Ana Sayfa Milli Şuur 44. Sayı Ebussuûd Efendi

Ebussuûd Efendi

“Halde haldaşım, sinde sindaşım, ahiret karındaşım, tarik-i hakda yoldaşım Molla Ebüssuûd Efendi Hazretleri” Kanuni Sultan Süleyman

89
0

Asıl adı Muhammed yahut Ahmed İmaduddîn b. Şeyh Muhyiddîn b. Muhammed b. Mustafâ el-İskilibî el-İmâdî’dir. Yaygın kanıya göre İstanbul’un bugünkü adı Metris olan Müderris köyünde 17 Safer 896 (m. 1490) senesinde dünyaya gelmiştir. Babası Şeyh Muhyiddîn o zaman Amasya Sancağına bağlı İskilip’in İmâd (Direklibel) köyünden olup hacc yolculuğu sırasında Fatih Sultan Mehmed’in oğlu şehzade Bayezid’i Amasya’da ziyaret edip kendisinin takdir ve dostluğunu kazanmıştır. Bayezid’in tahta çıkmasının ardından İstanbul’a davet edilerek “hünkâr şeyhi” olarak anılması, bu samimiyetin bir göstergesidir. Ebussuûd Efendi’nin annesi Sultan Hatun, Fatih tarafından İstanbul’a davet edilen ünlü âlim Ali Kuşçu’nun, konu ile ilgili farklı rivayetlere göre, yeğeni yahut kızı olup son ihtimal esas alındığında Ebussuûd Efendi Ali Kuşçu’nun anne tarafından torunu olmaktadır.

Babasının İstanbul’a yerleşmesinden 9 sene sonra dünyaya gelen Ebussuûd Efendi hem baba hem de anne tarafından ilmî derinlik ve enginliğe sahip bir aileye mensup olmakla, küçük yaşta dinî ve fennî ilimlerde dönemin en ileri eğitimini alma imkânı bulmuştur. İlim tahsiline babasının hocalığında başlayan Ebussuûd Efendi, kendisinden Seyyid Şerif ei-Cürcanî’nin kelama dair Hâşiyetu’t-Tecrid ve Şerhu’1- Mevâkif, belagata dair Hâşiye ‘ale’l-Mutavvel eserlerini ve çeşitli tefsir kitaplarını okudu. Ardından Mueyyedzade Abdurrahman Efendi, Mevlana Seyyîd-i Karamani ve İbn Kemal’in ders halkalarında bulundu. Azmi ve keskin zekası ile genç yaşta ilim meclislerinde yer bulmuş, henüz öğrenim çağında iken II. Bayezid’in dikkatini çekmiş ve kendisine burs niteliğinde 30 akçe ulûfe bağlanmıştır. Hocası Seyyîd-i Karamânî’nin kızı Zeyneb Hatun ile evlenen Ebussuûd Efendi’nin bu evlilikten Mehmed, Mahmud, Şemseddin Ahmed ve Mustafa adlarında dört oğlu ile Hatice, Rahime ve Kerime adlarında üç kızı dünyaya gelmiştir. Oğulları da ilerleyen dönemlerde müderrislik ve kazaskerlik makamlarında bulunan Ebussuûd Efendi, kızlarını talebesi Şeyhülislam Mueyyedzâde Abdulkadir Şeyhi ve Şeyhülislam Malûlzâde Mehmed ve Ali Cemali’nin oğlu Fudayl ile evlendirerek ailesinin adeta bir ilim ve irfan ocağı olma vasfını devam ettirmiştir.

Sırasıyla İnegöl İshak Paşa Medresesi, Davud Paşa Medresesi, Mahmud Paşa Medresesi, Vezir Mustafa Paşa’nın Gebze’de inşa ettirdiği medrese ve Medaris-i Semaniyye’den olan Müftü Medresesi’nde müderrislik yapan Ebussuûd Efendi, öncelikle Bursa ve ardından 940 (m. 1533) senesinde İstanbul kadılığına tayin edildi. Rumeli Kazaskeri Muhyiddin Efendi ve Anadolu Kazaskeri Kadri Efendi’nin, Korfu seferi sırasında, Maktul İbrahim Paşa bahsini açmalarından hoşnut olmayan Kanuni Sultan Süleyman her iki kazaskeri de azledince Rebiyyülevvel 944’te (Ağustos 1537) Rumeli kazaskerliğine tayin edildi. Padişah ile birlikte Kara Boğdan, Estergon ve Budin seferlerine de iştirak eden Ebussuûd Efendi, Budin’in fethinden sonra şehirde ilk cuma namazını kıldırıldı. Sekiz yıl Rumeli kazaskerlik görevini ifa eden Ebüssuûd Efendi Şaban 952’de (Ekim 1545) şeyhülislam oldu. Döneminde Şeyhulislam’lık makamının itibar ve önemi artmış olup kazaskerlerin, üst düzey müderrislerin ve Mevlevîyyet kadılarının tayini bu makamın uhdesine bırakılmıştır. Yirmi sekiz yıl on bir ay süren şeyhulislamlığı sırasında ilmî mertebe ve mevkîlere getirilme usullerinin yanı sıra iltizam sistemini de belirli kaidelere bağlayan Ebussuûd Efendi, bu yolla suiistimal ve iltimasların ortadan kaldırılmasını amaçlamıştır. Ancak İstanbul, Edirne ve Bursa’ya kadı tayin olunanların oğullarının, ilk defa onun zamanında 30 akçeli miftah müderrisliklerine getirilmeleri ilmiye sınıfındaki bozulmanın işaretleri olarak görülmekle eleştiriye tabi tutulmuştur. Tüm bu eleştirilere rağmen gerek ilmiyye gerekse mülazemet usulünde getirdiği sistem uzun yıllar Osmanlı idaresinde düzenli bir şekilde uygulanmıştır.

Vakurlu duruşu, güleç yüzü, bayram tatilleri hariç derslerini hiç aksatmaması Ebussuûd Efendi’nin sahip olduğu başlıca hasletlerdendir.

Kanunî Sultan Süleyman, Ebussuûd Efendi’ye hürmet göstermiş ona karşı muhabbetini açığa vurmaktan geri durmamıştır. Kanunî’nin, vefat ettiği Zigetvar seferi sırasında hatırını sormak için yazdığı mektupta Ebussuûd Efendi’ye “Halde haldaşım, sinde sindaşım, ahiret karındaşım, tarik-i hakda yoldaşım Molla Ebüssuûd Efendi Hazretleri” sözleriyle hitap etmesi bu samimiyetin bir göstergesi niteliğindedir. Padişah ile arasındaki muhabbet ve yakınlık Ebussuûd Efendi’yi şer’î ve adlî meselelerde tavizkar bir tutum takınmaya yöneltmemiş aksine hak bildiği doğruları gerektiğinde en üst perdeden savunmasını bilmiştir. Nitekim, müste’menlerin (İslam beldesinde yaşayıp hakları İslam devletince koruma altına alınmış olan gayrimüslimlerin) şahitliğine dair bir meselede Padişah’ın olur vermesine Ebussuûd Efendi “Na-meşru olan nesneye emr-i sultanı olmaz” diyerek itirazda bulunmuştur. Vakurlu duruşu, güleç yüzü, bayram tatilleri hariç derslerini hiç aksatmaması Ebussuûd Efendi’nin sahip olduğu başlıca hasletlerdendir.

Tefsir İlmindeki Yeri

Kendinden önceki Osmanlı uleması, evvelki tefsirler üzerine şerh ve hâşiye yazmak suretiyle tefsir ilmine hizmet ederken Ebussuûd Efendi Kur’ân-ı Kerîm’in bütününe dair bir tefsir yazmakla Osmanlı uleması içinde bir ilke imza atmıştır. İrşâdu’l-’Akli’s-Selîm ilâ Mezâyâ’l-Kitâbi’l-Kerîm adını verdiği bu tefsirinde Ebussuûd Efendi Zemahşerî’nin el-Keşşâf ve Kâdî Beydâvî’nin Envâru’t-Tenzîl’inin sahip olduğu eşsiz güzellikleri zarif ve ince bir üslupla bir araya getirmek istemiştir. Senet zincirleri atılarak bolca rivayete yer verilirken dirayet tefsiri özelliklerinin tefsire akıcılıkla yansıtılması; Kur’ân’ın Kur’ân’la, Kur’ân’ın hadisle, sahabe ve tabiîn kavli ile tefsirine önem verilmesi ve bilhassa Zemahşerî’de rastlanan Mu’tezilî görüşlerin Maturîdî penceresinden tekrar gözden geçirilmesi tefsirin sahip olduğu başlıca üstünlüklerdir. Tefsir, Kanunî’nin büyük beğenisini kazanmasıyla Şeyhulislam’lık makamının maaşı 200 akçeden 600 akçeye çıkarılıp Osmanlı Devlet yapılanmasında itibarının artmasına da vesile olmuştur. Tefsîru Sûrati’l-Furkân, Tefsîru Sûrati’l-Mü’minîn, Tefsîru Sûrati’l-Mulk, Tefsîru Sûrati’l-Kehf, Tefsîru Sûrati’l-Bakara Ebussuûd Efendi’nin tefsir ilmine ilişkin diğer çalışmaları olup Budin seferinde kaleme aldığı Ma’âkıdü’t-Tarrâf fî Evveli Sûreti’l-Feth Mine’l-Keşşâf, Zemahşerî’nin Fetih suresi tefsirine Arapça olarak yazılmış bir hâşiye niteliğindedir. Risâle fî Bahsi Îmâni’l-Fir’avn eseri ise son nefeste imanın geçerli olduğunu savunan âlimlere karşı Ebussuûd Efendi’nin bir reddiyesi olarak görülebilir.

Na-meşru olan nesneye emr-i sultanı olmaz.

Ebussuûd Efendi

Fıkıh İlmindeki Yeri

Ebussuûd Efendi, Selçuklulardan beri uygulanagelen mîr’î arazi ve tımar sistemlerini Kanunî’nin talebi üzerine fetvâ-i şerîfe haline getirerek şer’î bir düzleme oturtmayı amaçlamıştır. Kadılardan meselelerin hallinde Hanefî fıkhına bağlı kalmalarını talep etmesi hatta zaman zaman farklı mezhep mensupları için de bu fıkhın uygulanması yönünde girişimlerinin olması devlet içinde hukuksal birliğin temini amacını taşımaktadır. Ancak bu durum kendisinin mezhep taassubu gösterdiği yahut güncel uygulama ve meselelere kayıtsız kaldığı anlamına gelmemektedir. Bilakis Ebussuûd Efendi zamanının ihtiyaçlarını dikkate alarak yeni uygulamalara da başvurmuştur. Örneğin, Hanefî mezhebi içerisinde yaygın görüş nikah akdinin kurulabilmesi için kızın velisinin izninin şart olmadığı yönünde iken, döneminde kız kaçırma hadiselerinin artması sebebi ile veli izninin nikahın bir kuruluş şartı olarak kabul ederek nikahın kadı huzurunda kıyılması zorunluluğunu getirmiştir. Yine zamanının güncel meselelerinden olan para vakıflarına cevaz veren bir hükm-i şerîf yayınlamıştır. Ebussuûd Efendi’nin fıkıh usulüne dair Gamezatu’l-Melih li evveli Mebâhisi Kasri’l-’âmm mine’t-Telvih isimli eseri, Hanefi hukukçusu Sadrüşşerî’a’nın et-Tavdîh adlı eserine Taftâzânî tarafından et-Telvih adıyla yapılan haşiyeye ilişkin bir ta’liktir. Şevâkibu’l-Envâr li Eva’ili Menari’l-Envâr Ebussuûd Efendi’nin fıkıh usulüne dair bir diğer eseri olup, Hanefi hukukçusu Ebu’I-Berekat en-Nesefl’nin Menâru’l- Envar adlı eserinin ilk kısımlarının Arapça şerhidir. Makamı gereği siyasî gelişmelere ilişkin olarak da görüş bildiren Ebussuûd Efendi’nin bu bağlamda Kıbrıs adasının fethine dair fetvası meşhurdur.

Şeyhulislam Ebussuûd Efendi, 5 Cemâziyelevvel 982 (23 Ağustos 1574) tarihinde 87 yaşında vefat etmiştir. Cenaze namazı Fatih Cami’inde Kadi Beydavî tefsirine haşiye yazan Muhaşşî Sinan Efendi tarafından kıldırılmıştır. Eyüp Camii civarında kendisinin inşa ettirdiği sıbyan mektebinin haziresine defnedilen Ebussuûd Efendi için Haremeyn’de de gıyabî cenaze namazı kılınmış hakkında çok sayıda mersiye kaleme alınmıştır.

Kaynakça
AKGÜNDÜZ, Ahmet, Ebüssuûd Efendi, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, 1994, Cilt 10, s. 365-371.
ARSLAN, Durmuş, Ebussuûd Tefsiri’nde Kur’ân İlimleri, Necmeddin Erbakan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Basılmamış Doktora Tezi, 2015.
ATEŞ, Süleyman, Ebu’ssuûd Efendi, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 1999, Sayı 1, s. 39-77.
DUZENLİ, Pehlul, Şeyhülislâm Ebussuud Efendi: Bibliyografik Bir Değerlendirme, Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, 2005, Cilt III, Sayı 5 [Türk Hukuk Tarihi Sayısı], s. 441-475.
DUZENLİ, Pehlul, Osmanlı Hukukçusu Ebussuud Efendi ve Fetvaları, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Basılmamış Doktora Tezi, 2007.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz