Edep ve hayâ kavramının kıstasları, ölçüleri örfi olarak zamana ve yöreye göre değişir. Ancak İslam’ın edep ve hayâ ölçüsü şaşmaz bir sabitedir.
“Kasiyatün ariyat” Kur’ani bir ölçüdür. “Giyinik çıplaklar” demek olan bu ifadeye göre vücut hatlarını belli eden kıyafetler yasaklanmıştır, giyilmesi haramdır. İslam erkek ve kadınların avret yerlerini belirlemiştir. Örtülmesi gereken yerler, uzuvlar bildirilmiştir. Başörtüsü ve başörtüsünün nasıl örtülmesi gerektiği hususları ayrıntısıyla belirtilmiştir. Bir arada olabilen ve olamayan erkek ve kadınların, mahrem olan ve mahrem olmayan kişilerin kimler olduğunu öğretmiştir. Konuşma şeklinden ses tonuna kadar, yürüme şeklinden uzuvların örtünmesine kadar ölçüler konulmuştur. Tokalaşma bile ağır bir hata iken günümüzde toplum ne facialar yaşıyor.
Nerden nereye geldik, ne hâllere düştük ya Rabbi. Mesela kadınların dar pantolon ya da mini etek gibi kıyafetler giymesi İslam’a göre ne kadar tesettürdür. Bu konuda içler acısı bir durum yaşıyoruz maalesef. Edep ve hayâ kalmadı. Evli olmayan kız ve erkeklerin birlikte istedikleri gibi dolaşmaları ayrı bir facia. Aile mefhumunun gittikçe zayıflaması, boşanmaların artması korkunç bir hâl aldı.

“İnsana, faydasız çok bilgiden ziyade, edep ve yüksek terbiye lazımdır.”

Abdullah İbn Mübarek (ra)

Hz Ömer (ra.) şöyle buyurmuştur: “Hayâsı giden kimsenin kalbi ölür.” Hz Osman (ra.) şöyle buyuruyor: “Edep döküntüleri altın döküntülerinden daha hayırlıdır.” Hz Ali ( ra. ) şöyle buyurmuştur: “En güzel edep, güzel ahlaktır.” Abdullah İbn-i Mübarek ise şöyle der: “İnsana, faydasız çok bilgiden ziyade, edep ve yüksek terbiye lazımdır.”
Geçmişimizde bacılarımızın, analarımızın, kızlarımızın bir tek saç telini görmezdiniz, göremezdiniz. Hayâ abidesiydi kadınlarımız. Herkes veya büyük çoğunlukla insanımız, önüne bakarak yürürdü. “Nazar ber kadem” diye bir deyim girmişti literatürümüze. Bizi, Ümmeti en çok kadınla vurdular, vuruyorlar.

“Hayâsı giden kimsenin kalbi ölür.”

Hz. Ömer (ra)

Eğitimimiz bu minvalde şekillendi. İrşad, tebliğ, ikaz, davet, uyarı kalmadı; yapanlar cezalandırılıyor maalesef. Toplum duyarsız hâle geldi, vurdumduymaz bir karakter kazandık. Park ve bahçelerde, cadde ve sokaklarda, hatta sitelerde, toplu taşıma araçlarında kısaca her zaman ve her yerde ahlaki yapımıza uymayan birliktelikleri görmekteyiz .Ne yazık ki insanımızın çoğu artık bunu kanıksadı, normal görmeye başladı. Rahatsız olanlar da en ufak bir ikazda suçlu muamelesi görüyor, yargıya kadar sürükleniyor maalesef. Toplumu zehirlemek, iffetini ve hayâsını yok etmek suç olmuyor da onları uyarmak, nasihat etmek suç oluyor günümüzde. Vücudunu hayâsızca teşhir eden, her türlü edepsizliği toplumun içinde yapanlar ahlaksız olmuyor da onları uyanlar ahlaksız duruma düşmektedir.

Zina ve her türlü ahlaksızlık toplumları bitiren en büyük rezalettir, en büyük ifsattır. Yahya b. Muaz’ın ( ra.) şu ifadesi çok düşündürücüdür: “Ulu kişi, Arif bir insan, Rabbine karşı edebini bıraktı mı mutlaka helak olur.” Geçmişteki kavimlerin helakına lütfen bir kez daha bakın. Ya mal emniyetinin ihlalinden, ya nesil emniyetinin ihlalinden ya da hayâsızlık ve ahlaksızlıklarından helak olmuşlardır. Şuayb (as.)’ın Eyke halkı ve Lut (as)ın kavminin helak olduğu gibi hayâsızlık, helak olmanın yok olmanın nedeni olmuştur.
Günümüz insanı hızla helak olmaya doğru koşuyor. İslam tarihimizde genellikle edep ve hayâ vardı. Hayâ abidesi insanlar yetiştirdik. Yaşadığımız bölgede, yakın tarihe kadar İffet ve edep vardı.

Geçmişte olduğu gibi iffet ve hayâ timsali bacılarımızı tekrar görmek istiyoruz. Çocuklarını besmelesiz emzirmeyen; çocuklarına haram lokma yedirmeyen, namazını kıldıran, Kur’an’ını öğreten; kocasının sevincini ve kederini paylaşan, boşanma nedir bilmeyen, ailesinin adeta direği olan hayâ ve edep timsali eski “saliha” analara şiddetle ihtiyacımız var. Rabiatül Adeviyyeler, Hz Meryemler, Hz Sara ve Hz Asiyeler, Hz Hatice Tül-Kübra ve Hz Fatıma Tüz-Zehraların, Osmanlı kadını dediğimiz asil ninelerimizin, analarımızın, teyzelerimizin yeniden yetişmesi, yetiştirilmesi gerekir. Salih evlatlar saliha analarla yetişir.
Biz on kardeşiz. Annemiz Kur’an aşığı bir kadındı. İffet, edep ve hayâ abidesiydi. Besmelesiz iş yapmaz, ağzı hep zikirle, Kur’an’la meşgul olurdu. Annemiz namahrem insan yüzünü görmemiştir ve hepimize Kur’an dersini annemiz vermiştir.
Aile mefhumu kalmadı neredeyse, aileler bölündü parçalandı. Boşanmalar zirve yaptı. Adeta boşanmak için evlilikler yapılıyor günümüzde. Herkes çok nazlı, çok nazenin. Kimse kimsenin kahrını çekmiyor, çekemiyor. Hoşgörü bitmiş, tükenmiş. Eskiden bir yastığa ömür boyu baş koyarlardı ve ölünceye kadar birlikte bir hayat sürerlerdi eşler. Basın ve medya başta olmak üzere pek çok kurum ve kuruluş bu olumsuz süreci maalesef tetiklemektedir.

Mutlaka birileri, etkili ve yetkili kişiler başta olmak üzere, bir an evvel bu işe el atmalıdır. Bu laubalilik, bu nemelazımcı yaklaşım, bizim sonumuz olabilir. Aileler, basın-medya kuruluşları, resmî ve gayrı resmi eğitim yuvaları, hemen şimdi, hiç vakit kaybetmeden bu çok önemli eğitim faaliyetine el atmalı ve bu bir devlet politikası hâline getirilmelidir.
Değerlerimizi kaybettik, ancak tekrar kazanabiliriz. Elimizi çok çabuk tutmamız gerekir. Ümitsizliğe düşmeden canla başla bu facianın, bu büyük yangının önüne geçilmelidir. Kaybettiğimiz edep ve hayâmızı, ar ve namus anlayışımızı titiz bir çalışmayla kazanma şansımız vardır. Zor olsa da bu felaketin önüne el birliği ve güç birliğiyle geçilebilir, ciddi insanların bu işi ciddiye alması şartıyla.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz