Ana Sayfa Milli Şuur 38. Sayı DEĞERLERİMİZİ DEĞERLENDİRMEK

DEĞERLERİMİZİ DEĞERLENDİRMEK

Bir ağacın köklerinin toprakla bağlarının kesilmesi o ağacı nasıl kütükleştirirse; insanın değerlerden koparılması onu mahluklaştırır.

124
0

İnsanlar ya yaratılışta eşimiz ya da inançta kardeşimizdir. Her iki durumda da insanları değerli kılan ve diğer insanlardan ayıran en önemli özellik şahsına münhasır özelliklerini öne çıkaran taşıdığı değerlerdir. Bireyde var olan bu değerler aynı zamanda toplumların kültürel kodlarıdır. Bu kodlar ne kadar sağlam ve kadimse toplumlar da o kadar sağlamdır. Toplumlar eğitim sistemlerini organize ederken bu kültürel kodları gelecek kuşaklara aktarma temel hedefini gözetirler. Bu hedef toplumların varlık ve benlik mücadelesinin olmazsa olmazıdır.

Sömürülen memleketler hariç her millet bu değerlerini eğitimin merkezine yerleştirir. Bu değerler toplumsal dinamiklerdir ve millet olma duyarlılığının taşıyıcı unsurlarıdır.

Okullarımız değer aşılayan kurumlar olmaktan öte bir üst öğrenime insan hazırlama yarışına girmiş ve bu yarışta dershane gibi kurumlar karşısında ezik bir konum üstlenmişti. Neticede test çözebilen, ancak kişiliği de çözülmüş, hiçbir değer tanımayan ve taşımayan nesiller yetiştirmeye başlanmıştı. Gelinen süreçte onların tanımlamaları bile bilinen kavramların ötesinde teknolojik kodlamaya uyun olarak dönüştü ve “X,Y,Z” kuşakları olarak adlandırılır oldu. Elbette ki gül bahçesi yetiştirmek için yola çıkmışsanız, tomurcuklarla ve güllerle dolu bir bahçe görürsünüz. Bu bahçenin kokusu ve rengi sizin çeşitliliğe ait gösterdiğiniz gayretler kadar renklidir. Bahçe sahiplerinin gülün dikenlerinden şikâyet ettikleri görülmemiştir. Gül ekmeden gülşen bekleyenlerin çabası ise beyhude bir uğraştır.

Kırmızı ışıkta geçen araç sürücüsünün, çok kazanma hırsına yaptığı inşaattan demir ve çimento çalabilen müteahhidin, mal satabilmek için türlü yeminler ve yalanlar üretebilen esnafın, çay içmek isteyen müşterilerine boya katarak çayını renklendiren çaycının, sokak ortasında kalabalıklar içerisinde dahi ağzının dolusu cadde ortasına tükürebilen insanların, yapılan maçlarda şike iddialarına bulaşan futbolcu ve hakemlerin, reyting uğruna insan onurunu hiçe sayarak yalan haber yapabilen gazetecilerin, iktidara gelebilmek için yalan vaatlerde bulunan siyasetçilerin, müşterisinden daha fazla para almak için kısa yol yerine uzun yolu tercih eden taksicinin, organik olmadığı halde insanların doğallık duygularını suiistimal ederek piyasanın üç katı fiyatına domates satabilen pazarcı ve manavın, kadavradaki altın dişi sökerek rant elde etmeyi düşünebilecek kadar ruhsuzlaşmış mezar hırsızlarının, ebeveynlerinin servetine konabilmek için gözünü kırpmadan onları kesebilen çocukların olduğu bir toplumda, insan olarak vicdanımızı yaralayan her olumsuz davranışın temelinde değerler eğitimi eksikliğini görürüz.

Dün, bizi onurlu, üstün ve dünyanın gıpta ettiği insanlar konumuna taşıyan değerlerimizi yeniden kuşanmak zorundayız.

Bir ağacın köklerinin toprakla bağlarının kesilmesi o ağacı nasıl kütükleştirirse; insanın değerlerden koparılması onu mahluklaştırır. Toplumların değerlerden koparılması ise o toplumları yığın veya kitle haline getirir. En büyük yanlışımız ise ailede başlaması gereken değerler eğitimini sadece başka kurumlardan bekliyor olmamızdır. Beşikten mezara kadar süren değerler eğitimimizi terk etmemiz; önce insanımızı sonra da toplumumuzu değersizleştirdi. Ninnilerle, masallarla başlayan ve kahramanlık destanlarıyla şahlanan natürel denebilecek kadar doğal değerler eğitimimizi yitirdik. Yitirdiğimiz her değer bizleri hem yozlaştırdı hem de çaresizleştirdi. Kaybettiğimiz değerlerin yerine yenisini ya koyamadık, ya da onun yerine ikame edilmeye çalışılan yeni değerler bizleri mutlu etmedi. Neticede birçok konuda şikayet eder; ancak çözüm üretemez hale geldik. Çünkü;

© Milli Şuur

Sabrın ve şükrün yerini, acelecilik ve isyankarlık,
Yunus’un insan sevgisinin yerini, hümanizm,
Mevlana’nın hoş görüsünün yerini, tahammülsüzlük,
Hacıbektaş-ı Veli’nin “Edeb”inin yerini, çağdaşlık maskeli hayasızlık,
Leyla’nın ve Mecnun’un aşkının yerini, cinsellik,
Hz. Ömer’in adaletli devlet anlayışının yerini, sömürgecilik,
Ahilik kültürünün yerini, köşe dönmecilik ve aldatma,
Vatanseverliğin yerini, derin ve gizli ilişkiler,
Ebu Zer (r.a) kanaatkarlığının yerini, Kapitalist aç gözlülük,
“Ben siftah yaptım, komşudan al” diyebilecek kadar komşu hukukuna riayet eden diğer gamlıkla bezenmiş esnaflık anlayışının yerini, “Rabbena hep bana”ya dönüşen bencillik,
Haklının güçlü olduğu adalet anlayışının yerini, güçlünün haklı olarak kabul gördüğü zulüm yandaşlığı,
Hz Ali’nin, insanlara saygıyı “ ya dinde kardeş ya da yaratılışta eş gören” anlayışının yerini, menfaatte paydaşlığı,

Velhasılı kelam; dün, bizi onurlu, üstün ve dünyanın gıpta ettiği insanlar konumuna taşıyan değerlerimizi yeniden kuşanmak zorundayız. Milli ve manevi değerler diye genelleştirilmiş değerlerimizi, kınayanın kınamasından çekinmeden; çağdaşlık maskeli baskılara aldırmadan sahiplenmemiz özlediğimiz insan modeline ulaşmamızda yegane yol gözüküyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz