Ana Sayfa Milli Şuur 54. Sayı EĞİTİM HAYATIN TAMAMINI KUŞATIR

EĞİTİM HAYATIN TAMAMINI KUŞATIR

Salgının geride bıraktığı en büyük tahribat karamsarlık ve ümitsizlik! Toplumun morale ve psikolojik desteğe ihtiyacı var. T

131
0

İSLAM dininde eğitim hayatın her safhasını kuşatır. İnsan yavrusu anne karnında bile ilgisizliğe terk edilmemiştir. Annenin helal gıdalarla beslenmesi istenmiş, Allah korusun, çocuğun haram yollardan yedirilip içirilmesinin genlerini etkileyeceği bildirilmiştir.

Dünyaya gözlerini açan yavrunun sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okunması, ona yapılan ilk telkin (eğitim)dir. Müslüman bir aile içinde yetişen çocuk, gördükleri ve yaşadıklarından etkilenecek ve bu etkinin bir ömür kalıcı izleri olacaktır. Gerek helal lokma ile beslenmesi gerekse güzel örneklerle karşılaşması, çocuk üzerinde büyük bir titizlik gösterilmesi sonucu gerçekleşecektir.

İnsan başıboş bırakılmış rasgele yaşayan bir varlık değildir. Hayatta “bilgi”nin egemen olması gerekir. İnancımızın bize, “Beşikten mezara kadar ilim öğrenmeyi” öğretmesinin sebebi budur. Allah’ın 99 güzel isminden birinin “el-Alîm” (her şeyi hakkıyla bilen); 14 sıfatından birinin de “ilim” (bilgisi her şeyi kuşatan) olduğunu unutmayalım. İlim insana Allah’tan verilen bir hibe, bir lütuf, bir bağıştır. İlminkaynağı Allah’tır. İnsana verilen ise ondan bir cüzdür. İnsan ilim öğrendikçe Allah’ın büyüklüğünü tanır, olgunlaşır, mütevazı bir insan hâline gelir.

İLİM AMEL ETMEK İÇİNDİR
İSLAM dininde ilim malûmat olsun kabilinden öğrenilmez. Bilgi, salih amele dönüştürülmek, yaşanmak, hayata uygulanmak için öğrenilir. Zaman içinde bu uygulamalar “eğitim”e dönüşür. Bildiğini yapmayanın hâli, toprağını sürüp de tohumunu atmayan çiftçinin hâli gibidir. Salih amel (uygulama) ilmin meyvesidir. Amelsiz ilim meyvesiz ağaca benzer.

İlim eşyanın hakikatini kavramaktır. Salih amel, bildiğini “faydaya dönüştürmek”tir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Faydasız ilimden Allah’a sığınır.” (Tirmizi) İlimle amel insanı ve toplumu ihya eder. İlmi faydaya dönüştürmek (ilimle amel etmek) bir zorunluluktur. Kıyamet günü insan 5 şeyden sorguya çekilmedikçe Allah’ın huzurundan ayrılamaz. Bunlardan biri de “bildiği ile amel işleyip işlemediği” sorusudur.

İlimle amel, insanın bildiklerine saygıdır. İnsanı olgunlaştırır. Devamlı gelişme içinde olmasını sağlar. Her gün bir önceki günden daha ileri gider. İki günü birbirine eşit geçmez.

İLİM HAYATI KUŞATIR
BİLGİ dendiği zaman hemen “okullar” akla gelir. Okullar bilginin öğretildiği mekânlardır. Okulsuz olmaz. Fakat bilginin salih amele dönüştürülmesi yalnız okullarda yapılmaz. Hayatın bütününde uygulanır. Okul bilgiyi öğrenme mekânı, hayat ise bilgiyi uygulama alanıdır. Bu bütünlüğün sağlanmadığı zamanlarda insan bocalıyor, toplum yanlış adımlar atıyor.
Eğitimin kuşatıcı özelliğinin iyi anlaşılmadığını açıklamak için biri bireysel, diğeri toplumsal iki örnek vermek isterim: Bireysel olanı Atakan Kayalar olayı, toplumsal olanı da Covid-19 salgınında yaşadıklarımızdır.

ATAKAN OLAYI
ŞUBAT ayında bir Atakan Kayalar olayı yaşadık. Atakan doğuştan “özel yetenekli” 10 yaşında bir çocuk. Fakat büyüklerin uğraş alanıyla meşgul. Hayal âlemini zenginleştiren kitaplar, bilim kurgu romanları okuyor, felsefi kitaplara ilgi duyuyor, hatta basın toplantısı yaparak her soruya cevap yetiştiriyor.

Bu özelliği basına yansıdıktan sonra sosyal ağlarda tam bir gün hep Atakan konuşuldu. Hayatını anlatan videolar yayınlandı, bir öğretmeni konuşturuldu. Herkeste görülmemiş bir hayranlık! Ona mevki biçenler, parlak bir geleceği olacağını söyleyenler, bilimde nasıl yükseleceğini anlatanlar, Türkiye’de ve dünyada elde edeceği makamları kestirmeye çalışanlar…

Bu manzara bir gün sürdü. Uzmanlar, eğitimciler de konuşmaya başladı. Çocuğun “medya maymunu”na dönüştürüldüğünü ifade edenler, yaşının gerektirdiği hayatı yaşaması gerektiğini dile getirenler, kontrolsüz bir yöntemle Atakan’ın kurda kuşa yem edileceği, geleceğinin karartılacağı görüşünü seslendirenler oldu.

Konuya Millî Eğitim Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı el attı. Eğitimciler, psikologlar, çocuk doktorları görüş bildirdi. İnsan hakları temsilcileri, çocuğun anne babasından izin almadan yapılan video paylaşımlarıyla bir hukuk cinayeti işlendiğini söylediler.
Kısaca, Türkiye’nin beklenmedik bir zamanda karşılaştığı Atakan olayında toplum neredeyse ikiye ayrılacak duruma geldi. Sonunda ilgili bakanlıklar Atakan’ın “özel yetenekli öğrencilerin eğitimi” statüsünde, beş aşamalı bir eğitim programıyla yetiştirilmesi kararı alındı.

SALGIN PSİKOLOJİSİ
TÜRKİYE ve dünyanın hazırlıksız yakalandığı musibetlerden biri de Covid-19 salgını oldu. Pek çok alanda bocaladık. İnsanlarla iletişim, yöneticilerin tutumu, Covid-19 virüsü ile ilgili haberlerin veriliş üslubuna kadar eğitim psikolojisine aykırı pek çok olayla karşılaştık.

İnsanlarla iletişim, yöneticilerin tutumu, Covid-19 virüsü ile ilgili haberlerin veriliş üslubuna kadar eğitim psikolojisine aykırı pek çok olayla karşılaştık.

Covid-19’u hazırlayanlar zaten toplumda bir korku ve endişe oluşsun istiyorlardı. Bu konuya hazırlıksız yakalandığımız için yer yer biz de bu yanlışa ortak olduk. Gelişmiş ülkelerin TV’lerinde kan, yaralanma, kavga gibi görüntüler canlı olarak yayınlanmaz. Çünkü bunlar toplum psikolojisini olumsuz etkileyen faktörlerdir.

Şöyle bir hatırlayın! En çok ekranlara gelen görüntüler neydi? Vızır vızır gelip giden ambulans araçları, doktorların ameliyat anındaki görüntüleri, hastalığa tutulanların ürpertici davranışları, karantina altında bulunanların çaresizlikleri…

Genelde hastalığın tedavisi, aşısı, ilaçları, sağlık personelinin fedakârlıkları, aşı testleri, vaka ve ölenlerin sayısı vb. konular öne çıktı. Bu görevler elbette acilen yapılacaktı. Fakat toplum sağlığını korumak için olayın eğitim ve psikolojik boyutunu yönetecek bir heyetin de bulundurulmasının bir ihtiyaç olduğu görüldü. Çünkü sağlık, bedenin madden ve manen dengeli olmasıydı. İnsanların manen rahatlamasına yönelik çalışmalar yetersiz kaldı. Belki, bu konuda en etkili olan olay, Sağlık Bakanımızın tabii, kararlı, mütevazı ve sükûnet içinde görevini yürütmesi oldu.

Şurası anlaşıldı ki hastalar, sağlıkçılar, yöneticiler ve halkın eğitim psikolojisi alanında eksiklikleri vardı. Eğitim ve toplum psikolojisi uzmanlarının konuyla ilgili görüşlerinin, hizmetlerde “tamamlayıcı unsur” olacağı ortaya çıktı.

PSİKOLOJİK DESTEK
İNSANLIK, dünya savaşlarındaki yıkıma benzer bir travmayla karşı karşıya kaldı. Toplum beklenmedik bir salgının tahribatına hazır değildi. Bunun salgın sonrası da etkisini gösterecek izleri olacaktı. Savaşların geride bıraktığı hastalık ve psikolojik rahatsızlıklar gibi. Şimdi toplumun moral ve psikolojik desteğe ihtiyacı var. Eğitimci ve psikologlara düşen görev, salgının bıraktığı tahribatı önleyici tedbirler ortaya koymalarıdır.

Salgının geride bıraktığı en büyük tahribat karamsarlık ve ümitsizlik! Toplumun morale ve psikolojik desteğe ihtiyacı var. Toplum psikolojinin sağlıklı bir zemine oturması için maddi başarıların psikolojik destekle tamamlanması gerekiyor. Manevi değerlerimizi canlı tutup toplum hayatına yansıtmanın tam zamanı! Manevi değerlerimiz, bizi güçlü kılan yönümüz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz