© Milli Şuur

Eğitim gibi stratejik bir alanda, millî kimliğimiz üzerine oturmuş bir eğitim sistemimizin bulunmayışı en önemli eksikliğimiz. Bu yüzden deneme yanılma yöntemini kullanıyor, sık sık “sistem” değiştiriyoruz. O kadar ki başladığı sistemle öğrenimini tamamlayabilmiş öğrenci yok gibi. Eğitimdeki bu istikrarsız gidişat “kalite” diye bir şey bırakmıyor.

Eğitimimiz tek kanatlı kuş gibi! Yalnız, yavrularımızın dış dünyasına hitap ediyor. Yani maddeci eğitim. Halbuki bir insanın bir duygu ve düşünce dünyası, gönül dünyası var.Sevdikleri, tepki gösterdikleri, kişisel derinlikleri… Manevi cephesi… Müslüman bir ülkenin evlatlarının ahlaki ve manevi yönünün ihmal edilmesi ne büyük eksiklik!

Hemen aklınıza İmam Hatip Okulları, camilerimiz, Diyanet gibi kurumlarımızın geldiğini hisseder gibiyim. Peki bu kurumlarımız dünyevileşme (sekülerizm) tuzağından hangi ölçüde kurtulabilmiştir, dersiniz? İlim, irfan, bilgelik, edep, ahlak, maneviyat, olgunluk kazandırmadaki rolleri nedir? Bu yüksek özellikleri kazandırma konusunda bir program ve hedefleri var mıdır? Mesela, “Türkiye’nin Maarif Davası” adlı eserin sahibi, büyük eğitimci Nurettin Topçu, “Çocuğa ilköğretimde ‘merhamet’, ortaöğretimde ‘adalet’ duygusunu kazandırın.” der.

EVLADINIZI ATEŞE ATMAYIN!

Türkiye, eğitim sistemini başlangıçta Amerikalı Filozof John Dewey’in hazırladığı raporlara 1950’den itibaren de Fulbright Eğitim Komisyonu’nun sunduğu önerilere göre düzenledi. Şimdi ise İstanbul Sözleşmesi’nin kabulünden dolayı, bir Avrupa Konseyi dayatması ile karşı karşıyayız. Bu konuda milletimizin nasıl bir imtihan vereceğini zaman gösterecek.

Türkiye’de milletimizin özlemini duyduğu ilk yerli ve millî ses Millî Görüş Hareketi’nden geldi. MSP ilk mitinglerinden birincisini “Millî Maarif Mitingi” adıyla Erzurum’da, ikincisini Düzce’de yaptı. Erbakan Hoca, Düzce’deki konuşmasında eğitim alanında yapılması gerekenleri şöyle anlatıyordu:

“Şu maarifimizi millî maarif yapın! Çocuklarımıza dünyasını, ahiretini öğretin. Evlatlarımız Avrupa taklitçisi bir inkârcının, hak nedir anlamamış bir insanın eline bırakılamaz. Bu mekteplerde çocuklarımız ateşe atılıyor. Evladınızı ateşe atmayın. Bu yanlış zihniyetlerin peşinden gitmeyin! Şu mektepleri yeniden kuralım. Hak ve adaleti öğretelim. Keramet Millî Selamet’te değil haa! Keramet hak yolda, hak yolda! Biz, hak yola dönelim diye kardeşlik görevimizi yapmaya çalışıyoruz.”

“Şu maarifimizi millî maarif yapın! Çocuklarımıza dünyasını, ahiretini öğretin. Evlatlarımız Avrupa taklitçisi bir inkârcının, hak nedir anlamamış bir insanın eline bırakılamaz. Bu mekteplerde çocuklarımız ateşe atılıyor. Evladınızı ateşe atmayın. Bu yanlış zihniyetlerin peşinden gitmeyin! Şu mektepleri yeniden kuralım. Hak ve adaleti öğretelim. Keramet Millî Selamet’te değil haa! Keramet hak yolda, hak yolda! Biz, hak yola dönelim diye kardeşlik görevimizi yapmaya çalışıyoruz.”

pROF.DR.nECMETTİN erbakan

MANEVİ BOŞLUK GİDERİLMELİ

Ahlakî ve manevi değerlere göre yetişen bir nesil her türlü kötülük, yanlışlık ve sapıklıklara karşı dirençli olur. İnanç, bilgi, duygu üçlüsünün oluşturduğu manevi eğitim; toplumun korku, yılgınlık ve bezginliğine fırsat vermez.

Ahlak ve maneviyattan yoksun bir eğitim de evlatlarımızı TV’ler, sosyal ağlar, internet, sapkınlığı teşvik eden film ve diziler aracılığı ile yapılan her türlü ahlaksızlığa karşı dirençsiz ve savunmasız bırakır. Böyle bir toplumda intihar ve cinayetler sıradanlaşır. Aile faciaları yaşanır. Manevi bağlar sarsılır. İnsanlar huzur ve barışa hasret kalır. Toplum kaos ortamına sürüklenir.
Manevi boşluk, kurt misali toplumun bünyesini kemirir. Gençler uyuşturucunun tuzağına düşer. Nesillerde sorumluluk duygusu kaybolur. Rüşvetsiz iş görülmez olur. Toplumun bir kesiminde lüks ve israf yayılırken diğer kesiminde yoksulluk ve sefalet hâkim olur. Korku ve endişe duygusu toplumun hücrelerine kadar siner.

Bugün gençlerin büyük çoğunluğu torpilsiz bir yere gelemeyeceğine inanıyor. Yüzde 76’sı başka ülkelerde yaşamanın planını yapıyor. İnsanların yüzde 80’den fazlasının adalete güveni yok. Peki eğitim bütün bu gelişmelere ilgisiz kalabilir mi? Toplumun sorumluluğu üzerinde olan yöneticiler ve aydınlar nerede?

EĞİTİMDE “PLANLAMA” ŞART

Eğitimin en göze çarpan eksikliklerinden biri de “planlama” eksikliği. Kamu görevi yapmak üzere ihtiyaçtan çok fazla öğrenci yetiştiriliyor. Mesela, öğretmen yetiştiren fakültelerden 1 milyona yakın öğrenci görev bekliyor fakat ihtiyaç 130 bin civarında. 5-10 bin fazlalık veya eksikliği kabul edebilirsiniz ama bu fazlalık ihtiyaçtan 5-6 kat fazla olursa bunu normal görebilmek mümkün mü?

100’den fazla üniversitede “Anestezi Teknikerliği” bölümü var. Bugüne kadar 80 bin öğrenci mezun edilmiş, toplam 377 mezuna görev verilebilmiş. Peki diğerleri ne olacak? İş bulabilirlerse farklı alanlara yönelecekler! Gencin hayallerini yıkmaya, hayata ümitsiz başlatmaya hakkımız var mı? Bu, hem insan kaynağı, hem para israfı değil midir? Gencin maneviyatının kırılması daha büyük felaket! Bu israf sürerken bazı alanlarda eleman sıkıntısı var. Bu farklılık ancak “planlama” ile giderilebilir.

Bir de her meslek grubu için “illa da üniversite” diye diretmek de doğru değil. El becerisi veya el emeği gerektiren alanlar için usta-çırak yöntemini uygulamak daha verimli. Mesela tarım işçiliği, ağaç yetiştirme, seracılık, boyacılık, tamircilik, kaportacılık, demircilik, elektrik ve su tesisatçılığı, aşçılık gibi alanlarda ilkokul öğrenimi bile yeterlidir. Ondan sonra genç, pratiğini geliştirsin, mesleki tecrübesini artırsın yeter. Sebepsiz zaman, emek ve para kaybı olmasın!

“Eğitimde asıl problem ‘sistem’ ve ‘müfredat’tır, ondan sonra ‘öğretmen’ gelir.”

Nurettin Topçu

SÜRÜKLEYİCİ UNSUR

Maneviyat büyük bir güç ve her alanda sürükleyici bir unsurdur. İnsanın bedeni madde ise manevi yönü ruhtur. Beden, ruhun (maneviyatın) emrindedir. Manevi yönü güçlü olan bir kişinin sorumluluk anlayışı da gelişmiştir. Kapsamlı ve kuşatıcı düşünür. Her işini planlı ve disiplinli yapar. Eğitimde “planlama”yı ihmal etmez. Hırslı değil, azimli olur. Bu anlayışı kazandıracak bir müfredata ihtiyaç var. Nurettin Topçu, “Eğitimde asıl problem ‘sistem’ ve ‘müfredat’tır, ondan sonra ‘öğretmen’ gelir.” der.

“Ülkeler yenilince değil, başkalarına benzeyince yıkılır.”

Aliya İzzetbegoviç

Aslımız belli, kökümüz belli. Şan ve şerefle yazılmış muhteşem bir tarihimiz var. Değerlerimiz ortada. Müslüman kimliğine sahip bir milletiz. Bize ait olan değerler bize yeter. Biz o değerlerle insanlığa öncülük ettik. Medeniyetler kurduk. İnsanlığa, insanlık öğrettik. Yine aynı değerlerle yükselecek, dünyaya “öncülük” edeceğiz. Aliya İzzetbegoviç şu tespiti yapar: “Ülkeler yenilince değil, başkalarına benzeyince yıkılır.”

TAŞLAR YERİNE OTURMALI

Eğitim yerli ve millî olmalıdır. Eğitimdeki ayrık otlarını ayıklamanın zamanı çoktan gelmiştir. Fulbright, eğitimi Batılılaştırma projesidir. Avrupa Konseyi’nin dayattığı İstanbul Sözleşmesi aile hayatımızı yıkmayı amaçlıyor. Eğitim kurumumuz isminin başındaki “millî”lik vasfını bir an önce kuşanmalıdır.

“Biz Avrupalı değiliz. Bizim yapımızdaki değerler ancak bize aittir. İslam’ın geleneksel aile yapımızdaki etkilerini yok etmeye çalışırsanız taşları yerinden oynatırsınız. Hiç istemediğiniz aile faciaları, çocuk katliamları ortaya çıkar.”

pROF. dR. Cevat Akşit

Cevat Akşit Hoca eğitimde yapılanların sonucunu şöyle haber verir: “Biz Avrupalı değiliz. Bizim yapımızdaki değerler ancak bize aittir. İslam’ın geleneksel aile yapımızdaki etkilerini yok etmeye çalışırsanız taşları yerinden oynatırsınız. Hiç istemediğiniz aile faciaları, çocuk katliamları ortaya çıkar.”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz