar haline getirilen ülkeler hangileri? Acaba dünyanın şımarık çocukları hep aynı oyunu oynamaktan sıkıldılar mı?

Hatırlayacak olursak Trump, topyekûn bir savaş halinde olduklarını ve düşmanlarının gözle görülmeyen küçük bir mikroskobik canlı olduğunu söylemişti. Virüs bir ölüm makinası gibi, dünyanın farklı ülkelerinden birçok can aldı. Özellikle ABD, Çin ve Avrupa ülkelerinde ölümler çok olunca, etekleri tutuştu ve önlemler alınmaya başlandı. Bir soru ile devam edelim: Virüsün bu kadar yankı uyandırmasının nedeni, sebep olduğu ölümlerin çokluğu mu? Hâlbuki virüsün yoğun olduğu bu günlerde, dünyada, açlıktan ölenlerin oranı, virüsten ölenlerin oranının, en iyimser haliyle 22 katı.

Dünyanın bir yerlerinde her türlü mağduriyeti yaşayan mazlumların acısı bizi sarmayana kadar, hayatın tozpembe olmadığının farkına varamıyoruz

Ölüm açlık olup, başta Afrika olmak üzere, insanların canlarına mal olduğunda, kendilerini dev aynasında gören 8-10 şişman ülkenin, burnu havada yöneticileri için golf oynamak, paparazzilere poz vermek daha önemliydi. Onları telaş, kendileri de çembere dâhil olunca sarıverdi. Neden, başka diyarlarda ölenler insan değil mi? Üstelik virüsün şu an aşı ve ilaç çalışmaları devam ediyor. Yani ona göre belirlenmiş net bir aşı, ilaç yok. Ama açlığın sebepleri de, çözümleri de belli. Dünya yaşadığımız evden, binadan, köyden, mahalleden, şehirden ibaret değil. Dünyanın bir yerlerinde her türlü mağduriyeti yaşayan mazlumların acısı bizi sarmayana kadar, hayatın tozpembe olmadığının farkına varamıyoruz. Çünkü kalplerde, merhametin yerini öfke, paylaşmanın yerini bencillik almış durumda. Böyle olmasaydı, dünya daha yaşanabilir bir yer olurdu. Bunun içindir ki Yüce Yaradan zekâtı, infakı, sadakayı emretmekte, İsrafı menetmektedir. Bu kavramları hayatına tatbik edebilenler daha şefkatli ve hayatta daha mutludurlar. Bir iki örnekle durumun vahametini anlatayım. Sadece Türkiye’de bir yılda 1,7 milyar ekmek çöpe atılıyor. Yapılan gıda israfı ise 214 milyar lira. Dünya Bankasının raporuna göre, açlıktan ölen insanların on beş katını doyuracak kadar yiyecek çöplere atılmaktadır. Virüs mü daha tehlikeli, merhametsizliğimiz ve savurganlığımız mı?

“Hayat normalleşene kadar” sözü de bana garip geliyor. Sanki daha önce hayat normaldi de, şimdi anormal oldu. Bunun yerine “insanlar normalleştiğinde” sözü daha yerindedir diye düşünüyorum. Doğaya ve içindekilere zarar veren en tehlikeli canlı insandır. Evde bulunulan bu süreçte ozon tabakasının kapanması ve bazı sulara balıkların tekrar gelmesi dahil, yeryüzü insanoğlunun zararlarından şimdilik kurtulmanın adeta sevinciyle kendine gelmektedir. Umarım ki, insanlar virüs sonrası yeni hayata dönüşlerinde insanlıklarını da yanlarına alırlar. Tabiatın babalarının malı olmadığını, başka canlıların da doğada var olduğunu, onların da yaşamaya haklarının olduğunu, canilik yapıp sebepsiz yere sokak hayvanlarına zarar verilemeyeceğini, susuzluk bahanesiyle deve katliamı yapmanın medeniyetsizlik ve cahillik olduğunu; yılandan kemer; fok, kedi, köpek, tilki ve sincaptan palto, mont yapılamayacağını; bunu yapan paraperestler olsa bile, siz yaban hayvanı derisinden bot, kürk talep etmediğiniz sürece bu canlıların derileri için öldürülmeyip hayatta kalacaklarını; insanların doğaya yüzlerini sevgi ve şefkatle çevirmeleri gerektiğini; yarasadan çorba, kedi, köpek etinden öğün yemeği olmayacağını umarım anlarlar. Dünyadaki düşkün, fakir halkı kendilerine düşman seçen kan emicilerin şunu artık görmeleri gerekir ki; oluşturacağınız yeni format, mazlumların kanı üzerinden O-LA-MAZ. Virüs birileri tarafından mutasyona mı uğratıldı, yoksa yaşananlar sonucu doğal olarak mı ortaya çıktı? Yorumu size bırakırken, yazımı Allah’ın kelamıyla bitireyim.

“Onlar böyle bir tuzak kurdular, biz de kendileri farkında olmadan onların planlarını altüst ettik.”(Neml-50)

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz