2023 yılında Cumhuriyetimiz 100. yılını dolduracak ve böylece yeni devletimiz bir asrı geride bırakmış olacak. Bu nedenle ikinci yüzyılına girecek devletimizin tüm kurumları için 100. yıl hedefleri belirlendi. Tüm devlet kurumlarının hedefi; Cumhuriyetin 100. yılında daha güçlü, daha modern ve daha müreffeh bir devlet imajını ortaya koymak için plan ve projeler yaparak hayata geçirmek ve devleti şaha kaldırmak. Bu ideal yaklaşık on yıldan beri sürekli “Hedef 2023” sloganı adı altında gündemde tutularak halka yeni bir umut, güzel bir gelecek ve her alanda ilerlemeyi vaat ediyor. Bu bağlamda eğitim alanında da “Eğitim 2023 Vizyonu” uzun bir zamandan beri hükümet, bakanlık ve eğitim camiasının gündeminde konuşulup tartışılmaya devam ediyor. Son olarak 23 Ekim 2018 tarihinde “Eğitim 2023 Vizyonu” bizzat Sayın Bakanımız tarafından eğitim camiasına ve kamuoyuna tanıtılmıştı.
Uzun zamandan beri içeriğini merakla beklediğimiz “Eğitim 2023 Vizyonu”nun tanıtımını dinleyip, muhtevasını incelediğimizde: “Eskiden farklı olarak neler var, neler yapılacak, neler değişecek, eğitim nasıl düze çıkacak?” gibi sorularımız ve umutlarımız konusunda, biz eğitimciler olarak hayal kırıklığı yaşadığımızı burada söylemek zorundayız. Ve şu ana kadar yapılanları ve yapılacak olanları da göz önüne alarak, yeni vizyondan eğitim camiası olarak pek de memnun olan hiç kimseye rastlamış değiliz.
Yediden yetmişe tüm ülke halkının memnun olmayıp, sürekli şikâyetçi olduğu eğitim siteminin neresi, nasıl düzeltilmiş diye uzun uzadıya defalarca incelememize rağmen; eğitimin yeni vizyonunda sadra şifa, derde deva, bizi heyecanlandıran veya umutlandıran çok önemli bir değişikliğe maalesef rastlayamadık. Doksan küsur yılda sürekli değişen, yazboz tahtasına dönüşmüş; her gelen bakanın şikâyetçi olup değiştireceğini iddia ettiği ancak bir türlü değiştiremediği sistem, eski hamam eski tas olarak iskele kazığı gibi yerinde sapasağlam durmaya devam etmekte; sonuç olarak eski külüstür sistemin revizyondan geçirilerek yürütülmeye devam edeceği anlaşılmaktadır. Bu konuda “külüstür” tabiri acaba fazla mı kaçtı, insafsızlık olmasın diye kelimenin kökenini araştırdığımda karşıma ilginç bir sonuç çıktı: Yunanca kílistra (cambazhane, oyun yeri, ahırın bir bölümü) sözcüğünden alınan bu sözcük, Eski Yunancada “kylistērion veya kýlistra” (yuvarlanma yeri’, hayvanların toz ve çamurda debelendiği yer) sözcüğünden evrilmiş, dolayısıyla bu kelime, tam da bizim eğitim sistemimizi nitelendirecek bir kelime… İkide bir tekleyen, sağa sola yuvarlanan, yerinde debelenip bir türlü mesafe alamayan Türk Eğitim Sistemini çok güzel anlatıyor kanaatindeyim.

1.yıla az bir zaman kala bir öğretim yılını daha geride bırakarak yeni bir öğretim yılına giriyoruz. 2019-2020 öğretim yılına girerken geride kalan yılın karnesine bir göz attığımızda geleceğe dair bir umut taşıdığımızı söylemek aşırı iyimserlik olur. Genç bir nüfusa sahip olan ülkemizde ilk ve orta öğretimde okuyan 18 milyon, yüksek öğretimde ise yaklaşık 8 milyon olmak üzere toplamda 26 milyon öğrencisi ve Milli Eğitim Bakanlığı’ndaki bir milyonun üzerindeki öğretmen ile üniversitelerdeki yüz binin üzerindeki akademisyeniyle nüfusumuzun üçte birini oluşturan eğitim ordusunun emek ve çabasının sonuçlarını yüksek öğretim ve lise giriş sınavlarının rakamları ortaya koymakta…
Bu yıl yapılan LGS sınavında katılan bir milyon öğrenciden 72 bin öğrenci Matematikten sıfır çekiyor. 100 bin öğrenci ise Yabancı dil testinden hiçbir soruyu doğru cevaplayamıyor. YKS (Yüksek Öğretim Kurumları Sınavı)’ye ise yine iki buçuk milyona yakın öğrenci katıldı. 2019 TYT’de sınavı geçerli olan 2 milyon 390 bin adayın testlerdeki ortalama doğru cevap oranı sayıları şöyle: Türkçe 40 soruda 14,673, Sosyal Bilimler 20 soruda 6,687, Temel Matematik 40 soruda 5,672, Fen Bilimleri 20 soruda 2,243 ortalama.
Geçen yılla kıyasladığımızda gidişatın olumsuz yönde devam ettiği daha net şekilde anlaşılmakta: 2018 TYT’de sınavı geçerli olan 2 milyon 260 bin 273 adayın testlerdeki ortalama doğru cevap sayıları şöyle: Türkçe 40 soruda 16,179, Sosyal bilimler 20 soruda 6,003, Temel Matematik 40 soruda 5,642 ve Fen bilimleri 20 soruda 2,828 ortalama. Bu tablo eğitimde tam olarak bir iflas bilançosu gibi… Özellikle Temel Matematikte 40 soruda 5,6 ortalama ile Fen Bilimlerindeki 20 soruda 2,2, 2-8 ortalama çok vahim bir tabloyu göz önüne koymaktadır. 2019 AYT (Alan Yeterlilik Testi) doğru cevap oranları daha da vahimdir: Türk Dili ve Edebiyatı 24 soruda 4,985, Tarih-1 10 soruda 2,035, Coğrafya-1 6 soruda 2,184, Tarih-2 11 soruda 1,982, Coğrafya-2 11 soruda 2,397, Felsefe grubu 12 soruda 2,477, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi veya ek Felsefe grubu testinde 6 soruda 1,070, Matematik 40 soruda 4,775, Fizik 14 soruda 1,034, Kimya 13 soruda 0,963, Biyoloji 13 soruda 1,298 ortalama.
Yukarıdaki tablolardaki iflasın sorumluları kimlerdir diye sorsak; liseler ortaokulu, ortaokullar ilkokulu, ilkokullar ise aileleri, aileler de yetkilileri, yetkililer ise dönüp önce öğretmenleri, daha sonra sistemi kusurlu olarak göstereceklerdir. Öğretmenlere sorsak, kusurlu ve yanlış olan sistem ve yetkililerdir. Velhasıl hiç kimse bu iflasın sorumluluğunu kabul etmeyecek ve herkes kabahati başkalarına yükleyecektir. Son on altı yılda yedi kere bakan, on beş kere sistem değiştiren bakanlık bir türlü aradığı istikrara kavuşamamıştır. Eğitim konusunda milli bir politika geliştirememiş ve uygulamaya koyamamış olan Milli Eğitim Bakanlığımız bu devasa sorunu “yazboz tahtası” usulü ile yıllardan beri çözmek bir yana, içinde bulunduğumuz zaman itibarı ile iyice içinden çıkılmaz hale getirmiştir.
1949 yılında ABD ile yapılan Fulbright anlaşması ile hâkimiyet alanını Amerika’ya kaptıran eğitim sistemimiz bir türlü iflah olamamıştır. Arkasında ABD’nin olduğu 28 Şubat post modern darbesinin bir dayatması olarak uygulamaya konulan “sekiz yıllık kesintisiz eğitim” sürdürüldüğü on beş yıl içerisinde, gerek İmam Hatip Liselerinin de içinde yer aldığı mesleki eğitime, gerekse genel eğitime önemli oranda onarılması güç zararlar vermiştir. Eğitimi bitirme noktasına getiren bu çağdışı uygulama ancak 2012 yılında kaldırılabilmiş, yerine 4+4+4 sitemi getirilmiştir. Bununla birlikte on iki yıla çıkarılan zorunlu eğitim modeli de mevcut problemi çözmek bir yana daha da içinden çıkılmaz bir hale sokmuştur.
2012 yılından itibaren uygulamaya konulan on iki yıllık zorunlu eğitim, bugün özellikle liseleri, öğrenci ve öğretmenler açısından tahammül edilemez birer mekân haline dönüştürmüştür. Öğrencilerin yeteneklerini ve zekâ yapısını hiç nazarı dikkate alınmadan hazırlanmış olan lise müfredatları adeta okulu öğrenci ve öğretmenler açısından birer cezaevine çevirmektedir. Bu nedenle bugün eğitimin ıslahı ve öğrencilerin yararı dikkate alınacaksa, yapılacak ilk iş eğitimi 1997 yılı öncesindeki eski şekline çevirmektir. Beş yıllık zorunlu temel eğitimden sonra öğrenciler yetenekleri doğrultusunda ortaokul ve liseler yanında mesleğe yönlendirilmelidir. Bu nedenle tüm meslek liselerinin orta bölümleri açılmalı, meslek liseleri cazip hale getirilmeli, her türlü meslekle ilgili okullar açılıp sayıları çoğaltılmalı; bu okullara, kaliteli bir eğitim açısından kalifiye öğretmen, bina, araç gereç ve her türlü donanım desteği yapılmalıdır. Bu konu ülkemizin sanayi, teknoloji, tarım ve endüstri açısından gelişip kalkınabilmesi için elzem bir meseledir.
Eğitim sistemimizin ellerine kelepçe, ayaklarına ise pranga vurulması Osmanlı devletinin zayıflama döneminde başlamış, günümüze kadar devam etmiştir. Bugün eğitim sistemimizin en önemli çıkmazlarından biri ahlak ve maneviyat ekseninden uzaklaşmış olmasıdır. Özellikle Tanzimat dönemiyle birlikte etki alanına girdiği batı modelinin dayattığı maddeci yani Materyalist bir yapıya girmiş olmasıdır. Bu anlayışın temelinde evrenin tek yaratıcısını ve O’nun insanla ilgili tekliflerini reddetmek vardır. Bu zihniyet insanı, hayatı ve toplumu değersiz kılan düşünceleri içinde barındırması nedeniyle, fıtrata aykırı uygulamaları dayatmakta ve eğitimi sevilmez ve çekilmez bir hale getirmektedir. Ahlak ve maneviyattan yoksun bir eğitim sistemi toplumu asla başarıya ulaştıramayacak ve insanları mutlu edemeyecektir.
İnanç ve maneviyattan yoksun bir şekilde yetişen gençler büyük bir boşluk içerisinde bocalamaktadır. Özellikle liselerde son yıllarda yaşanan öğrenci, öğretmen ve idarecilere yönelik şiddet önlenememekle birlikte artarak devam etmektedir. Liselerde görevlendirilen “okul polisi” ve okul civarında devriye gezen emniyet güçleri, ayrıca güvenlik görevlileri; birer suç makinesi olarak okula devam eden, psikolojisi bozuk öğrencilerin neden olduğu olayları tam olarak önlemekte yetersiz kalmaktadırlar. Çünkü bugün eğitim kurumlarındaki disipline dayalı problemlerin, meydana gelen adli vakaların ve akademik başarısızlığın en önemli nedenlerinden biri “karma eğitim” sistemidir. Ortaokul ve liselerdeki karma eğitim modeli materyalist batıcı zihniyetin bir dayatması olarak uygulanmakta ve bahsettiğimiz problemlerin ana nedeni olarak karşımızda bulunmaktadır. Okulların kız ve erkek olarak ayrılması, fıtratın ve hayatın bir gerçeği olmasına rağmen; konunun laiklik, çağdaşlık, eşitlik ve pedagoji gibi alanlara çekilmesi tamamen bilimsellik ve akılcılıktan uzaktır. Oysaki başta İngiltere olmak üzere batı ülkeleri karma eğitimin okullarda şiddet, cinsel taciz ve diğer olumsuzluklarını tespit ederek, bu uygulamadan vazgeçmekte ve okulları kız ve erkek diye ayırmaktadırlar.
Milli Eğitim Bakanlığının yeni öğretim yılında uygulamaya koyacağı ara tatiller ise ileride ayrı bir problem oluşturma potansiyeli taşımaktadır. Toplam 180 iş günü bulunan bir öğretim yılında; öğretim döneminin, sıcak havaların hüküm sürdüğü ve doğru dürüst derslerin işlenmediği Eylül ayında bir hafta erken başlatılması, Haziran ayında ise bir hafta uzatılması nedeniyle Kasım ve Nisan aylarında birer haftalık iki ara tatilin konulması, gerçek hayattan çok uzak ve çok gereksiz bir uygulamadır. Bu ara tatiller öğrencinin dinlenmesinden daha ziyade, okuldan soğumasına ve ders çalışma konusunda rehavete kapılmasına neden olacağından, pedagojik yönüyle yanlış bir uygulamadır, ve bu yanlıştan bir an önce dönülmelidir.
Sonuç olarak, 2023 Eğitim Vizyonu yukarıda zikrettiğimiz eğitimin ana meseleleriyle ilgili hiçbir çözüm yolu sunmayan, mevcut sistemin çatlaklarını cilalayıp, sorunların üzerini kapatan yapısıyla, ülkemize hiçbir şey kazandırmayacaktır. Ülkemizin her yönüyle geleceği demek olan eğitimin bu kadar yanlış sistemler ve uygulamalarla içinden çıkılmaz ve verimsiz hale getirilmesi ağır bir vebaldir. İşsiz sayısını arttırmaktan başka bir işe yaramayan, ülke kaynaklarının boş yere harcanmasına neden olan ve dahası kalkınma ve ilerleme konusunda diğer ülkelerden geri kalmamıza neden olan ve daha da önemlisi milli olmaktan çok uzakta olan bu sistem ne zaman değişecektir? Önümüzdeki yıllar yine boşa mı gidecek, geleceğimiz ve gençliğimiz yine heba mı edilecektir? Bu yanlış yolda yürümekten vazgeçelim, gerçekleri millete açıklayalım, milletin desteği ile kelepçe ve prangaları kıralım artık diyoruz. Rabbim başta idarecilerimiz olmak üzere hepimize bu şuuru, cesareti ve gayreti nasip etsin.