Islah ve İmar Eksenli Eğitim
İnsan, gezegenimizin en gelişmiş ve en kabiliyetli varlığıdır. Akıl ve muhakeme gücüne sahiptir ve dört yetenekle donatılmıştır. Bunlar;
a) Hissetme,
b) Düşünme,
c) İrade ve
d) Ünsiyet yetenekleridir.
İnsanın akıl, muhakeme ve yeteneklerinin eğitimle geliştirilir. İnsan, fıtratına uygun eğitim ile eğitilir ise, varlıkların en hayırlısı (hayır-ul beriye) olur. Yeryüzünü imar ve ıslah eder. Şayet fıtratına göre değil de, kuvveti haklı olmanın nedeni sayan anlayışa göre eğitilir ise, yaratıkların en şerlisi (şer-ul beriyye) olur. Yeryüzünü ifsat ve tahrip eder. Fıtri eğitim insanın yaradılış gayesine göre verilen eğitimdir. Bu eğitimin dayanağı dünya görüşü tevhid ve adalet eksenli “Hak Merkezli Dayanışmacı Dünya Görüşüdür”. Gayesi yeryüzünü imar ve ıslahtır. “Kuvvet Merkezli Çatışmacı Dünya Görüşüne” göre verilen eğitim ise, insanı egemenlere hizmetkâr yapar. İnsanı benliğinden uzaklaştırır. Bu eğitimin gayesi insanı ölçüsüz ve ilkesiz kılmaktır. Nefis ve menfaatinin esiri haline getirmektir.

İnsan ve Kâinat
Kâinatta muazzam bir nizam var. Hiçbir şey başıboş değildir. Her şeyin bir görevi ve gayesi vardır. Hiçbir şey başıboş değildir. İnsan gezegenimizin en gelişmiş varlığıdır. İnsanın yaradılış gayesi nedir? Nereden geliyor ve nereye gidiyor? Bu soruya iki şekilde cevap verilebilir?
a- Akıl ve nakli cevap: İslami cevap.
b- Salt akli cevap: Felsefi cevap
İnsanın Yaradılış Gayesi
İnsanın yaradılış hikmet ve gayesi: “Halik-i tazım ve mahluka şefkattir.” Tevhide inanmak ve sosyal hayatta adaleti tesis ederek barış ve dayanışmayı sağlamaktır. Yeryüzünü ifsat değil, ıslah etmektir. Peygamberler ıslahın önderleridir. Despotlar(tağutlar) ise ifsadın önderleridir. “Halik-i tazım Tevhide inanmaktır. Mahluka şefkat ise sosyal sosyal hayatta adaleti tesis ederek barış ve dayanışmayı sağlamaktır.

Fıtrı eğitim, ıslah ve imar eksenli eğitimdir. Gelişmiş beşer de yeryüzünü imar eder. Bütün peygamberler, insanın yaradılış gayesinin yeryüzünü imar ve ıslah olduğunu getirdikleri ilah-i kaynaklı mesajlarıyla anlatmışlardır. Fıtri eğitim, insanın yaradılış gayesine uygun hareket etmesini sağlayan, yeteneklerini geliştiren, maddi ve manevi yönlerini göz önünde bulunduran eğitimdir. Eğitim, insanın yeteneklerini geliştirerek onun yeryüzünü imar ve ıslah kapasiteni geliştirdiği ölçüde fıtri bir eğitim olmuş olur. Fıtri eğitim insanı güvenilir (emin) kılar. Kimse onun elinden ve dilinden zarar görmez. Kişiye liyakat ve şahsiyet kazandırır. İnsan (beşer) eşref-i mahlukattır. İnsan canlıdır. Bilinçli hareket eder. Akıl ve muhakeme gücüne sahiptir. Hissetme, düşünme, irade ve ünsiyet yetenekleriyle donatılmıştır. İnsan, varlıkların en gelişmişidir. İnsan eşyanın mahiyeti hakkında bilgi edinir, sayı sayar ve bilgisini kullanarak eşyaya şekil verir. Doğal kanunların dayandığı ölçüleri matematik bilgisiyle tahlil eder. Ölçer, tartar ve sayılarla ifade eder. Bu özellikler insana hastır. Allah’ın sıfatlarının insana yansımasıdır. İnsan, farklı alternatifler arasında tercih özgürlüğüne sahiptir. Bundan dolayı yaptıklarından sorumludur. Eğitimle yetenekleri geliştirilir. Hem yeryüzünü imar ve ıslah edebileceği gibi ifsat da edebilir. Tercihin hak ve adaletten yana yaparsa yeryüzünü imar eder; yaratılanların en hayırlısı (hayrul beriye) olacağı gibi tercihini baskı, dayatma ve haksızlıktan yana yaparsa, yaratılanların en kötüsü (şer-ul beriye) konumunu da kazanabilir.
İnsanın yaradılış gayesine uygun olan fıtri eğitim insanı yaratılanların en hayırlısı kılma amacına yönelik eğitimdir. İnsan, cansız varlıklar, bitki ve hayvanların sağladığı imkânlardan yararlanarak varlığını sürdürmektedir. Akıl ve yeteneklerini kullanarak diğer varlıklardan faydalanır. Yukarıda belirtilen varlıklar insan için yaratılmıştır. İnsan bu varlıklar için yaratılmamıştır.

İnsanı Üstün Kılan Meziyetleri
İnsanı diğer yaratılanlardan üstünü kılan yetenekleri ve farklı alternatifler arasında tercih özgürlüğüne sahip olmasıdır. Diğer canlıların tercih özgürlüğü yoktur. İhtiyaçlarını karşılamak için aralarında iradi bir işbirliği ve dayanışmadan söz edilemez. Doğal olarak ya toplu olarak ya da ayrı ayrı yaşarlar. İçgüdüleri ile bir arada yaşayan canlılar yine içgüdüleriyle kendilerini korur ve ihtiyaçlarını giderecek maddelerden yararlanırlar. İnsan, hem bir toplumun üyesidir, hem de kişilik sahibidir. İnsan ünsiyet yeteneği ile topluma bağlı bir bireydir. O aynı zamanda kişiliği (nefsi) ile topluma karşı direnme ve baş kaldırma eğilimine sahiptir. Diğer canlılar ya topluluk içinde veya tek başlarına ayrı ayrı yaşarlar. Topluluk içinde yaşayan canlılar kişilik sahibi değillerdir. Ayrı ayrı yaşayanlar ise herhangi bir topluluğa bağlılıkları yoktur. İnsan kendi irade ve rızası ile kabul ettiği yasa ve kurallara uyarak toplum içinde özgür yaşar. Hukuki kural ve normlara uymakla insan özgürleşir.

İnsan Beden ve Ruhtan Oluşur
İnsan beden ve ruhtan oluşan şuur sahibi bir canlıdır. İnsanın bedeni ile ruhi boyutu arasındaki ilişkiler, hissetme, düşünme, isteme ve ünsiyet gibi dört temel yeteneği (meleksi) tarafından düzenlenmektedir. Geniş manada insanın ihtiyaçları bu dört temel yetenekten kaynaklanmaktadır. İnsanın bütün davranışları, bu dört yetenekten kaynaklanan ihtiyaçların tatmin etme amacına yöneliktir. Bu yeteneklerin dengeli bir şekilde tatmin edilmesi, insan davranışlarında da dengeyi sağlar. Söz konusu yeteneklerden biri veya birkaçının tatmin edilmemesi, insan davranışlarında dengesizliklere yol açar. Düşünen, inanan, isteyen ve hem cinsleriyle birlikte yaşamak zorunda olan insan, sahip olduğu yeteneklerinden dolayı diğer canlılardan farklıdır ve en gelişmiş canlıdır. Eğitimle insanın temel yetenekleri geliştirilir. İnsanlar eğitimle ve bilgi edinerek kişiliklerini geliştirirler. Eğitim insanı hem fiziken, hem de manen geliştirmeli. İnsan ruh ve bedeni ile bir bütündür. Maddi ve manevi yönü ve ihtiyaçları vardır. İnsanı bir bütün olarak kabul etmeyen ve sadece onun bir boyutunu öne çıkaran ve belli ihtiyaçlarını tatmin etmeyi hedefleyen sistemler onu mutlu kılamazlar. Materyalizmin insan anlayışı yetersizdir ve oldukça sığdır. Bu anlayışa dayalı yaklaşımlar, beşeri sorunlara yeterli çözüm üretemediler. İnsanın zihinsel yönü de onun maneviyat boyutunu ifade eder. İnsanı diğer canlılardan biri kabul eden ve sadece maddi ihtiyaçlarının bir bölümünü tatmin etmeyi hedefleyen anlayış ve yaklaşımlar sınırlı olan insan hayatının sıkıntı ve huzursuzluklarla geçmesine ortam hazırlamışlardır. İnsan merkezli fıtri eğitim, insanın maddi ve manevi yönleri birlikte ele alan eğitimdir.

Aydınlanma felsefesine dayalı materyalist eğitim ile 18., 19. ve 20. yüzyıllarda insanın manevi yönünü ihmal edildi. İnsan diğer canlılardan farklıdır. Aydınlık felsefesi insanı sıradan bir canlı saydı. Hatta Darwin ve onu izleyenler insanın bir hayvanın evrimleşmesi sonucu ortaya çıktığını savundular. İktisat bilimi ahlâki ve manevi değerlerden tamamen soyutlandı. İnsanın sıradan bir canlı kabul edilmesinin yol açtığı sorun ve çelişkilerin çözümü hayli zaman alacaktır. 21. yüzyılın başında bazı eğitimciler yapılan fahiş hatayı fark etti. İnsan ruhunun etkileme ve etkilenme boyutuna nefis denilmektedir. Nefis bir bakıma kişiliğin ifadesi sayılabilir. İnsan bedenin işlevlerini yerine getirmesini de hayatla ifade edebiliriz. İnsan bedeni işlevlerini sürdürdüğü sürece hayatı devam eder. Canlı, çevresiyle alışverişte bulunan varlıktır.

İnsanın Yetenekleri ve Temel İhtiyaçları
İnsan, his yeteneğiyle inanır. Düşünme yeteneğiyle bilgi edinir. İnsan aklı, bir bakıma bilgisayara benzetebileceğimiz beynimizin bir programlamacısı gibi algıladığı hususları düşünceye dönüştürür. Adeta sembolik bir dil ile eşyayı ve işitilenleri algılar. İrade yeteneğiyle eşyaya sahip olmak ister. Eşyayı üretir ve tüketir. Ünsiyet yeteneğiyle sever, diğer insanlarla birlikte yaşar. İnsanın “his etme” yeteneğinden “dini ve ahlâki”, “düşünme” yeteneğinden “ilmi”, “İrade” yeteneğinden “iktisadi” ve “Ünsiyet” yeteneğinden de “siyasi” ihtiyaçları kaynaklanır. İlim Doğruları Ortaya Kor ve Yanlışları Azaltır
İnsanlar, bu dört temel ihtiyacını karşılamak amacıyla çeşitli müesseseler kurmuşlardır. İnsanın düşünme yeteneğinin (melekesinin) ortaya koyduğu ihtiyaçların karşılanması amacıyla ilmi müesseseler kurulmuştur. İlmi kurumların temel gayesi, insanın düşünce yeteneğinden kaynaklanan ilmi ihtiyaçlarını karşılamaktır. Sahip olduğu bilgiyi değerlendirme ölçütleri “doğru” veya “yanlış” ölçütleridir. İnsan, ilimi ile doğruyu yanlıştan ayırır. Bilimde tartışma ve sorgulama esastır. Bilimsel müesseselerin gayesi, doğru olan bilgileri artırmak, yanlışları azaltmaktır. Bu müesseseler, olayları ne kadar doğru değerlendirir, kâinattaki oluşumların kurallarını hiçbir yönlendirici dış etkenin tesirinde kalmadan açıkça ve gerçeğe uygun bir şekilde ortaya korlar ise, gayeleri doğrultusunda o ölçüde işlevlerini yerine getirmiş olurlar.

Hissetme Yeteneği: İyi-Kötü Ve Güzel-Çirkin Ölçütleri
İnsanın diğer bir melekesi ise “hissetme” yeteneğidir. İnsan, çevresindeki eşyanın güzel ve çirkinliğini hissetme yeteneği ile tayin eder. İyi ve kötü ayrımını da bu yeteneğimizle belirleriz. Bu yeteneğin ortaya koyduğu ihtiyaçların karşılanması gayesiyle çeşitli dini, ahlâki ve kültürel müesseseler kurulmuştur. Dini, ahlaki ve kültürel müesseseler, insanın hissetme yeteneğinden kaynaklanan ihtiyaçları karşılarlar. İnsan dini inanç ilkeleri ile iyiyi kötüden, sanat anlayışı ile güzeli ve çirkinden ayırır. Din, insanın sevgi ve dayanışma bilincini geliştirir. İnsanın ahlaki değerlerini dini inançları belirler. İnsanın diğer insanlara iyilik yapmasını ve kötülük yapmaktan sakınmasını dini inançları motive eder. İnsanın his yeteneğini ortadan kaldırmak nasıl mümkün değilse, insanın dini ihtiyacını ortadan kaldırmak da mümkün değildir. Bu nedenle din insanlığın en eski kurumudur. Her zaman insan bu kuruma muhtaç olmuştur. Hiçbir dini kabul etmeyen insana rastlamak mümkün değildir. Din tanımayan ateistlerin dini de ateizmdir.

Medeniyetimizde İktisadi Gelişme Kavramı
Biz, insanı sosyal hadiselerin merkezine yerleştirerek sosyal olayları değerlendirmeye çalışmayı bir yöntem olarak kabul etmekteyiz. İslam ekonomisi, çalışma ile yaşama, üretimle, tüketim, arz ile talep arasında denge sağlamayı amaçlayan hak ve adalet merkezli doğal (fıtri) bir ekonomi düzenidir. İslam ekonomisi, Müslümanların Tevhid ve adalet inancına göre tesis ettikleri adil bir “ortaklık ekonomisi” olarak tanımlanabilir. Üretim, faktörlerin kendi aralarında irade ve rızalarına göre gerçekleştirdikleri ortaklık ve dayanışma ile gerçekleştirilir. Paylaşım da üretime katlananların irade ve rızalarına dayanılarak yapılır.

Gelişme = İmar x İrfan
Gelişme ve büyümenin gayesi, insanın refah düzeyini yükseltmek ve onu mutlu kılmaktır. Bu açıdan insan, iktisadi gelişmenin aracı değildir. İktisadi gelişmenin amacı insanın hayat standardını yükseltmektir. Rakamlar ve büyüklüklerle ölçülen iktisadi gelişme ve büyümenin amacına ulaşması ancak insanın refah düzeyini yükseltmekle mümkündür. Sanayi İnkılâbı ile hızlanan iktisadi büyüme II. Dünya Savaşı’ndan sonra iktisadi kalkınma ve büyüme olarak bütün dünyanın gündeminin ilk sırasına yerleştirildi. İktisadi gelişmenin beşeri boyutu ihmal edildi. Adeta insan iktisadi kalkınma ve büyümenin aracı haline getirildi. Bu yaklaşım, gerçek bir gelişme yaklaşımı sayılamaz. Çünkü istenen ve sürekli olan gelişme, hem fiziki, hem de beşeri gelişmeyi birlikte gerçekleştiren gelişmedir. Gelişmenin beşeri boyutunun ihmal edilmesi, dünyada sefaleti artırmış ve gelir dağılımındaki adaletsizliği dayanılmaz hale getirmiştir. İktisadi gelişme, ülkenin “mamur” kılınmasını ve toplumu oluşturan bireylerin “irfan” düzeyinin yükseltilmesini sağlayan fiziki ve beşeri gelişmenin bileşimidir. İktisadi Gelişme= İmar x İrfandır. Bu yaklaşıma göre iktisadi gelişme, bir ülkenin imar düzeyi ile kültürel düzeyine bağlıdır. Ülke fiziki bakımdan ne kadar imar edilmiş ise, fiziki alt yapı ne ölçüde kaynakların verimli kullanılmasına elverişli hale getirilmiş ise o ölçüde mamur edilmiştir. İnsanların eğitim, sağlık, bilgi ve kültürel düzeyi, üretim teknikleri, sanat ve dili, örf ve adetleri sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı ne ölçüde artırıyor ise, söz konusu ülkenin insanları o ölçüde gelişmiş (irfanlı) insanlardır. Bu yaklaşıma göre iktisadi gelişme, fiziki gelişme ile beşeri gelişmeyi içeren iki boyutlu bir olgudur. Beşeri gelişmeyi ihmal eden ülke sadece imar edilmekle gelişmiş ülke olamaz. Aynı şekilde fiziki gelişmeyi sağlayamayan ülke de tam anlamıyla gelişmiş ülke haline gelemez. Bir ülkenin imar düzeyi tarım kesiminde istihdam edilen emeğin verimlilik düzeyi ile ölçülebilir. Söz konusu olan ülke tarım ülkesi olsun veya olmasın, bir ülkede tarım kesiminde çalışan kişi başına düşen hâsılanın fazla olması, ülkenin imar düzeyinin yüksek olduğunu göstermektedir.

Gelişme ve Tarımsal Verimlilik
Şayet emeğin verimi düşük ise, ülkenin altyapı yatırımları yetersiz ve teknolojik girdiler azdır. Başka bir anlatımla ülke mamur değildir. Gelişmiş Batı ülkelerinde ve ABD’de tarımsal verimlik düzeyinin yüksekliği, bu ülkelerin mamur olduğunun bir göstergesi sayılabilir. Bu açıklamaya göre; İmar= Tarımsal Hâsıla / Tarım Kesiminde Çalışan İşgücü şeklinde ifade edilebilir. Bu eşitlik her ne kadar ilk bakışta gelişmişlik düzeyinin bir göstergesi olarak kabul edilmesi zor bir eşitlik görünümünde ise de, yapılacak kapsamlı bir inceleme ile konun kavranmasının güç olmadığı anlaşılacaktır.

İrfan ve Kaynakların Etkin Kullanımı
Gelişme kavramının tanımında kullanılan “irfan” ile toplumun tüketim harcamalarındaki etkinlik düzeyi anlatılmak istenmektedir. Bir ülkede insanlar, düşük harcama ile sağlıklı ve iyi beslenebilme imkânlarına sahip iseler, o ülke insanlarının irfan düzeyi yüksektir. Tasarruf eğilimi yüksek olan bir ülkede fiziki sermaye hacminin artması ve beşeri faktörün eğitim ve sağlık ihtiyaçlarını iyi karşılayacak yeterli yatırımların yapılması gelişme düzeyini yükseltecektir. İrfan ile bir bakıma toplumun tasarruf eğilimi düzeyi ifade edilmek istenmektedir. İrfan düzeyi yüksek olan toplumun tasarruf eğilimi de, bu yaklaşıma göre yüksek olacaktır. İrfanlı insan, sahip olduğu kaynakları israf etmeden verimi şekilde kullanma bilgi ve eğitim düzeyi yüksek olan insandır. İrfanlı insanı, kendi imkânlarını başkasına kasten zarar vermeden en verimli kullanma yetenek ve becerisine olan insan olarak tanımlayabiliriz.

Peygamberleri Örnek Alan Eğitimciler İmar ve Islahın Önderleri
Peygamberler insanları tevhide davet ederek irfan düzeyini yükselten rehber eğitimcilerdir. Onlar insanın yaradılış gayesinin tevhid ve adalete inanarak yeryüzünü “imar ve ıslah” etmek olduğunu insanlara öğretmişlerdir. İnanları eğiterek yeryüzünün imar ve ıslahımda örnek rehberler olmuşlardır. Milletimizin dünya görüşü ve değer ölçülerini İslam’ın esasları biçimlendirmiştir. Milletimiz, tarih boyunca kendi dünya görüşü ve değer ölçülerine dayalı olarak eğitilen fertlerden oluştuğu dönemlerde bu coğrafyayı mamur kıldı. Kitlelerin irfan düzeyini yükseltti ve barış (İslam) medeniyetinin gelişmesine katkıda bulundu. Batı’nın değerlerini esas alan bir eğitim sistemiyle geldiğimiz düzey ve Batı’nın içinde bulunduğu çelişkiler ortadadır. Gelinen bu noktada dünyada olup bitenleri incelemeliyiz. İlim evrenseldir. Nereden ve kimden olursa olsun ilmi almalıyız. Eğitim ise milli olmalıdır. Milli değerlere dayanmalıdır. Öyleyse Mevlana’ya, Hacı Bektaş-ı Veli’ye ve Yunus’a yeniden kulak vermenin zamanı gelmiştir. Onların irfan düzeyimizi yükselten ölçülerinden faydalanarak geleceğin eğitim sistemini inşa etmeliyiz.

SONUÇ
İktisadi gelişmenin sürdürebilir olmasında beşeri gelişmenin önemini 20. yüzyılın son çeyreğinde bazı düşünürler gündeme getirdi. Beşeri gelişme sağlanmadığı sürece iktisadi gelişmenin sürekli kılınamayacağı vurgulanmaya başladı. İnsanı sosyal faaliyetlerin merkezine yerleştirilmeli. Bütün sosyal gelişmelerin insana ne kazandırdığını ve ne tür külfet getirdiğini tahlillerimizde göz önünde bulundurulması gerekir. İnsan emeğiyle üretim sürecine bir faktör olarak katılmaktadır. Ama o diğer faktörler gibi düşünülemez. İnsan hem üretim yapandır, hem de kendisi için üretim yapılan bir varlıktır. O hem emeğiyle üretim faktörü işlevini yerine getirmektedir. Talebiyle de üretilen mal ve hizmetlerin tüketimini gerçekleştirmektedir. Makro iktisadi dengenin hem arz, hem de talep cephesinde yer almaktadır. İktisadi ve sosyal gelişme ile maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşıladığımız ölçüde gelişme anlam ifade eder. İnsanın yaradılış gayesini esas alan bir eğitim sistemi geliştirerek insanımızın “irfan” düzeyini yükselterek ülkemizi “mamur” kılmak suretiyle örnek ve önder bir ülkenin inşasına katkıda bulunabiliriz.

  • Uluslararası İslam Ekonomisi Finansı Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü E-mail: ersoyarif@hotmail.com Bu tebliğ, 11- 12 Şubat 2017 tarihlerinde Haymana- Ankara’da Şuurlu Öğretmenler Derneği Genel Merkezi VI. Danışma Kurulu Toplantı Programında sunulmuştur.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz