Şurası tartışmasız bir gerçektir ki yükselen devlet ve medeniyetler eğitimde başarılı olan devletler veya medeniyetler; çöken ve gerileyen devlet ve medeniyetler ise eğitimde başarısız olan devlet veya medeniyetlerdir.
Şu an itibariyle devletimizin en üst yöneticilerinden en alt kademedeki insanlarına kadar istisnasız herkes eğitimde bir türlü istenen başarıyı yakalayamadığımızı hep bir ağızdan haykırmaktadır.
Bu durum kocaman bir dağ gibi karşımızda duruyorken, devletimiz nasıl geleceğe yön veren bir devlet ve milletimiz nasıl geleceğinden emin bir millet olacaktır?
Günümüzde ilmi irfani ve vicdani olarak yeterli seviyede yetiştiremediğimiz on beş yirmili yaşlarda ki gençlerimiz; Çok değil on yıl sonra piyasadaki işlerin pek çoğunun başında bulunacak, iyi yetişmemiş oldukları içinde bulundukları her kurumu istemeseler de geriye götüreceklerdir. Bu dehşet manzara Demokles’in Kılıcı gibi milletimizin üzerinde sallanıp durmakta ve vatan millet derdi olan iyi insanların uykularını kaçırmaktadır.
Nasıl bir küçük fidanın bile iyi yetişmesi için olmazsa olmaz şartlar vardır, işte aynen öylece yavrularımızı iyi yetiştirmenin de vazgeçilmez şartları vardır.
Bu şartların en hayati olanlarını şöylece sıralayabiliriz.

  1. İyi Niyet: Eğitimle ilgili olan, en üstten en alta kadar herkes sadece Allah rızası için çalışan insanlar olmalıdır. Çünkü eğitim gönül işidir, gönül ise Allah’ın insan bedenindeki evidir. Orada her şey Allah’ın rızası gözetilerek kurgulanmalıdır.
  2. Millî Yönetmelikler: Bizim bir İslam ülkesi olduğumuzu ve Müslümanların çocuklarını eğittiğimizi unutmamalıyız. Eğitimde kurallar Avrupa, Amerika ya da falanca zenginler kulübünün telkinlerine göre değil, bin yıllık milletimizin ruh köküne göre konulmalıdır.
  3. Şuurlu Öğretmen ve İdareci: İyi öğrenciyi ancak iyi bir öğretmen ve idareci yetiştirebilir. Bu gün kendisi yeterince yetişmemiş ya da alacağı parayı veya oturacağı makamı kutsayan pek çok meslektaşımızın olduğu üzücü bir gerçektir. Eğitim dünyası böyle düşük seviyede kişilerin elinden kurtulmadığı sürece ideal hedeflere varmak ancak hayallerde kalacaktır. Kısaca Fatih gibi bir öğrenci yetiştirmek için Akşemseddin gibi bir öğretmen bulunması çok hayati bir adımdır. Dersine görüntüyü kurtarmak için değil dinine, vatanına olan sevgisinden dolayı zamanında giren ve mesleğinin hakkını veren öğretmen sayısı arttıkça eğitimdeki başarı da kendiliğinden artacaktır.
  4. Bilinçli Veli: Günümüzde millÎ ve manevi değerlerine bağlı idealist gençler yetiştirilmesinin önündeki en büyük problemlerden birisi de, kendi çocuğundan daha problemli veli tipidir. Maalesef sayıları gün geçtikçe daha da artmaktadır. Dağılmış aileler, günahın her türüne gırtlağına kadar batmış anne babalar, bu gün sadece polisiye bir problem değildir, belki de bundan daha çok bir eğitimi olumsuz yönde etkileyen bir problemdir.
  5. İstekli Öğrenci: On iki yıllık eğitimin zorunlu olması sebebiyle sayıları azda olsa okullara istemeden zorla gelen öğrencilerimizin var olduğu bir hakikattir. “Gönülsüz yapılan aş ya karın ağrıtır ya baş” kaidesi gereğince derse istemeyerek giren bir iki öğrenci, hem diğer arkadaşlarını hem öğretmenleri olumsuz etkilemektedir. Mesela bir derste iki konu anlatıp on soru cevaplayacak öğretmen arkadaşımız dersi dinlemeyen, sabote eden bu tür öğrencilerimiz sebebiyle hem moral hem zaman kaybetmekte, belki bütün iyi niyetine rağmen ancak bir konu anlatıp beş soru çözebilmektedir, Burada herkes zarar ederken en büyük zararı iyi aileler ve onların yetiştirdikleri iyi çocuklar görmektedir ki bıraksan onlarca şey öğrenecek pırıl pırıl çocuklar yarım kapasite derse mahkum kalmaktadır.

Bakanlığımızın adı Millî Eğitim Bakanlığı olmasına rağmen, Bakanlığımız yıllarca ezbere dayalı öğretim yapmış, bunda da istediği neticeyi bir türlü maalesef alamamıştır.
Manevi değerlere dayalı bir millî kültür oluşturacak şekilde eğitimi ise neredeyse hiç başaramamış olsa gerektir ki okullarımızdan mezun olan milyonlarca gencimiz süratle ahlaki ve örfi bir ölçüsü olmayan, Avrupalılar gibi yiyen, giyen, düşünen ve yaşayan bireyler haline dönüşmüştür.
Peygamberimizin “Vücutta bir aza hasta olursa diğerleri de rahatsızlanır.” hadisi bize halimizi ve sebebini izah etmektedir.
Adliyedeki bir problem eğitimi, maliyedeki bir problem sağlığı, sağlıktaki bir problem en uzak ihtimal gibi görünse de ticareti olumsuz etkileyecektir.


Eğer eğitimde millî ve dini olan ölçüler hayata geçirilmezse her yeni bakan ve sistem geldiğinde gazellerle karşılanacak ve maalesef onlar giderken de ağıtlar yakılarak gönderilecektir ki eğitim hayatımızın son 50 hatta 100 yılı bunun çok acık göstergesidir.
Çok üzücü ve bir o kadarda düşündürücü bir durumdur ki daha bakanlık binasını ve bürokratlarını bile tanıyamayacak kadar kısa bir sürede değişen millî eğitim bakanlarımız ve en az onlar kadar çabuk değişen eğitim sistemlerimiz, komedi yazar ve çizerlerine malzeme olmaktadırlar.
Kısaca bizi eğitimin her adımında, Müslüman bir çocuğa yakışır şekilde “cehennemlik bir doktor, avukat, siyasetçi, iş adamı, general vb. olmaktansa, cennetlik bir çoban olmak daha iyidir.” diye en önemli kazanmanın Allah’ın rızasını kazanmak olduğu gerçeğine yönlendirecek bir anlayış lazımdır gerisi laf-ı güzaftır vesselam.