21.yüz yılı yaşarken her seferinde yeni eğitim, öğretim ve esasta öğrenme paradigmalarıyla ilgi odağı oluşturup toplumun karşısına çıkarak yeni model ve yaklaşım arayışlarından bahsetme gereğinin arka plânında insan öğrenmesinin detaylarının belki beden teknolojisi olarak en ince ayrıntısına kadar netleştirilemediğini ifade etmek gerekir. Şimdilik bu konunun sahibine ait oldukça anlamlı ve önemli çalışmaların sonucu olarak ortaya çıkan kuramsal yaklaşımlarla çerçeve oluşturmaya çalışılmaktadır. Hakikaten kuramlar aksi iddia ve ispat edilinceye kadar alanla ilgili kavramların içinin doldurulmasında ve o disiplin alanının daha iyi kavranmasına yardımcı olan bilgiler olarak kabul görmektedirler. Bu manada davranışçı öğrenme kuramcıları; insan öğrenmesinin ona gönderilen bir uyarıcı ve onun da ona verdiği tepki arasında gerçekleşen süreçlerde ortaya çıktığını ve o kurulan bağın öğrenme olduğunu açıklamaya çalıştıkları, bilişsel öğrenme kuramcılarının ise insan öğrenmesinin bu kadar basit olamayacağını ve etki ve tepki arasında kurulan bağ olarak ortaya çıkan davranış şeklindeki bir açıklamanın çok basit ve tam açıklayıcı olamayacağını savunarak insan öğrenmesinin en son ölçümlenebilen ve gözlemlenebilen davranış boyutundan önce zihinsel süreçlerde gerçekleştiğini savundukları anlaşılmaktadır. Öğrenme üzerinde çalışan birtakım nöro biyologlar da insan öğrenmesinin biyolojik bir süreç olarak ortaya çıktığını ve o çerçevede nöronlar arasında gerçekleşen elektro manyetik etkileşimler sonucunda oluştuğunu savunuyorlar. İnsan psikolojisi ve öğrenme süreçleriyle ilgili olarak yapılan yeni çalışmalarda insan öğrenmesinin bilginin zihinsel süreçlerde yapılandırılmasıyla olabileceği gibi bir yaklaşım üzerinde durulmakta ve eğitim programlarının daha çok bu yaklaşıma göre geliştirildiği söylenebilir.

Birey Kavramı
Tüm bu kuramsal yaklaşımlar çerçevesinde öğrenme ile ilgili olarak yapılan tanımlar çerçevesinde insan öğrenmesi; “bireyin kendi yaşantısı, tecrübesi ve deneyimi sonucunda onun davranışlarında kasıtlı ve istendik doğrultuda gerçekleşen davranış değişikliği” olarak açıklanmaktadır. Görüyoruz ki, bu tanımın daha başına ifade edilmeye çalışılan birey kavramını çok gerçekçi olarak inşa edememişiz. Bilindiği gibi “birey” kavramı batı liberal yaklaşım ve felsefesinin ortaya çıkardığı bir insan modelidir.

Batının yaşadığı karanlık dönemlerde kilise ve insan arasında ortaya çıkan baskı ve güç mücadelesi kapsamında insanın direnme reddetme güdüsünün eseri olarak ortaya çıkmış ve sonuç olarak bir isyan ve tüm dini ve kültürel değerlere başkaldırı formatına bürünmüştür. Gerçekten de o dönemlerde batı dünyasında insan özgür ve iradesini kullanmada çok önemli sorunlar yaşıyordu.

Sosyoloji biliminin öncülerinden olan İbni Haldun da işte bu noktadan hareketle batı liberal anlayışının öngörüsü olan “birey” yapısının doğu ve özellikle İslâm toplumlarına uymayacağını iddia etmiş, İslâm anlayışında insanların iradelerini özgürce kullanma ve tüm eylem ve amellerinin sorumluluğuna sahip olduklarını, “Her koyun kendi bacağından asılır.” özdeyişinde olduğu gibi Müslümanların Allah’a tam kul olmakla esasında daha da özgürleştiklerini ve başka kullukları reddettiğini belirtmiştir. İbni Haldun bu bakış açısıyla Batı liberal anlayışının ortaya çıkardığı “birey” anlayışının ve insan modelinin İslâm toplumlarına uyamayacağını, esasında bize göre “şahsiyet” olunması gerektiğini ortaya koymuştur. Cumhuriyet dönemi eğitim programlarımızın dayandığı çocuklarımızın birey yapılması hedefi halâ gerçekleştirilememiş olacak ki ifade etmeye çalıştığım gibi her seferinde yeni yeni uygulamalara yön tutulmaktadır. Demek ki bu noktada bir doku uyuşmazlığı söz konusudur.
Bilindiği ve iddia edildiği gibi öğretmenlik mesleği profesyonel bir uzmanlık mesleğidir. Bu profesyonelliğin öngördüğü yeterlik alanları olarak üst düzeyde bir alan bilgisi, aynı şekilde öğretmenlik meslek bilgisi, öğrenciyle sağlıklı bir iletişim kurulabilmesi için ona onun diliyle yaklaşılması anlamına gelen genel ve hatta yerel kültür bilgisi gerekir. Ancak o zaman öğretmen olarak öğrenciniz size doğal ve güven duyarak içinden geldiği gibi davranabilir ve o davranışlar çerçevesinde onu tanıyıp kendi parmak izi kadar ona özel olan öğrenme boyutu ve deseninden yola çıkarak daha uygun strateji, yöntem, teknik ve taktikleri belirleyebilirsiniz. Ancak bu yeterlik alanlarına ilave olarak çok önemli bir değer üzerinde de durulması gerekir. Bu değer, aydınlatmak için yanmak gerektiğinin bilinmesi ve gönüllü olarak buna talip olunmasıdır. Ancak bu yanmak Kars’lı Ebul Hasan Harakani’nin belirtmeye çalıştığı gibi tükenmek değil; daha billurlaşmak, daha cevherleşmek, daha berraklaşmak ve daha netleşmektir. Bu boyut ve yeterliğin adı bir anlamda amatörlük ruhudur. Öğretmen ancak bu değer sayesinde yaptığı işten haz alacak, tatmin olacak ve dışarıdan bir karşılık beklemeyecektir. İşini büyük bir özveri ile yapacaktır. Öğretmenlik mesleği ancak bu çerçevede profesyonel bir uzmanlık mesleği olabilir ve kutsallığı ön plâna çıkabilir.
Öğrenme gerçekleşirken bilişsel, duyuşsal ve psikomotor süreçler söz konusudur. Kısacası insanların bu üç temel boyuttan bilgi edindikleri var sayılıyor. Bilişsel öğrenme boyutundan salt bilgi değerleri olarak ilkeler, genellemeler ve kavramlar bilgileri edinilir. Duyuşsal öğrenme boyutundan değerler sistemimiz inşa edilir. Burası tamamen soyut ve psikolojik bir alandır. Bu alanda elde edilen öğrenmeler diğer boyutlardan edinilen öğrenmeleri denetleyen ve davranışa dönüştürülürken kontrol eden mekanizmalar olmaktadır. Gençlerimizin öğrenmelerini engelleyen temel faktörlerin çoğunun burada aranması gerekir. Bu alanda öğrenme ve edinilen öğrenmelerin değerlendirilmesi oldukça karmaşıktır. Psikomotor öğrenme boyutundan ise beden teknolojimizin kullanımı ve kullanım bilgileri söz konusudur.
Bilişsel öğrenme boyutunun diğer öğrenme alanlarında olduğu gibi alt aşamaları ve basamakları bulunur. Bilişsel öğrenme boyutunda bir bilginin eksiksiz olarak edinilebilmesi için; bilgi, kavrama, uygulama, analiz, sentez ve değerlendirme basamaklarının hedeflerinin gerçekleştirilmiş olması gerekir. Bir basamağın hedefleri gerçekleştirilmeden diğer basamağın hedefleri gerçekleştirilemez. Bilgi basamağında eşya, olay, obje ve olayların adının hatırlanması, sorulduğunda söylenmesi, benzerleri arasından seçilip alınması gibi hedefler söz konusudur. Kavrama
basamağında bilgi basamağında gerçekleştirilenlerin daha fazlasıyla açıklanabilmesi, uygulama basamağında da yine aynı bilgi ile ilgili olarak daha fazla açıklama ve detaylandırmanın yapılması gerekir. Daha sonra bilinip kavranan bilginin uygulanabilmesi ile ilgili olan hedefler gerçekleştirilir. Bilinip kavranan ve artık uygulanabilen olan bilgilerin en küçük parçalanamayan bilgi birimlerine ayrıştırılması gerekir. Bu basamağın hedefleri daha zor sayılabilecek hedeflerdir. Daha sonraki basamak sentez basamağıdır ve bu basamağın hedefleri de oldukça zor ve karmaşık olabilir. Bu basamağa kadar edinilen öğrenmelerle ilgili olarak yeni sentez ve bütünlerin oluşturulması beklenir. Her bir yeni sentez ve bütün daha önceki bilgilerin kullanılmasıyla üretilecek olan daha güncel ve doğruya daha yakın değerde bilgiler olacaktır. Öğrenme de esasında budur. Gerçekten de öğrenmenin günümüzde iddia edilen gerekçesi edinilen öğrenmelerin kullanılmasıyla üretile yeni ve daha güncel olup doğruya daha yakın değerdeki yeni bilgilerdir. Çünkü özellikle müspet bilimlerde insanlığı ulaştığı ve dünün, bugünün ve geleceğin mutlak doğru ve değişmez bilgisine henüz ulaşılamamıştır.

Öze Ulaşmak
İnsan denilen ve İbni Haldun’un şahsiyeti biyopsişik ve sosyokültürel bir varlıktır. Önemi olan da ona bütüncül yaklaşmak, o boyutları arasındaki mükemmel dengeleri bozmadan bir bütün olarak gelişmesine katkı sağlamaktır. Varoluşçu felsefenin iddia ettiği gibi insanın varlığı özünden önce gelir ve daha sonra özünü gerçekleştirme çabası içerisine girer. Bu süreçte düşünür, aklını kullanır ve kısacası felsefe yapar. Ancak özüne ulaşabildiği ölçüde erdemli ve insanı kâmil mertebeye ulaşabilir. Biz eğitimcilerin en temel görevleri işte bu öze ulaşma çabasında ona destek olmak ve bu sürecin daha istendik ve beklendik olmasını sağlamaktır.
Yeni eğitim, öğretim ve öğrenme yaklaşım ve paradigmaları üzerinde çalışırken bir bakış açısı olarak sahabe evlerinin ve o mekânlarda kademeli olarak yürütülen eğitim ve öğretim faaliyetleri üzerinde durulabileceğini düşünüyorum. Çünkü o evlerde gerçekten incelenmesi gereken yaklaşımlar söz konusudur.