Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah (c.c)’a hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’ya, âline ve sahabelerine olsun.
Talim ve Terbiye bir ülkenin en önemli meselesidir. Biz Müslüman bir toplumuz ve her konuda olduğu gibi Talim ve Terbiye konusunu da inançlarımız doğrultusunda ele almak zorundayız. Bu bakımdan biz, hakkı üstün tutan bir medeniyetin mensupları olarak Talim ve Terbiye konusuna bizi biz yapan esaslar bütünü olan Milli Görüş penceresinden bakmamız gerekir. Biz, eğitim ve öğretime Milli Görüş penceresinden bakmadığımız sürece bu alanda yaşanılan sıkıntıların hiçbirisine köklü bir çözüm üretemeyiz. Ne olursak olalım, kendimizi ne olarak ifade edersek edelim, mesela biz muhafazakâr demokratız, milliyetçi demokratız, sosyal demokratız, solcuyuz, komünistiz, liberaliz diyelim, neticede biz İslam ümmetinin evlatlarıyız. Ve bizi tanınmaz hale getiren, birbirimize yabancılaştıran şey, talim ve terbiyede yaptığımız yanlış tercihlerdir. Yaptığımız yanlış tercih, materyalist eğitimdir. Siz, var olan bir hakikati yok sayarsanız, o hakikat, siz inkâr ettiniz diye yok olmaz. Bunun aksine siz, bir yalanı hakikat sayarsanız, o yalan da hakikat olmaz. Materyalizm uydurulmuş bir yalandır ve yalandan hakikat çıkmaz. Akıl, sahibinin ipini yalan kazığına bağlarsa, o sahip helak olur. Akıl, sahibinin ipini hakikat direğine bağlarsa, o sahip felah bulur. Akıl, ilah değildir, sahibini hak ilaha götüren kabiliyettir. Batılılar aklı ilahlaştırdılar, insanlıklarını kaybettiler. Biz de aklımızı batıcılık kazığına bağladık, iki yakamız bir araya gelmiyor.

Eğitimin Mecrası
İnsanların ilk eğitim aldıkları yer, AİLE kurumudur. Kişiye ilk eğitimi verecek anne ve babanın dini, yani ilah, insan ve çevre anlayışı kişinin alacağı terbiyeyi şekillendirir. Peygamberimiz (a.s.v)’in şu beyanı bu gerçeği açıklar: “Her doğan çocuk ancak İslam fıtratı üzere doğar. Sonra anne babası onu Yahudileştirir veya Hıristiyanlaştırır veya Mecusileştirir.” Yani çocuğu yetiştirecek olan anne ve baba Yahudi ise kişi Yahudi, Hıristiyan ise kişi Hıristiyan, Mecusi ise kişi Mecusi, Marksist ise kişi Marksist olarak yetişir. Burada terbiyecinin sahip olduğu inanç, terbiye ettiği çocuğun kişiliğine olduğu gibi yansıdığı görülmektedir.
Talim ve Terbiye siyasetini belirleyen devletler de, tıpkı anne ve babalar gibi hangi inanç ve zihniyeti benimsemişler ise, benimsenen inanç ve zihniyet istikametinde bir halk yetiştirmenin eğitimini yaparlar.

Talim ve Terbiye işinin tanziminde iki yol vardır. 1. Peygamberlerin temsil ettiği ahlak ve maneviyat yolu, 2. İnkârcı zalimlerin temsil ettiği materyalizm yolu. Birinci yolu bugün Milli Görüş temsil ederken, ikinci yolu bütün kurum ve kuruluşları ile Batı ve İşbirlikçileri temsil etmektedir. Türkiye, 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan anlaşması ile birlikte her alanda olduğu gibi Talim ve Terbiyede de batıcılığı benimsemiştir. Yani Türkiye’de tatbik edilen eğitim siyasetinin mecrası batıcılıktır. Ve bu eğitim, hedef ve amaçları itibariyle AB’nin belirlediği eğitim değerleri üzerine bina edilmiş bir eğitimdir. Halkı Müslüman olan Türkiye, Lozan anlaşmasından günümüze Talim ve Terbiyesini batının inanç, insan ve çevre anlayış ve değerlerine uygun olarak yürütmüştür. Zaman içinde yöntemler değişse de, zihniyet hiçbir zaman değişmemiştir.

1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu
Türkiye’de yürütülen eğitimin ana esaslarını belirleyen kanun 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’dur. Ve bu kanunun 2. Maddesi, Türk Milli Eğitiminin Genel Amaçları ile Temel İlkelerini belirler. Bu amaçlara bir bakış yapmakta fayda vardır.
Genel amaçlar: Türk Milletinin bütün fertlerini;

  1. Atatürk inkılâp ve ilkelerine ve Anayasada ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı… Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek;
  2. Hür ve bilimsel düşünme gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı, kişilik ve teşebbüse değer veren, topluma karşı sorumluluk duyan; yapıcı, yaratıcı ve verimli kişiler olarak yetiştirmek;
  3. …ve nihayet Türk Milletini çağdaş uygarlığın yapıcı, yaratıcı, seçkin bir ortağı yapmaktır.
    Özel amaçlar: Türk eğitim ve öğretim sistemi, bu genel amaçları gerçekleştirecek şekilde düzenlenir ve çeşitli derece ve türdeki eğitim kurumlarının özel amaçları, genel amaçlara ve aşağıda sıralanan temel ilkelere uygun olarak tespit edilir.
    Türk Eğitiminin Önemli Bazı Temel İlkeleri
  4. Eğitimde hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
  5. Eğitimde kadın, erkek herkese fırsat ve imkân eşitliği sağlanır.
  6. Milli ahlak ve milli kültürün bozulup yozlaşmadan kendimize has şekli ile evrensel kültür içinde korunup geliştirilmesine ve öğretilmesine önem verilir.
  7. Ancak, eğitim kurumlarında Anayasada ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine aykırı siyasi ve ideolojik telkinler yapılmasına ve bu nitelikteki günlük siyasi olay ve tartışmalara karışılmasına hiçbir şekilde meydan verilmez.
  8. Türk milli eğitiminde laiklik esastır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilköğretim okulları ile lise ve dengi okullarda okutulan zorunlu dersler arasında yer alır.
  9. Okullarda kız ve erkek KARMA eğitim yapılması esastır. Ancak eğitimin türüne, imkân ve zorunluluklara göre bazı okullar yalnızca kız veya yalnızca erkek öğrencilere ayrılabilir.
    Analiz
    Bu kanun, tarafsız bir anlayışla incelendiğinde ideolojik bir dayatma diline sahip olduğu kolayca görülmektedir. İdeolojilerin tek tipçi insan yetiştirme anlayışları, fıtri hukukun teminat altına aldığı insan haklarına ve ailelerin çocuklarını benimsedikleri inanç ve ahlaki değerlere göre yetiştirebilme haklarına aykırıdır. Bu dayatmacı ideolojik yaklaşım, toplumların var olan kültürel zenginliklerini de tahrip etmekte ve yozlaştırmaktadır. Biz Türkiye olarak, bu ideolojik dayatmalardan vazgeçmediğimiz sürece eğitimin hiçbir meselesini çözemeyiz. Çözdük zannederiz, ancak kendimiz çözülür gideriz. Bu kanunda göze çarpan başka bir konu da, laiklik gibi tanımı yapılmamış kavramlar yoluyla eğitimin daha da içinden çıkılmaz hale getirilmesidir. Laikliğin anayasada ve kanunlarda milletimizin her türlü maddi ve manevi değerlerini koruma altına alacak şekilde tanımı yapılmadan eğitimde bir rahatlamaya kavuşmak imkânı da olmaz. Bunu yapmak zor bir konu da değildir. Muğlâk ifadelerin egemen olduğu düzenlemeler, her zaman art niyetli insanların iştahını kabartır ve ülkeyi çıkmazın içine sürükler. Türkiye’de eğitimin içinde bulunduğu bunalımın temelinde, tabulaştırılan bu anlaşılmaz kavramlar yatmaktadır. Buradan çıkışın tek yolu vardır. O da Milli Görüşün teklifleri istikametinde eğitim belgelerinin net ve anlaşılır bir şekilde yeniden düzenlenmesidir.
    Yama Değil Milli Görüş İle Onarma
    Eğitim ve öğretim meselesini materyalizm ile maneviyatçılığın bir sentezi yapılarak ele almak ve böylelikle çözmeye çalışmak, kurt ile koyunu aynı çuvala koymaya benzer. Burada koyun kurda yem edilmiş olur. Materyalizm ile Maneviyatçılığın sentezinden oluşacak bir eğitim ve öğretim halkı Müslüman olan ülkeye yapılacak en büyük kötülük ve zulümdür. Böyle bir sentez, hem ŞEYTAN razı olsun, hem de ALLAH razı olsun demektir ki, bu boşuna ve anlamsız bir gayrettir. Çünkü şeytan adamlarından İFSAT için eğitim yapmalarını isterken, Allah Teâlâ ise kullarından ISLAH için eğitim yapmalarını ister. Materyalist eğitim, İFSAT için tasarlanmış bir süreçtir. Maneviyatçı eğitim ise ISLAH için yapılan bir terbiye sürecidir. Bir Müslüman toplum ve onu idare eden Müslüman yöneticiler, inançlarının gereği olarak ISLAH edici bir eğitim yolunu seçerler.
    Milli Görüş Ve Eğitim
    Milli Görüş eğitimi, her kademedeki öğrencilerimizin düşünce ve davranışlarında; yanlışı değil, doğruyu, zararlıyı değil, faydalıyı, zulmü değil, adaleti, kötüyü değil, iyiyi, çirkini değil, güzeli seçip uygun vasıtalarla ameli meleke kazandırmaya yönelik planlı, programlı terbiye sürecine eğitim denir. Milli Görüş, eğitim konusu özetle şu şekilde ele almaktadır: “Eğitim insan kişiliğinin tam gelişmesini, insan hakları ve temel özgürlüklere saygının kuvvetlenmesini sağlayıcı nitelikte olmalı, tüm insanlar ve gruplar arasında kardeşliği, hoşgörüyü, dostluğu ve barışı teşvik etmelidir. Eğitim ve öğretimde insanların sadece bilgi ve becerilerle donatılması yeterli değildir; insanlara bazı yüksek değerlerin de kazandırılması gerekir. Bu nedenle eğitim ve öğretimin terbiye boyutu da önemsenmelidir. Son yıllarda sürekli olarak yöneticiler ve kadrolar değişmiş, binalar, akıllı tahtalar ve tabletlerle uğraşılmış, fakat batılı muhteva ve materyalist ruh değişmemiştir. Bu sebeple eğitimde kalite düşmüş, fırsat eşitliği ortadan kalkmıştır. Milletimiz büyük ve şerefli tarihi boyunca ilim ve faziletin bayrağı olmuştur. Büyük âlimler yetiştirmiştir. Büyük arifler yetiştirmiştir. Bütün dünyaya ilim ve irfan saçmıştır. İlmin, fennin, irfanın, ahlâk ve faziletin kısacası maddi ve manevi medeniyetin bayrağı olmuştur. Manevi ilimlerdeki dünyaya ışık saçan müstesna yerimiz yanında müspet ilimlerin de kurucuları biz olmuşuz. Biz bunu maneviyatçı eğitim ile başarmışız.”
    Sonuç
    Türkiye Milli Görüşe dönmeden hiçbir meselesini çözemeyeceği gibi Talim ve Terbiye meselesini de çözemez. Çünkü bu eğitim programlarında çocuğun kalbi yine boş bırakılıyor. Erbakan hocanın dediği gibi “bu programlar çocuğun kalbine Allah korkusunu” koymayı hedeflemiyor. Bakan İsmet Yılmaz, yeni ders müfredatlarını yaparken kullandıkları kaynak ve dokümanlara ilişkin olarak “MEB Kalite Çerçevesi, MEB 2015-2019 Stratejik Planı, 2023 TÜBİTAK Vizyon Belgesi, 21.yüzyıl becerilerini” dikkate aldıklarını söylüyor. Bu belgelerin hiçbirinde “Önce Ahlak ve Maneviyat” yok. Bu belgelerin hepsi AB gözetiminde, onların hedefleri gözetilerek hazırlanan belgeler. Bu belgelere bağlı kalınarak yapılan değişikliklerden hayır gelmez. Eğitimi sağlam temellere oturtmanın temelleri tarihimizde mevcuttur. Selam hidayete tabi olanlara…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz