Asıl ismi Abdullah (bir rivayete göre Ubeydullah) ibn Ömer ibn İsa olup Ebu Zeyd künyesini almıştır.

Maverau’n-nehr’in Sugd yerleşkelerinden, Semerkand ve Buhara arasında yer alan Debûse veya Debûsiye köyünde dünyaya geldiğinden buraya nispetle ed-Debûsî lakabını almıştır. Adını Türkçe topuz kelimesinin Arapça telaffuzundan alan köy Kuteybe ibn Muslim (ö. h. 96) rehberliğinde h. 93 yılında İslam’a girmiştir. Bölgenin İslamlaşmasında Karahanlılar’ın büyük katkısı olup güttükleri siyaset ile bölgenin bir ilim merkezi olmasına hizmet etmişlerdir.

Debûsî’nin doğum tarihi kesin olmamakla birlikte sağlam rivayetlere göre h. 367 / m. 978 senesidir. İlim tahsilinde birçok alimden ders almış olsa da kaynaklar başlıca hocası olarak Ebû Ca’fer ibn Abdullah el-Usrûşenî’yi zikretmektedir. Bu zat Hanefî fıkhının önde gelen isimlerinden olup elimize ulaşan ilk Hanefî fıkıh usulü kitabının yazarı olan el-Cessas’ın talebesidir. Debusî el-Usrûşenî’ye öğrenci olmakla İmam-A’zam Ebû Hanife’ye uzanan Hanefî fukaha silsilesinin bir parçası olmuş aynı zamanda hocasından Irak Hanefîliğinin usul ve esaslarını öğrenme fırsatını yakalamıştır. Bu yönüyle Debusî İmam Maturidî etrafında gelişen Horasan Hanefî ekolünde Irak çevresinin görüşlerinin yaygınlaşmasının zeminini hazırlamıştır. Kendinden sonra Şeyhan olarak isimlendirilen Ebu’l-usr el-Pezdevî ve Şemsu’l-eimme es-Serahsî’nin klasik Hanefî usulünün zirvesini oluşturan eserlerinde yer bulan Irak Hanefîlerine dair görüş ve yaklaşımlar Debûsi’nin usul anlayışının etki alanını gözler önüne sermektedir.

Debûsî hukuki sorunların hallindeki başarısı ve karmaşık meselelere vukufiyetinde gösterdiği feraset ve zekası ile bilhassa Semerkand ve Buhara ilim çevrelerinde büyük şöhrete kavuştu. Münazaralarda kendini ifade etmedeki kabiliyeti ve rakibi ikna gücü Debûsî’yi bu hususta bir darb-ı mesel haline getirmesinin yanı sıra onun ilmi çalışmalarında da yönlendirici bir etmen olmuştur. Şöyle ki fıkhî meselelere ilişkin çeşitli biçimlerde dile getirilen farklı çözüm yollarını inceleme konusu edinen Debûsî bu çalışmalarının sonucunda Tesisu’n-Nazar isimli eserinde hilaf ilmini (ilm-i hilaf) açığa çıkarmıştır. Bu konuda kendinden önce yapılmış çalışmalar bulunsa da meseleleri fıkhî temelli özgün bir perspektif ile tedvin etmesi sebebiyle Debûsî ilm-i hilafın kurucusu olarak kabul edilmiştir. Genel olarak, istinbat edilen (çıkarılan) bir şer’i hükmün bu görüşe katılmayan (muhalif) kimse tarafından iptal edilmesini önlemek amacıyla şer’î delillerin durumlarını inceleyen ilim olarak tarif edilen hilaf ilmi münazara ilminden farklıdır. Zira hilaf ilminde maksat ictihad sonucu ulaşılan her hükmün delillerini en sağlam şekilde ortaya koyarak en doğru sonucu ortaya çıkarmak iken münazara bir tarafın haklı olsun yahut olmasın bir görüşü savunarak karşı tarafı ikna çabası üzerine kuruludur. Bu bakımdan Debusî’nin hilaf ilmi üzerine çalışmalarını mantık ve felsefede geniş yer tutan münazara ve cedel ilimlerinin İslami prensipler üzerine, en sahih görüşe ulaşılmasını amaçlayan fıkhî bir ilim olarak yorumlanması şeklinde görmek mümkündür.

https://cdn.islamansiklopedisi.org.tr/madde/39/takvimul-edille-1_m.jpg

İlerleyen dönemlerde kadılık makamında da bulunan Debûsî bu görevinden dolayı el-Kadı lakabını kazanmış ve Hanefilerce el-kudâtu’s-seb’a (yedi kadı) olarak maruf fakihler arasında yer almıştır. Nerede kadılık yaptığı bilinmemesine karşın Buhara ve Semerkand’da kadılık yapmış olma ihtimali yüksektir. Debûsî aynı zamanda Ebu’l-usr el-Pezdevî ve Şemsu’l-eimme es-Serahsî ile birlikte Hanefî usulünün üç kurucusundan biri olarak kabul edilmiştir. Debusî’nin sahip olduğu bu itibarda Irak Hanefiliğinin usul anlayışını Mutezilî etkilerden bağımsız olarak sünni bir çizgide Takvîmu’l-Edille adlı eserinde sistematik olarak ortaya koymasının rolü büyüktür. Debusî’nin söz konusu eserindeki üslup ve konuları tasnif biçimi ile kendinden sonra gelen ulemayı etkilemesi aynı zamanda Hanefi mezhebi içerindeki Irak ve Horasan ekolleri ayrımı zayıflatmıştır. Bu bağlamda el-Pezdevî ve es-Serahsî’nin eserlerini Takvîmu’l-Edille yapı ve işleyişi üzerine inşa ettiklerini söylemek yanlış olmayacaktır. Debusî’nin usul anlayışında taklid, istishab ve tard delil olarak kabul edilmezken ilhamın kaynak değerine temkinli yaklaşmaktadır. Tek yönlü bir alim olmayan Debusî bir fakih olmasının yanı sıra tasavvufla da ilgilenmiştir. Tasavvuf ve ahlaka ilişkin el-Emedu’l-Aksa isimli bir eser kaleme almış olması onun bu ilimdeki derinliğine işaret etmektedir.

Debusî 63 yaşında Buhara’da ahirete intikal etmiştir. Vefat tarihi genel kabule göre h.432 (m. 1041) senesidir. Ölüm muasırı olan ulemayı yasa boğmuş kendisi için mersiyeler düzülmüştür. Her ne kadar nispeti kuşkulu olsa da İbn Sina vefatı üzerine “Kainat göz yaşlarına boğulmuş, göğsünü parçalayıp yüzünü tokatlar halde tasavvur edilse yine de Kadı Ebu Zeyd için gereği gibi ağlamış olmaz.” ifadelerini kullanmıştır. Debusî’nin tesiri vefatından sonra da gerek Batı gerekse Doğu Müslüman dünyası üzerinde devam etmiş, Zehebî kendisini ümmetin zekileri arasında olarak zikretmiştir. Endülüslü meşhur hukukçu İbn Arabî Bağdat’a gelip onun eserlerini intinsah ederek Batı Müslümanlarına taşımıştır. Aynı şekilde İbn Nuceym üzerindeki etkisi ile Debusî’nin eserleri el-Eşbah ve’n-Nezair kanalıyla Mecelle-i Ahkam-ı Adliyye’nin oluşumuna katkı sağlamıştır.

ESERLERİ

Debusî’nin günümüze kadar ulaşan bilinen 4 eseri mevcuttur. Bu eserlerin üçü fıkıh biri ise tasavvufa dairdir

Tesisun’n-Nazar fi’htilafi’l-Eimme: İlm-i hilafın esaslarını ortaya koyduğu bu eserinde müellif Ebû Hanîfe, Ebû Yûsuf, Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî, Züfer b. Hüzeyl, Hasan b. Ziyâd el-Lü’lüî, Şâfiî, İmam Mâlik ve İbn Ebû Leylâ gibi önde gelen fakihler arasında ihtilaflı olan doksandan fazla fıkıh kaidesini sekiz kısma ayırarak mukayeseli bir şekilde incelemiştir.

Takvimu’l-Edille: Eser fıkıh usulüne ilişkin olup mütekellimin metodu kullanılarak yazılmıştır. El-Kitap (Kur’ân) bahsi ile başlayan kitap cedel ilmine ilişkin kavramların incelenmesi ve fıkhen geçerli olup olmamasına göre delillerin ele alınması ile devam etmektedir. Taklid, istishab, tard, ilham, kıyas ve istihsan terimlerinin delil değeri Debusî tarafından ayrıntılı olarak incelenmiştir. Mukayeseli yöntem ile yazılmış olması ve sistematiğinin özgünlüğü esere ayrı bir değer katmaktadır.

El-Esrâr fi’l-furu’: Eser füru’ fıkha ilişkin olup söz konusu meseleler delilleri ile birlikte mukayeseli olarak ele alınmaktadır. Bir mukaddime ile kırk yedi bölümden oluşan kitapta Debusî meseleleri incelerken öncelikle konuyu ana hatları ile ortaya koymakta, eğer tartışmalı noktalar mevcut ise ilk olarak tercih ettiği görüşü, sonra da diğerlerini delilleriyle birlikte zikretmektedir Endülüs Mâlikî fakihi İbn Rüşd eserlerini telif ederken bu önemli kaynaktan ilham aldığı belirtilmiştir.

El-Emedü’l-Aksâ: Debusî’nin tasavvuf ve ahlâka ilişkin eseri olup ağır bir üslûpla kaleme alınmıştır.

Debûsî’nin kaynaklarda zikredildiği halde elimize ulaşmamış eserleri ise en-Nazm fi’l-Fetâvâ, Şerhu’l-Câmii’l-Kebîr, Tecnîsü’d-Debûsî, Hizânetü’l-Hüdâ’dır.

Kaynak
Akgündüz Ahmet, TDV İslam Ansiklopedisi – Debusî, 1994, cilt 9, s. 66-67.
Özen Şükrü, TDV İslam Ansiklopedisi – Hilaf, 1998, cilt 17, s. 527-538.
Özen Şükrü, İlm-i Hilafın Ortaya Çıkışı ve Ebu Zeyd ed-Debûsî’nin Tesisu’n-Nazar Adlı Eseri, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 1988.
Vanlıoğlu Masum, İlk Dönem Hanefî Hukukçularından Ebu Zeyd Debusi ve Takvimu’l-Edille İsimli eserinin edisyon Kritiği, Yüksek Lisans Tezi, Bursa, 1997.
Zeydan Abdulkerim, Hilaf İlmi ve İslam Hukukçularının Hukukî İhtilaflarının Sebebi (Buhusu Fıkhiyye (Bağdat 1986) adlı eserinin 271-302 sayfalar arasında yer alan “el-Hılaf fi’ş-Şerîati2l-İslamiyye başlıklı makalesinin tercümesi, çev. Abdullah Kahraman).

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz