Osmanlı döneminde yaşamış en önemli şahsiyetlerden ve dönemim en önemli mimarı olan Mimar Sinan eserleri ile betonlaşan ve bir depremde yerle yeksan olabilecek binaların çoğaldığı günümüzde hâlâ adından sık sık söz ettiriyor.
Kanuni devrinin en büyük mimarıdır. Osmanlı İmparatorluğu’nun bilinen en büyük mimarlarındandır. 1489-1588 yılları arasında yaşamıştır. 99 yıllık hayatına yüzlerce eser sığdırmış ve 81 camii, 51 mescit, 55 medrese, 26 darül-kurra, 17 türbe, 17 imarethane, 3 darüşşifa (hastane), 5 su yolu, 8 köprü, 20 kervansaray, 36 saray, 8 mahzen ve 48 de hamam olmak üzere 375 eser yapmıştır.

Kayseri’nin Ağırnas köyünde doğdu. Yavuz Sultan Selim zamanında devşirme olarak İstanbul’a getirildi. Zeki, genç ve dinamik olduğu için seçilenler arasındaydı. Küçük Sinan, At Meydanı’ndaki saraya verilen çocuklar içinde mimarlığa özendi, vatanın bağlarında ve bahçelerinde su yolları yapmak, kemerler meydana getirmek istedi. Devrinin mahir ustaları mahiyetinde han, çeşme ve türbe inşaatında çalıştı. 1514’te Yavuz döneminde Çaldıran, 1517’de Mısır seferlerine katıldı. Kanunî Sultan Süleyman zamanında yeniçeri oldu ve 1521’de Belgrad, 1522’de Rodos seferinde bulunarak atlı sekban oldu. 1526’da katıldığı Mohaç Meydan Muharebesi’nden sonra sırası ile acemi oğlanlar yayabaşılığı, kapı yayabaşılığı ve zenberekçibaşılığa yükseldi.

Önce Asker Sonra Mimar
1532’de Alman, 1534’de Tebriz ve Bağdat seferlerinden dönüşte “Haseki” rütbesi aldı. Bağdat seferinde Van Kalesi muhasarasında, göl üzerinde nakliyat yapan kalyonlara top yerleştirdi.
Korfu, Pulya (1537) ve Moldovya (1538) seferlerine katılan Mimar Sinan, Moldovya (Kara Buğdan) seferinde Prut Nehri üzerine on üç günde kurduğu köprü ile Kanunî Sultan Süleyman’ın takdirini kazandı. Aynı sene başmimarlığa yükseldi.
Mimar Sinan, katıldığı seferlerde Suriye, Mısır, Irak, İran, Balkanlar, Viyana’ya kadar Güney Avrupa’yı görüp mimari eserleri inceledi ve kendisi de birçok eser verdi. İstanbul’da devrin en meşhur mimarları ile Bayezid Camii’nin ustası Mimar Hayreddin ile tanıştı.

Depreme Dayanıklı Eserler İnşa Etmiş
Mimarın çok sayıdaki eserini inceleyenler, Sinan’ın depreme karşı bilinen ve gereken tüm tedbirleri aldığını görmektedirler. Bu tedbirlerden biri, temelde kullanılan taban harcıdır. Sadece Sinan’ın eserlerinde gördüğümüz bu harç sayesinde, deprem dalgaları emilir, etkisiz hale gelir. Yine yapıların yer seçimi de ilginç. Zeminin sağlamlaşması için kazıklarla toprağı sıkıştırmış dayanak duvarları inşa ettirmiş. Mesela Süleymaniye’nin temelini 6 yıl bekletmesi, temelin zemine tam olarak oturmasını sağlamak içindir.
Mimar Sinan, yapılarında ayrıca drenaj adı verilen bir kanalizasyon sistemi de kurmuştur. Drenaj sistemiyle yapının temellerinin sulardan ve nemden korunarak dayanıklı kalması öngörülmüştür. Ayrıca yapının içindeki rutubet ve nemi dışarı atarak soğuk ve sıcak hava dengelerini sağlayan hava kanalları kullanmış. Bunların dışında yazın suyun ve toprağın ısınmasından dolayı oluşan buharın, yapının temellerine ve içine girmemesi için tahliye kanalları kullanmıştır. Buhar tahliye ve rutubet kanalları drenaj kanallarına bağlı olarak uygulamaya konulmuştur.

“Süleymaniye’nin dört minaresi İstanbul’da yaşamış dört büyük hükümdarı; Fatih Sultan Mehmet, II. Bayezid, Yavuz Sultan Selim ve Kanunî Sultan Süleyman’ı ya da camiyi yaptıranın fetihten sonraki dördüncü padişah olduğunu temsil eder.”

Mimar Sinan, Süleymaniye Cami’nde, birçok sorunu olduğu gibi, akustik sorununu da mükemmel bir biçimde halletmiştir.
Süleymaniye’nin Minareleri 4 Padişahı temsil eder
Süleymaniye’nin dört minaresi İstanbul’da yaşamış dört büyük hükümdarı; Fatih Sultan Mehmet, II. Bayezid, Yavuz Sultan Selim ve Kanunî Sultan Süleyman’ı ya da camiyi yaptıranın İstanbul’un fethinden sonraki dördüncü padişah olduğunu temsil eder.
Minarelerin uzun ve kısa düzenlenişi, ana kütleyle beraber yapıya modüler sistemde piramidal bir görünüm kazandırır. Uzaktan bakıldığında birbiri üzerinde göklere yükselen bir merdiven gibi duran bu orantı ustalığı, Hıristiyan öğretide, “Yakub’un Merdiveni” ile anlam bulur.

Selimiye Cami’inde Sırlar Saymakla Bitmez
Selimiye ve Çağrışımlar Selimiye Camii’nin 31.25 m çapındaki tek kubbesi Allah’ın tek olduğuna işaret eder. Benzer şekilde, Selimiye Camii’nin pencerelerinin 5 kademeli oluşu İslam’ın 5 şartını, 4 vaaz kürsüsü 4 hak mezhebini, Selimiye Külliyesi’ndeki toplam 32 kapı İslamiyet’in 32 farzını, arka minarelerde 6 yolun olması imanın 6 şartını, 12 şerefesi ise on ikinci padişah tarafından yaptırıldığını ifade etmektedir. Koca Sinan, ustalık eserimdir, dediği bu yapının inşaatına başlamadan önce, inşaatta kullanacağı bütün taş malzemeyi araziye yerleştirmiş. İki yıl süresince tonlarca taş zeminin üzerinde beklemiştir. İnşaatçıların kullandığı “zeminin oturması” denen bir olay vardır. Mimar Sinan da Selimiye’nin zeminini önceden sıkıştırarak bu şekilde zeminin oturmasını sağlamıştır. Böylece iş bittikten sonra oluşacak olan çatlama ve kaymaların önüne geçmiştir. İnşaat hızla ilerlemekte iken Mimar Sinan bir gün ortadan kaybolmuş. Her yeri aramışlar ama Mimar Sinan’ı kimse bulamamış. Tam 8 yıl sonra Mimar Sinan çıkagelmiştir.

Japon Mühendisler Mimar Sinan’ı Örnek Almışlar
Japonlar daha Selimiye’de yaptıkları ilk incelemede caminin gevşek bir zemin üzerine inşa edildiğini anlamışlar. Ama bunca yıl, bu camilerde bir çatlak dahi olmamasına akıl sır erdirememişler. Daha derin araştırma yapmak için Edirne’ye, Sinan’ın ustalık eseri Selimiye Camisi’ne gitmişler. Selimiye’nin tüm sırlarını aylarını harcayarak çözmüşler. Araştırmalarının sonucunda herhangi bir sarsıntı sırasında bu iki caminin sabitlenmediğini aksine yerinde oynayarak yıkılmaktan kurtulabildiği ortaya çıkmış. Minareleri incelediklerinde ise şaşkınlıkları ikiye katlanmış. Minarelerin çok daha gelişmiş bir raylı sistem mekanizması üzerine oturtulduğunu ve her yöne yaklaşık 5 derece yatabildiğini görmüşlerdir. Japonya’ya döndüklerinde ise Sinan’ın sırlarını uygulamaya sokarak şehirlerini Sinan’ın kullandığı sistemlerle kurup muazzam gökdelenler dikmişler.

EDİRNE SELİMİYE CAMİİ

Kandillerin İsinden Mürekkep
Caminin içinde yanan yaklaşık 250-300 kadar kandilin isi, yukarıdaki bir akımla kapı üstündeki dört pencereden is odasına çekilirdi. Kitap yazımında ve hattatlıkta kullanılan mürekkebin en güzeli bu isten elde edilirdi. Halen Süleymaniye Kütüphanesi’nde mevcut olan bazı kitaplar bu isle yapılan mürekkeple yazılmıştır.
Mimar Sinan, Yavuz Sultan Selim ile başladığı görevine Kanuni Sultan Süleyman ile devam etmiş ve II.Selim ve III. Murat döneminde de devam etmiştir. 49 yıl başmimar olarak görev yapan Mimar Sinan 1588 yılında İstanbul’da 99 yaşında vefat etmiştir. Mezarı Selimiye Camii yanındaki türbededir.

Deprem Kuşağında bulunan Türkiye Sinan’ı Örnek almalı
Bugünün adımlarıyla güçlü bir yarını inşa edebilmemizin; uzun ömürlü, güçlü ve esnek yapılar kurabilmemizle mümkün olduğu ortadadır. Bu konuda Japonların yıllar önce örnek aldığı Sinan’ı örnek alma zamanı geçiyor. Çünkü beton yığınına dönen büyük şehirlerin olası depremlerde nasıl bir sonuç yaşayacağı çokça yazılıyor ve biliniyor.
Mimar Sinan’ın Mezarını açmışlar
1935 yılında yöneticileri tarafından Mimar Sinan’ın Süleymaniye Camii’nin gölgesindeki kabrinin açılıp kemiklerinin çıkarıldığı, kafatasının bir müzeye konulmak üzere mezarından alındığı ve sonradan kaybedildiği bilgisi çok bilinmemektedir. Büyük Türk mimarı Sinan’ın kafatası ırkını tespit için mezarından çıkarılmıştır. Kafatası antropoloji müzesinde saklanmıştır. Kafatası üzerinde yapılan tetkikatta bunun brakisefal yani yassı yuvarlak olduğu görülmüştür. Bütün Türkler brakisefal olduklarından büyük mimarın yalnız kültür itibariyle değil, ırk itibariyle de Türk olduğu meydana çıkarılmıştır.

Sinan, Kendine ve Kendi Değerlerine Güvenen Anlayışın Temsilcisidir
Osmanlı medeniyetinin ruhuyla yoğrulan birçok depremi, yangını ve toplumsal değişimi aşarak dimdik ayakta duran eserler ve bu ruhun insan varlığındaki ifadesidir Sinan. Bu iki eser birbirleri ile bir bütündür. Bu iki eserin anlaşılabilmesi, aynı zamanda Mimar Sinan’ı inşa eden üstün İslam medeniyeti sisteminin anlaşılabilmesiyle mümkündür.
Mimari, bir devletin ideolojisini, bir medeniyetin insana ve hayata ilişkin temel değerlerini yansıtır, bir toplumun yabancılara karşı gücünü sembolize eder.

Mimar Sinan’ın her eserinde, kendine ve kendi değerlerine güven duyan, madde ile manayı birleştiren Osmanlı’yı görmek mümkündür. Sinan’ın eserlerinde hissedilen şey, tamamlanmışlığın verdiği tatmin duygusudur. Aşırı süslemeden arındırılmış, ağır ve ciddi görünüşlü Osmanlı yapıları, eseri izleyen kişide büyüklük ve vakar duyguları uyandırır. Sinan eserlerine sadece bir medeniyetin değerlerini veya kamusal gücünü değil, eseri yaptıranın kişiliğini ve eserin yaptırılış amacını da aktarmıştır. Ne Bizans’a ne İran’a ve ne de Selçuklu’ya özenen, kendinden başkasına benzemek istemeyen, soylu ve sakin bir benlik duygusu fark edilir.
Ahi Şeyhi Edebali’nin Osman Gazi’ye aktardığı sözlerde ifadesini bulan; “Geçmişini iyi bil ki geleceğe sağlam basasın. Nereden geldiğini unutma ki nereye gideceğini unutmayasın.” Düsturuyla hareket edilmesi dileğiyle…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz